Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

TABUT

Kategori Kategori: Hikayeler | Yorumlar 7 Yorum | Okunma 3659 Okunma | Yazar Yazan: emrullah | 15 Nisan 2008 16:24:35

Emrullah Beye Teşekkürler...

TABUT

 

Sabahın ışıkları, duvardan yerdeki kilimlere doğru yavaş yavaş kayarken, evde haftanın diğer günlerinde olduğundan farklı bir telaş yaşanıyordu. Hoca, o günkü cuma vaazının hazırlıklarını hemen hemen tamamlamış, konuları belirlemiş, notlarını tutmuş, polat şekeriyle tatlandırdığı ıhlamur çayını yudumluyordu. Arada sırada da yüksek sesle, bazı ayetlerden bölümler okuyarak ses akortları yapıyordu. Ani bir seslenişle, “Ayşe!” diye çağırdı. Yan odadan evin gelini koşup geldi. Adet olduğu üzere kısık sesle “buyur baba” dedi. Kızı Ayşe gelin gideli aylar olmuştu ama alışkanlıktan olsa gerek, Hoca hâlâ isimleri karıştırıyordu. “Hatice kızım, paltomun yakalarını bir sil, sonra da meshlerimi güzelce boya” dedi ve ıhlamurdan bir yudum daha çekti. Gelin, yine kısık sesle “peki baba” diyerek duvarda asılı duran paltoya yöneldi.

 

Orta odada sekiz-on yaşlarında iki kardeş, küçük yeğenlerini seviyor, onu konuşturmaya çalışıyorlardı. Birden “Emrullah! , Seyfullah!” sesiyle doğruldular ve Hoca’nın odasına yöneldiler. Ayakta, babalarından gelecek talimatı beklemeye başladılar. Aslında babalarının ne söyleyeceğini az çok biliyorlardı. Çünkü o gün cuma idi. Hoca, önündeki küçük sehpanın üstünde duran ve neredeyse sehpanın yarısını kaplayan anahtarı göstererek, “Şu anahtarı alın, camiyi açın, minberi, pencerelerin önünü, şamdanları ve direklerin altındaki kara yerleri iyice silin, bezler odunlukta” dedi. Emrullah anahtarı eline alırken aynı zamanda caminin odunluğundaki tabutu da düşünüyor ve içini belirsiz bir korku kaplıyordu.

 

Hoca, son talimatı vermek üzere hanımına seslendi. Kısa bir süre sonra evin hanımı kapıda belirdi. Hoca, “Bugün müftü bizim camiye gelecek. Namazdan sonra eve buyur edeceğim. Yanında beş altı kişi daha olabilir. Sen bir yemek pişir, sütlü yap, en az on kişilik olsun. Ha, oğlanlardan birini de Küllü’nün dükkânına gönder, çarşı helvası alsın” dedi. Hanım kapıdan çıkarken, Hoca gömleğinin kollarını yukarı doğru sıyırarak arkasından tekrar seslendi, “Emine leğenle ibriği getirsin, bir abdest tazeleyeyim.”

 

Emrullah’dan küçük olmasına rağmen nedense sokakta hep Seyfullah lider olurdu. Sokağa çıkar çıkmaz yine onun dediği oldu. Camiye normal yoldan değil de Kaşıkgil’in evinin altından İrfan Hocagil’in sokağına doğru yürümeye başladılar. Seyfullah biraz daha hızlı giderek İrfan Hoca’nın evinin altındaki küçük havuzun başına gelince durdu. Havuzun dibindeki bulanık suda yüzen kurbağa yavrularını izlemeye başladı. Emrullah da az sonra gelerek cebindeki anahtarı havuzun kenarına koydu. Anahtarın ağırlığından dolayı düşen ve bir tarafa sarkan pantolonunu çekebildiği kadar yukarı çekti. Orada ne kadar oyalandılar bilinmez ama tanıyamadıkları birkaç kadın ve erkeğin İrfan Hoca’nın evine doğru yöneldiklerini görünce tekrar yola koyuldular.

 

Mescit Önü’nü geçip camiye doğru yürürken Terzi Fevzi Amca’nın dükkânından sokağa sızan sesleri duydular. Radyo, Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile bir araya geldiğini söylüyordu. Emrullah, Kenan Evren’i ilk defa geçen ay Cemil Hocagil’in televizyonunda görmüştü. Elbisesi ve şapkası çok güzeldi. Kemeri de güzel olmalıydı. “Keşke Kenan Evreninki gibi bir kemerim olsa, pantolonum hiç düşmez” diye geçirdi aklından.

 

Artık caminin avlusundan içeri girmişlerdi. Kocaman anahtarla güç bela eski ahşap kapıyı açtılar. Kapının gıcırtısı içerinin sessizliğini bir anda bozuverdi. Seyfullah, her zamanki gibi hızla içeri daldı ve çok sevdiği minberin merdivenlerine tırmanmaya başladı. Yukarı çıkınca döndü, caminin içine doğru bağırdı, “muhterem cemaaaat, aat at.” Boş camide sesin yankısı hoşuna gittikçe tekrar bağırıyordu, “muhterem cemaaaat, aat at.”

 

Camideki asli vazifeyi hatırlama ve bezleri odunluktan alma işi yine Emrullah’a kalmıştı. Ancak, bir mesele içini kemirip duruyordu. Odunlukta bir tabut vardı. Aniden aklına, geçen hafta ölen ihtiyar adam geliverdi. Korkusu bir kat daha artmıştı. Geçen kış dinlediği bir hikâyede ölülerin hortladığından bahsedilmişti. Şimdi odunluğa girip bezleri nasıl alacaktı. Seyfullah’a dese o inadına yine girmezdi. Bu bezleri odunluktan başka yere koymanın imkânı yok muydu?  Eğer onları almayı bir başarabilse, bir daha odunluğa koymayacak, başka bir yere saklayacaktı. Cesaretini toplayıp odunluğun yarı açık kapısına doğru yöneldi. Tam kapının önüne geldiğinde “urrrrg, urrrrg” diye sesler işitmeye başladı. Rengi sapsarı olmuştu. Yok, hayır bezleri alamayacaktı.  Başka bir yol denemeliydi.

 

Emrullah, korku içinde düşünürken avlunun girişinden gelen sesi duydu.“Ne yapıyorsun Emrullah?” Bu, Sırrı Abisi’nin sesiydi. Bir anda kendisini Niğbolu Kalesi’nde sıkışıp sonra da Yıldırım Beyazıt’ın “Bre Doğan” nidasıyla rahatlayan kale Komutanı Doğan Bey kadar rahatlamış hissetti. Sırrı Abisi tekrar “ne oldu, niye böyle duruyorsun?” diye sordu. Emrullah, “odunluktan bezleri alacaktım, tabutun içinden sesler gelmeye başladı” dedi. Abisi “ne sesi hani?” dedi. Emrullah, “duymuyor musun Abi?” deyince, Abisi güldü. “Aslanım bu güvercinlerin sesi, bak çatıdalar” dedi. Sonra da tabuta yöneldi, kapağını açtı, “bak bu boş” dedi. “Hem, ölülerden korkulmaz ki onlar zaten ölü. Asıl dirilerden korkulur” dedi. Bu sözler Emrullah’ın içini daha da rahatlatmıştı. Çünkü kendisi zaten dirilerden korkmuyordu. Artık ölülerden de korkmayacaktı.

 

Sırrı Abisi Darende’de olmasına rağmen o gün sanki Emrullah’ı kurtarmak için gelmişti. Emrullah, şadırvanda bezleri yıkayıp babasının dediği yerleri silerken, Sırrı Abisi de minareden cuma salasını okuyordu. Seyfullah ise “muhterem cemaat” diye başlayan vaazını bitirmek üzereydi.

 

Emrullah TOPRAK

Nisan–2008

Melikgazi/KAYSERİ

 

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

EMİNE TOPRAK { 15 Mayıs 2008 22:36:57 }
Emrullah o günlerimiz bir anıydı. Camide temizlik yaparken belki de çok tehlikeler atlatırdık, aküler, açıktaki teller yineki ceryan çarpmazdı. Ogünleri hatırlattığın için teşekkürler.
Hidayet Takci { 28 Nisan 2008 11:49:21 }
Saygıdeğer Münevver Hanım,
Sitemizde yayınlanan yazılarla ilgili kitap çalışmalarımız zaten devam ediyor. Eğer sizin de böyle bir niyetiniz var ise ekibimiz ile işbirliği içerisinde bu işi yapabilirsiniz. SuçatıHaber'de yayınlanan yazıları lütfen bir bütünlük içerisinde ve SuçatıHaber etiketiyle yayınlayalım. Saygılarımla.
M.BULUT { 28 Nisan 2008 11:37:39 }
Amca yazını bugün okudum ,(okulda 1 buçuk aydır internet yok da)duygulandım .Tüm yazıların gibi defalarca okusa insan yeni hazlar duyuyor .Sadece senin yazılarından oluşan bir kitap sen hazırlamazsan be fotokopilerden bir şeyler hazırlayacağım .Selamlar...
hulusi tatar-izmir { 19 Nisan 2008 17:02:38 }
Emrullah merhaba,çocukluk zamanımız bitip de gençlik günlerimize ilk adımımı attığımız yıllarda değişik vesilelerle çevre köylere gidip geldim. nerelisin deyince Telin'liyim derdim hemen arkasından Ali Hoca'yı tanırmısın derlerdi.gerçektende Yukarı Telin deyince köyle beraber simge haline gelmiş isimlerin başında Hacı Emmim gelirdi.Bayram namazlarında duygulanarak göz yaşları içerisinde verdiği vaazları unutmak mümkün mü? Hacı Emmi'me Allah'tan sağlılı ve uzun bir ömür diliyor dualarının içerisine bizleride katmasını umuyor ellerinden öpüyorum.sağlıcakla kalın.
Hulusi Takcı { 16 Nisan 2008 20:54:43 }
Emrullah   bizlerin büyüdüğü ailelerden farklı bir aile ortamında büyüdünüz. Farklılığın kaynağı tabiki babanız muhterem hocamız Ali dayımızdı. Bazı zamanlar eskilere yolculuk ettiğimde anısı zihnimde canlı ve taze kalan şahışların başında gelir Ali Hocam.Yukarı telindeki günlerinizi pek bilmeyiiz. Mahallemize taşındığınız zamandan sonraki dönemde farklı bir dostluğumuz oldu. İlmi irfanı hoşgörüsü belki o zamanki anlayışımız muvacehesinde takdir edemediğimiz şeylerdi. Ama bu günden geriye baktığımda gerçekten büyüklüğü hakeden bir büyüğümüzdür.Allah sağlık sıhhat ve afiyet versin. Bilmiş olmanın sorumluluğu ile dolu ve gereği için çırpınan o genç ruh hali hepimize örnek olmalı. Değişen fazla bir şey yok aslında hayatta. Değişen ve yozlaşan hayatlarımız.anlayışlarımız. Hocamın ellerinden öpüyorum seninde kalemine sağlık kardeşim.
yunus emre { 16 Nisan 2008 12:41:34 }
emrullah kardeşim, günlerdir beklediğim anı içerikli yazınızı okumanın mutluluğu içersindeyim. o dönemlerde ben lise çağlarında bir gençtim.işte bu tür yazıları tam da yazının satır aralarında gizlenen yönleriyle severim. bir dönemi geleceğe taşımış oluruz böylelikle. örneğin hacı amca profilinde bir babayı yeni zamanlarda pek bulamayız! keza aile içi ilişkilerde de önemli değişmeler oluyor; bundan otuz sene evveline gidersek daha farklı durumlarla karşılaşıyoruz. yine ev, sokak,mahalle çevresel ilişkilerdeki değişimlerin izlerini de bu tür anı yazılarından hareketle izlemek mümkündür. güncel konular üzerine de yazmak polemiklere girmek mümkün. ama sitemizin özüne uygun bir tarz olmaz diye düşünüyorum. neyse...bir çocuk dünyasından belli bir zaman kesitini ustalıkla dile getirdiğin için teşekkür ediyor. yazı hayatında başarılar diliyorum. selam ve dua ile...
fahrettin { 15 Nisan 2008 23:05:00 }
yazını okuyunca babanın bizim kapının önüne gelipte musiin diye seslenmesi geldi aklıma ve o ses hala yankıların kulaklarımda.Köyümüzün Ali Hocası bize hep mücahid olacaksınız derdi.Ellerinden öpüyorum sayın hocamın Allah ona sıhhıtli ömürler nasib eylesin.bizlerdende duasını eksik etmesin.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Gürün ve Suçatı'nın daha iyi bir hale gelebileceğine inanıyor musunuz?
Evet
Hayır
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun103 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI