Osman Beye Teşekkürler...
ZARALI İNCE HALİL
“Kösedağ dediğin büyük manzara
Bir yanı Suşehri bir yanı Zara
Otur çiçekliye zülfünü tara
Çekil duman Kösedağ'ın başından”
Anadolu bu, buram buram çiğ, çimen kokan ozanların iflah olmaz gönül dağıdır. Türkülerin en nazeninidir çiçeklerin kokusu. Sevdalar inende ateş gibi yüreğe, sözler sultanlara düşer. Sonra ezilir yürekler, göç olur yayla kervanları, coşar baharın amansız gözyaşları...
**
Küçük yaşta öksüz kalması daha bir kırgınlaştırır onu. İçinde ki kanayan dereleri, türkülerin şefkatli elleriyle sarar. Yüreğini, tabiatın eşsiz şiiriyle bütünleştirirken, kulağını da üstatların sözlerinden geri komaz. Yığınların bakıp ta göremediğini, duyup ta söyleyemediğini, O, destanlaştırır ve sunar anlayanların gönül sarayına. Karacaoğlan, Yunus, Mevlana ve diğer gönül erlerinin çeşmelerinden doldurur tasını...
**
Zara; yüzlerce ozanı, bilgeyi, devlet adamını yetiştirdi ama Halil gibi ince sözlü sultanı bir yetiştirdi, pir yetiştirdi... Onda coştu, ona sevdalandı, onu hiç unutmadı.
Zaralı Halil de geleneği diğer söz ustaları gibi koruyarak sürdürdü. Etrafında ki her olay onun esin kaynağı oldu. Hele Kösedağ, onun için adeta bir sevgili, bir sırdaş, bir yâren oldu. Dağın yüceliği, bilgeliği Halil’i de sarıp sarmaladı. Ondan güç aldı, onda neşelendi... Anadolu’nun yağız delikanlılarının bazen en nadide sırdaşıdır dağlar.
Tecer Dağı, Yıldız Dağı, Dumanlı Dağ, Kulmaç Dağları… Nasıl Köroğlu Bolu Dağı’na sevdalandıysa, Halil’de bağlanıverdi Kösedağ’ın yüceliğine.
**
Mayıs’la beraber Zara köylerini yayla coşkusu sarar. Ütükyurdu’ndan Tekke’den, Harami’den, Avşar’dan yola çıkan yaylacılar, ürünü ürünü uzanırlar kekik kokan dağlara. Yaylalar yapılır, hazırlıklar görülür, koyunlar çobanların dertli kavalıyla Kösedağ’ın merhametli kollarına atılırlar. Bu muhteşem manzaraya bizim İnce Halil hiç dayanır mı? Ve... Yüreğini yükler şiirler ülkesine:
“Şafak söktü güneş doğdu sabahtan
Mor koyunlar çekiliyor yataktan
Kelek sesi gelir gayet ıraktan
Dertli çoban çal kavalın uzaktan”
**
Ninelerin savaş destanları, gencecikken toprağa göçenler, yoksulluklardan kızaran yüzler, her ozan gibi Halil’i de derinden yaralar. Mensubu olduğu toplumun derdini dert edinir. Ağlayanla ağlar, gülenle güler. Hele de bir yetimi, hele de bir kimsesizi görmeye dursun, işte o dem yüreği kanar öksüz yıllarına.
Acıları, yaşadığı hüzün ormanları, onu daha da gürleştirir. Zaten acısız ozan olamayacağı gibi, hiç acısız Halil mi olur Zara enginlerinde?.. Hiç burkulmaz mı yürek, eksikliklere kefaret?.. Hiç gamlanmaz mı deli Kösedağ’ı, onca hicran türküsüne?..
**
Gurbeti de konuktur her daim gönül hanesine. Ölüm, ayrılık ve gurbet. Hiç kimseye beddua edilmeyecek karalıklardır. Gel gör ki onların uğramadığı ne saray olur, ne sultan olur. Gurbet içine düştü mü, O da sitemlenir sözlerin sıcak yorganına. Sitem işte, elden bir şey gelmese de gurbet bu. Bazen ekmek parası, bazen de gönül yarası için arşınlanır öte diyarlar. Yâr’dan da ayırır, yâr’e de götürür. Kim bilir ya gurbet çok ırakta, ya da gurbet Halil’in ömür boyu büyümeyen çocuk yüreğinde.
“Zara eli derler benim durağım
Evvel yakındım şimdi ırağım
Yanmaz iken yanar yüreğim
Çekil duman Kösedağın başından”
Duman çökende, ayrılıklar daha da perçinleşir onun gönlünde. Gurbeti her solukladığında, hüzne gark olur adam yüreği. Gurbet bu; deliyi velî, gölü derya, Kays’ı Mecnun, Halil’i de Halil yapar. Kimi zamanda ağu’yu içirir yüzü ekşitmeden...
Daraltsa da gönlü, usta bir sanatkâr gibi, adamı adam gibi adam yapar.
**
Kösedağ’ın bize hediye ettiği bu büyük ustayı daha iyi tanımak, daha iyi anlamak hiç de zor değil. Temmuz da, bahar sultanı dağıtanda saçlarını Kösedağ’ın kolları üzerine, Kırk Göze’den akanda misk gibi soğuk sular, yaylacıların sütleri kaymak tutanda, on iki mumluk lambaların veya "idare" ‘lerin ışığında, yayla damlarının ortasında yananda büyük ateşler, İnce Halil orda bizi bekliyor. Ezim ezim ezilen yüreğiyle, katar katar turnalarıyla, göç göç olmuş yaylalarıyla, O, bizi bekliyor. Türkülerinin hasıyla, ummanlara meydan okuyan gönlüyle, O, bizi bekliyor...
Sivas’ın, Suşehri’nin, Zara’nın destanını onun ağzından dinlemeye ne dersiniz?.. Onu Kösedağ’dan sormaya, Kösedağ’ı ondan sormaya, her ikisini de candan sormaya ne dersiniz?.. Sahi hiç söylemediniz mi bizim Halil’in türkülerini?.. Sahi, söylemediniz mi?..
Osman ÇELİK / osmancelikszm@mynet.com