Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

TOPRAK İNSANI

Kategori Kategori: Portreler | Yorumlar 5 Yorum | Okunma 2338 Okunma | 06 Nisan 2008 16:00:10

Yunus Beye Teşekkürler...

TOPRAK İNSANI

 

Otuz sene olmuştur herhalde…

 

Şu bizim yaylada, aşağı tarla denilen mevkide, yakın akrabalara ait birkaç dönümlük yer vardı. Hayvan tırnakları altında ezilmiş, yabani iğde ve kuş burnu bitkilerinin hakim olduğu, kıyısında köşesinde hayatta kalma mücadelesi veren artık yaşlanmış feleği tatlı elmaları, ceviz ve söğüt ağaçları…

 

Dayım, kendi bahçelerine gidip gelirken buraya göz ucuyla bakar, işlendiğinde nasıl da güzel bir bahçe olabileceğini hayal ederdi. Çok sevdiği çay sohbetlerinden birinde bu düşüncesini eşine açar, eşinin karşı çıkmasına rağmen, hisse sahipleriyle tek tek görüşerek bu yerin imar edilmesi ve elde edilen ürünlerden belli bir miktar verilmesi karşılığında anlaşır.

 

Güz mevsimi  henüz başlamamıştı. Hemen işe koyulmalı ve bahara  ekilip dikilmeye hazır hale getirilmeliydi. Öyle de yaptı. Bir bel, bir kazma ve bir kürek… Öyle motorla falan süreyim de sonra iri kesekleri kırayım demek yok. Orta boylu, zayıf insan, görünüşte altından kalkamayacağı bir yükün altına girmişti. Öyle bir başlangıç yaptı ki adeta birileriyle yarışır gibi hatta kavga edercesine çalışıyordu. Doğrusu bu hal dayımı tanıyalar için hiç te şaşırtıcı değildi. Bel, boyunca toprağa giriyor, ne var ne yok söküp alıyor. Beller belleri takip ediyor ve azgın otlar altında kalmış toprak ana bütün güzelliği ile kendini belli etmeye başlıyor.

 

…………………………………

 

Eylül, Ekim geçti. Maşaralar, poğlar boy boy dizilmeye başladı. Ancak, Ekim ayının huysuz yağmurları neyse de Kasım ayı ile birlikte kar da yağmaya başladı. Artık adi alıç ağaçlarının yaprakları bile sararıp solmaya başladı. Ne gam, eşi işte bir çalının duldasında ateş ocağında çayı demledi. Derme çatma yaptığı kulübeye geçti. Yönünü işlediği toprağa dönerek büyük bir gurur ve aynı zamanda huzur içerisinde çayını yudumlarken dalgın, nereye ne ekilmesi gerektiğini, üşüyen eşine tatlı tatlı anlatıyordu.

 

…………………………………

 

Ve bahar… Dere kenarına salatalık, domates ortalara patates ve değişik cinste fasulyeler, tepe tarafına  soğan, arada kalmış küçük bölmelere ise pancar ekildi. Cevizin altında otururken ıslatan bahar yağmuruna aldırmıyordu bile. Şimdiden toplayacağı ürünleri hayal ediyordu. Kazanç tabii ki önemliydi ama harap durumda olan bir yeri işte böyle güzel bir bahçe haline getirmek daha önemli olmalıydı.

 

………………………………..

 

Aman ya rabbi! Bu ne güzellik! Salatalık teneğe durmuş, fasulyeler başlarını göğe vermiş, patates, domates maşaraları  renk renk renk çiçeklerle  bezenmiş, pancarların yeşilliği ortalığa ayrı bir renk katmış, hatta şu bizim kocamış feleği tatlı elması, ceviz ve söğütler bile canlanmış sanki.

 

Vermiş olduğu emeğin karşılığını bu şekilde almış olmak ne büyük sevinçti. Şükürler olsun Ya Rabbi, Sen demiyor musun ki çalışan kim olursa olsun karşılığını veririm. İşte emek karşılığını bulmuş, zaten şirin bir mevki olan aşağı tarla, cennet bahçelerini andıran yeni bir bahçeye daha kavuşmuştu. Kürek elinde sulama işlerini yaparken her zaman olduğu gibi kalın şapkası kafasında. Şakaklarından boncuk boncuk terler dökülürken oralı olmuyor. Şu poyraz pınarının soğuk suyu bütün harareti almaya yetiyor nasıl olsa.

 

……………………………………..

 

Salatalıklar…hormonsuz efendim. Mis gibi kokuyor, kütür kütür ye yiyebildiğin kadar. Şişirmez korkma! Fasulyeyi, odun ateşinde küçük tencerede önce mis kokulu buharını çıkara çıkara pişirelim; sonra da et niyetine yiyelim. Şimdilerin fasulyesi gibi  sanki kağıt değil hakiki; organik fasulye! Domates mi? Öyle yusyuvarlak değil ama taze ekmekle çok rahatlıkla katık niyetine yenilebilir. Pancar yapraklarından da börek yapılsın yine odun ocağında. Sıcak sıcak, üfleye püfleye yenilsin.

 

Eğer son baharı bekleyebilirsek, taze bahçemizden sökülen patateslerin lezzetini anlatmakla bitiremem. Öyle eve gelmemize gerek yok. Hem sökelim, hem yiyelim. Gözden çıkarılmış kuşkanada ve yine odun ateşinde kaynatalım, bulgur gibi dağılan patatesi şöyle tandır ekmeğinin arasına sıcak sıcak yayarak yiyelim. Ama, “yapma artık, çok fanteziye kaçıyorsun” der gibi olduğunuzu düşünüyorum. Vallahi şahitlerim var, çağırabilirim! Yine son baharla birlikte bu bahçeden çıkarılan değişik renklerdeki kuru fasulyeleri de saymıyorum. Ya lezzetini, biliyorum artık kızacaksınız, geçiyorum. Hele bizim şu feleği tatlı elmasına bakın. Canlanan uç dallarında kırmızı kırmızı elmaları var; birkaç tane. Kurtlar içine girsin, sonra ufak bir esintiyle ayak değmemiş çimenlerin üzerine düşsün ve bir erken sabahta kemire kemire yiyelim.

 

………………………………..

 

Şüphesiz kilo kilo salatalık, domates, fasulye çeşitleri, patates satıldı. Eh, horantanın kışlık ihtiyaçları karşılandı. Yetmez mi? Yeter. Zaten daha fazlası istenmemişti ki. Hoş, gerçi dayım Gürün pazarından sonra Milli Piyango bileti almayı ihmal etmiyordu. Ertelediği hayallerin gerçekleşmesini piyangodan çıkacak paraya bağlamıştı, her hal. Neler yapmak isterdi; hep merak etmişimdir. Ancak biçarelere epey vaatlerde bulunduğunu hatırlıyorum. Yapar mı yapar dı doğrusu.

 

………………………………

 

Gurbetlere gidip amelelikle geçim sağlamak ta vardı; hatta bu yolu çokça da denemişti. Çoğu zaman, bahçe işlerine göre daha fazla para da kazanıyordu. Çalıştığı yerlerde de hep sevilmiş ve takdir edilmişti. Bir ara ailesiyle birlikte gurbete çıkıp ufak tefek ticaret işleriyle uğraşmayı da denemişti. Ama olmadı; illa şu sazcıvaz deresine dönecek ve toprakla baş başa kalacaktı. Huzuru buradaydı. Kaynak sularından içilecek, toprağın verdiğine şükredilecek ve hayat bu döngüde devam edip gidecekti.

 

Dayım, akrabaların bahçesini birkaç sene bu şekilde işledi. Anlaştıkları gibi ürünlerden belli bir oranda onlara da verdi. Ancak, öyle tahmin ediyorum ki harap olan bu yer işlenip böyle güzel bir bahçe haline gelince nefisler kabardı. Anlaşma yürümedi. Dayımın elinin değmediği bu bahçe yine sağından solundan pusudaki yabani otların hücumuna uğradı ve çok geçmeden eski haline dönmeye başladı.

………………………………………..

 

Tabi şimdilerde eski performansını gösteremiyor. Yaşı ilerledi. İçinde hala güzel bahçelerin hayali var fakat vücudu buna müsaade etmiyor. Milli Piyango bilet alıyor mu bilmem ama sayısal loto oynadığını duyuyorum. Demek ki hala düşleri var. Bir gün bir ikramiye çıkar mı bilemem. Ancak, günün birinde öyle bir şey olursa cömertlik adına örnek davranışlar göstereceğinden eminim.

……………………………………….

 

Ömrün uzun olsun, dayıcığım.

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Zuhal EMRE { 20 Nisan 2008 18:03:30 }
Amca merhabalar. Hafta sonu Sivas'tayız. Yazılarına baktım.Kendine iyi bak.
                                Hasan EMRE
Emrullah TOPRAK { 14 Nisan 2008 14:40:52 }
Yunus abi hakikaten Nurettin Amca tam da başlıkta tarif ettiğin gibi toprak insanı bir kişi. Onun bu çalışma azmine ben de şahit oldum. Liseyi bitirdikten sonra birkaç kez Nurettin Amca ile yevmiyeci olarak aynı yerde çalıştım. İşe kendi işiymiş gibi sarılması etrafında çalışanları çoğu kez şaşırtmıştır. Hatta bu özelliğinden dolayı birçok kişinin onunla çalışmak istemeyişine şahit oldum. İşi, iş olsun diye değil de hakkını vererek yapan birisiydi. Kalemine sağlık Yunus Abi.
sami { 14 Nisan 2008 11:27:01 }
Sevgili Kardeşim, ortaokuldan mezun olup sığır yadığım seneydi. Babam güz boşluğunda çok ciddi bir şekilde bu işe girişmişti. Biliyorsun ben o sene sığır yayma işini okullar açıldıktan yaklaşık 1 ay kadar sonra bıraktığım için okula gidememiş, evde kalmıştım. Sığır yayma işi bttikten sonra ben de babama çok olmasa da yardım ettim. Ben kasım ayından itibaren yardım etmeye başladım.Öyle zaman oludu ki sıfırın altına düşen sıcaklık belleyeceimiz yerleri dondururdu. Babam kazmayla donan yerleri kazmalar ben de ardı sıra bellerdim. Öyle bir çalışırdık ki o soğukta acaip terlerdik. Hatta benim işi bırakmak zorunda kalmam da akşam kaybolan danayı terli terli aramaya çıkıp, deyim yerindeyse terimin üzerimde donması sonucu hastalanmamla oldu. Velhasıl gerçekten orada öyle bir mücadele verildi ki içine girmeye korktuğun çalılıklar cennet bahçesine döndü. Tabiki şu anda babam bıraktıktan sonra yıllar geçti. Yine nerdeyse eski çalı ormanı halini aldı.Üzülmemek elde değil. Ama hayatın gerçeği de bu.Bakarsan bağ olur, bakmasan dağ olur. Eline diline sağlık.Yine güzel bir yazı.İçinde bizler varız ve yıllar öncesine gittik.Selamlar sevgiler.
Burhan Emre { 13 Nisan 2008 01:00:23 }
Kardeşim Yunus,yine nefis bir yazını okudum.Yaşanmış olayları süsleyerek ve akıcı bir dille çok güzel yazıyorsun .Ünlü yazar Peyami Safa sağ olsa zannederim seni kıskanırdı.Abin olarak seninle gurur duyuyorum.Ellerine sağlık.
Nurten Takcı { 09 Nisan 2008 08:59:08 }
Sevgili Yunus Abi yazılarınızın müdavimi oldum ve sabırsızlıklada bekliyorum gelecek her yeni yazınızı.Sayenizde sevdiğim insanlara başka bir gözle ve gururla bakıyorum.Okurken bu benim Ebem bu Dedem bu Teyzem Dayım elleri öpülesi sabırlı Halam bu Abim bu Babam ve Annem ....Bu güzel yazınız için de sonsuz teşekkürler.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun803 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI