Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

RİSALEİ NUR'DA TASAVVUF

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 2308 Okunma | Yazar Yazan: ebubekir | 01 Mart 2008 19:42:47

Ebubekir Beye Teşekkürler...

RİSALE-İ NUR’DA TASAVVUF


 

          Risale-i Nur, tecdidi iman noktasında materyalistlerin saldırılarına karşı kahramanca karşı koyarak çok büyük bir görev ifa etmiştir. Şu ahir zamanda Ümmeti Muhammedin en önemli meselesi olan imanı muhafaza etmede verdiği hizmet elbetteki takdire şayandır.

          1917 de Rusyadaki komünist ihtilalden sonra “dinin afyon”olarak telakki edildiği ve dini yok etmek için “Allahsızlık okulları”nın kurulduğu bir dönemde bir çok Müslüman ve gayrı Müslim ülkelerin işgali ile ortaya çıkan baskı ve zulüm rejiminin etkisiyle Müslüman ülkelerde de iman noktasında büyük zaafiyetler ortaya çıktı. İşte böylesi bir zamanda Allahın varlığı ve birliğini ispat için akli ve mantıki deliller getiren Bediüzzamanın verdiği eserlerle bu noktadaki tahribatı önlemede çok büyük bir kalkan oluşturmuştur.

          Risale-i Nur’da Üstad Bediüzzaman(ks)’ın farklı risalelerde bahsettiği konulardan biriside tasavvuf konusudur. Özellikle Bediüzzamanın “zaman tarikat zamanı değil, belki hakikat zamanıdır” sözünü daha öne çıkarıp Bediüzzamanı tasavvufa karşı imiş gibi göstererek hem Üstada bühtan edilmekte ve hemde asrı saadetten beri Allah dostlarını yetiştiren iman ve hakikat menbaına karşı haksız ve tehlikeli bir saldırı yapılmaktadır.
          Bu düşünceden hareketle Bediüzzamanın tasavvuf hakkındaki düşüncelerinin bazılarını kendi ifadeleriyle ortaya koyarak gerçeğin daha net olarak anlaşılmasında cüz'i bir katkı sağlamak amaçlanmıştır.

          Bediüzzaman, kendisinin tarikat ehli olduğunu ve Gavsül Azam Seyid Abdülkadir Geylani(ks) Hz.lerinin müridi olduğunu ve Rusyadaki esaret günlerinde kendisine imdat ettiğini (Sikke-i tasdik-i gaybi, sh;123-124) “ üç dört cihetle Nakşi iken Kadiri meşrebin ve muhabbetin ihtiyarsız hükmettiğini.”(Sikke-i Tasdiki Gaybi, sh:116)söylemektedir.

Görüldüğü gibi Bediüzzaman bir çok mürşide intisap etmiş ve kendisini İstanbula gönderen de bir Nakşibendi şeyhi olan Muhammed Diyaüddin(ks) Hz.leri olmuştur.Üstadı, Bediüzzaman yapan tasavvuf terbiyesidir.

          Bediüzzamana göre;”Tarikatler hakikatlerin yollarıdır”(sözler,463). İnsanlar bu yolla hakikate ulaşabilirler. Tarikat islam için, velayet ise peygamberlik için birer delil olarak gösterilmiştir.”Tarikat, bir bürhan-ı şeriattir,Velayet bir hücceti Risalettir”(Mektubat. Sh;416)

         Peygamberimiz bir hadislerinde “Allahın feyiz ve nur kapları vardır. Allah dostlarının kalpleri Allahın kaplarıdır” buyurmuştur. Aynı gerçeği Üstad “Mürşidin ruhu ve kalbi bir ayinedir. Cenab-ı Haktan gelen feyze makes olur. Müridine aksedilmesine vesile olur” sözleriyle ifade etmiştir.(17. Lema, sh:125)

          Bediüzzamana göre;”İhlası kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi;” Rabıta-i Mevt”(ölüm rabıtası)tir. Ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat rabıta-i mevti sülüklerinde esas tutmuşlar, tul-ü emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler(21.Lema, sh;152-153)

          İnsanın en büyük düşmanı kendi nefsidir. Nefis ile yapılacak mücadele insanın ebedi saadeti için çok önemlidir ve bu mücadeleyi Allah(cc) emretmiştir. Bu mücadelede tasavvuf ehlinin başarılı olduklarını Üstad şöyle ifade etmektedir;”İşte Nakşibendiler zikir hususunda ittihaz ettikleri zikr-i hafi(gizli) sayesinde kalbin fethiyle, ene(benlik) ve enaniyet mikrobunu öldürmeye ve şeytanın emirberi olan nefs-i emmarrenin(kafirlerin ve münafıkların nefsi) başını kırmağa muvaffak olmuşlardır. Kezalik, Kadirilerde, zikr-i cehri(açık) ile tabiat tağutlarını tarumar etmişlerdir”.(Mesnevi-i Nuriye, hubab,84)

          İhlas tasavvuf ehlinin en önemli hedeflerinden birisidir. Zira ihlas olmadan ameli salihi elde etmek mümkün değildir. Bu ise muhabbet ile elde edilebilir. İşte tasavvuf, bir muhabbeti ilahi tahsilidir. “Velayet yollarının ve tarikat şu'belerinin en mühim esası, ihlastır. Çünkü ihlas ile hafi şirklerden halas olur. İhlası kazanmayan, o yollarda gezemez ve o yolların en keskin kuvveti muhabbettir. Binler şeytan toplansa, onların mahbub-u hakikisinin(hakiki dost) kemaline işaret eden bir emareyi, onların nazarında ibtal edemez. Eğer muhabbet olmazsa, o vakit kendi nefsi ve şeytanı ve harici şeytanların ettikleri itirazat(itirazlar) içinde çok çırpınacak”(mektubat, 6.telvih, sh;421-422)

          Bediüzzaman için kalbin zikreder hale gelmesi ve çalışması içinde en büyük vasıta, velayet meratibinde(mertebesinde) zikri ilahi ile tarikat yolunda hakaik-i imaniyeye teveccüh etmektir(Mektubat. Sh:415)

          Üstad Tarikat-ı Aliyenin faydalarını bir sıralamaya tabi tutarak şunları söylemiştir.

1- İstikametli tarikat vasıtasıyla, saadet-i ebediyedeki ebedi hazinelerin anahtarları ve menşe'leri ve madenleri olan hakaik-i imaniyenin(İman hakikatleri) inkişafı(keşfi) ve vuzuhu(açığa çıkma) ve aynelyakin(görür gibi) derecesinde zuhurlarıdır.

2- Makine-i imaniyenin merkezi ve zenbereği olan kalbi, tarikat vasıta olup işletmesiyle ve o işlemekle sair letaifi(kalp, ruh, sır, hafi ve ahfa) insaniyeyi harekete getirip netice-i fıtratlarına sevk ederek hakiki insan olmaktır.

3- Alemi berzah(kabir) ve ahiret seferinde evham(vehimler) ve şübehatın hücumlarına karşı dalalet(sapıklık) ve şübehatı(şüpheler) defetmektir.

4- İmandaki marifetullah (Allahı tanımak)ve o marifetteki muhabbetullah(Allah sevgisi) zevkini, safi tarikat vasıtasıyla anlamak.

5- Tekalif-i şer'iyedeki(islamın emirleri) hakaik-i latifeyi intibah-ı kalbi(kalbin uyanması) vasıtasıyla hissetmek, takdir etmek.

6- Hakiki zevke ve ciddi teselliye ve kedersiz lezzete ve vahşetsiz ünsiyete, hakiki medar ve vasıta olan tevekkül makamını ve teslim rütbesini ve rıza derecesini kazanmaktır.

7- İhlası ve tezkiye-i nefsi(nefsin ıslahı) vasıtasıyla nefsi emmarenin ve enaniyetin tehlikelerinden kurtulmaktır.

8- Zikri kalbi ile tefekkürü akli ile adetlerini ibadet hükmüne çevirmek ve muamelat-ı dünyeviyesini, a'mal-i uhreviye(ahiret amelleri) hükmüne getirmek.

9- Seyr-i sülük-i kalbi(kalp ile yapılan manevi yolculuk) ile ve mücahede-i ruhi ile terakkiyat-ı maneviye ile insan-ı kamil olmak için çalışmaktır.(Mektubat, sh:427-428)

          Bediüzzaman, tariki Nakşibendinin üç perdesi olduğunu; birincisinin doğrudan doğruya hakik-i imaniyeye hizmet ve bunun farz olduğunu, ikincisinin farzlara ve sünnetlere hizmet ve bunun vacip olduğun, üçüncüsünün ise kalp hastalıklarının izalesine çalışmak olduğunu, bununda sünnet hükmünde olduğunu beyan etmiştir(mektubat;20-21)

İşte tarikat-ı Aliyenin, insanın hakiki imanı, marifetullahı,muhabbetullahı, ihlası, nefsi tezkiyeyi, kalbi tasviyeyi hasılı kelam kamil insan olmayı mümkün kılan bu faydaları karşısında Üstadın eski talebelerinden olan ve sonradan Gavs-ı Bilvanisi(ks) hz.lerine intisap eden emekli Yarbay Mehmet ILDIRAR; “tasavvuf, yemeğin meyvesi, tatlısı mesabesinde değil, bizzat ekmeği aşıdır” demektedir.

          Yine Üstad, tarikatlerde görülen bazı hataları bahane ederek bu kurumu yıpratmak ve kapatmak için uğraşanlara karşıda en doğru hakikatleri haykırmakatan çekinmemiştir. “En ziyade medar-ı teessüf şudurki; ehl-i sünnet ve cemaatın bir kısım zahiri uleması ve ehl-i sünnet ve cemaate mensup bir kısım ehl-i siyaset gafil insanlar; ehl-i tarikatın içinde gördükleri bazı su-i istimalatı ve bir kısım hatiatı(hataları) bahane ederek, o hazine-i uzmayı kapatmak, belki tahrip etmek ve bir nevi ab-ı hayatı dağıtan o kevser menbaını kurutmak için çalışıyorlar. Alaküllihal, bazı kusurlar ve su-i istimalat olacak. Cenab-ı Hak, ahirette muhasebe-i a'mal(amellerin hesabı) düsturuyla, adaleti Rabbaniyesini, hasenat(günahlar) ve seyyiatın(sevaplar) muvazenesiyle(denge) gösteriyor. Bazı olur bir tek hasene bin seyyiata tereccüh(tercih,üstünlük) eder, affettirir. Madem adalet-i ilahiye böyle hükmeder ve hakikat dahi bunu hak görür, tarikat, yani sünnet-i seniyye dairesinde tarikatın hasenatı seyyiatına kat'iyyen müreccah(üstün) olacağına delil; Ehl-i tarikat, ehl-i dalaletin(sapık fırkalar) hücumu zamanında imanlarını muhafaza eder. Adi bir samimi ehl-i tarikat; suri, zahiri bir mütefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder. O zevki tarikat vasıtasıyla ve muhabbeti evliya cihetiyle imanını kurtarır. Kebairle(büyük günah) fasık olur, fakat kafir olmaz.

          Tarikatta hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik(hakiki) alim zatda olsa, şimdiki zındıkların(münkir, mülhid) desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkilleşmiştir.

          Bir şey daha varki; daireyi takvadan, belki daire-i islamiyetten hariç bir suret almış bazı meşreplerin ve tarikat namını haksız olarak kendine takanların seyyiatiyle tarikat mahkum edilemez

             Alemi küfrün ve siyaseti hıristiyaniyyenin, nuru islamiyeti söndürmek için müthiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal'a-i İslamiyeden bir kal'asıdır.Merkezi hilafet olan İstanbulu beş yüz sene bütün alem-i hıristiyaniyyenin karşısında muhafaza ettiren, İstanbulda beş yüz yerde fışkıran envar-ı(nurlar) tevhid ve o merkezi İslamiyedeki ehli imanın mühim bir nokta-i istinadı, o büyük camilerin arkalarındaki tekyelerde “Allah Allah” diyenlerin kuvvet-i imaniyeleri ve marifeti ilahiyeden gelen bir muhabbeti ruhaniye ile cuşu huruşları(coşma)dır.

İşte ey akılsız hamiyet- füruşlar ve sahtekar milliyetperverler; tarikatın, hayatı içtimaiyenizde bu hasenesini çürütecek hangi seyyiatlardır, söyleyiniz”?(mektubat, 420-21-22)

            Eğer istersen hayalinde Norşin karyesinde Seyda'nın meclisine git bak, orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melaikleri bir sohbeti kudsiyede göreceksin. Sonra Parise git ve en büyük localarına gir, göreceksinki akrepler, insan suretinde, ifritler, adem suratını almışlar(mesnevi-i nuriye, hubab sh, 218-219)

            Görüldüğü gibi Bediüzzamanın tasavvuf konusundaki ana düşünceleri bu yöndedir.Bu makalenin hacmini düşünerek daha fazla sözlere yer vermedik. Her ne kadar bazı sözler bu yazdıklarımızla çelişiyor gibi gözükse de bunlarında makul bir açıklaması olmalıdır. Zira Hadis-i Kudside şöyle buyurulmuştur:” Kulum bana farzlarla yaklaşır, farzlarla yaklaştığı gibi nafilelerle de yaklaşır. Ben bir kulumu seversem onun tutan eli, gören gözü, konuşan dili, yürüyen ayağı olurum. O benimle görür, benimle konuşur, benimle iş yapar. Benden bir şey isterse onu veririm”. Burada Salih insanların Allahın muradına göre hareket ettikleri ve murad-ı İlahiye uygun iş yaptıkları beyan edilmiştir. O zaman madem ki hakikat budur o halde Bediüzzamanın tasavvuf konusundaki sözlerinde de bir birine ters mana ifade eden sözlerinin olması mümkün değildir. Onların farklı sözlerle bazı şeyleri ifade etmeleri kendilerini tekzip edemez. Bu tür sözlerin makul bir tevili ve açıklaması vardır. Bir yandan tasavvufun en önemli görevinin hakaik-i imaniyenin elde edilmesi olduğu söylenirken diğer taraftanda “zaman tarikat zamanı değildir” sözünde farklı bakış açılarıyla bakıldığında bir çelişki yoktur. Eğer şeriat, tarikat, hakikat ve marifeti içiçe geçmiş halkalar şeklinde ve merkezde marifeti düşünürsek görülecektir ki şeriatsız tarikat olamayacağı gibi tarikatsiz hakikate ulaşmakta muhaldir. Bediüzzamanda bunu ifade etmiştir.Bütün ehl-i hakikatin hep tasavvuf ehl-i olanların içinden çıkmış olmaları da bu gerçeği gözler önüne sermektedir.

            Bediüzzaman nasılki “Ben tahmin ediyorum ki eğer şeyh Abdulkadir Geylani ve Şah-ı Nakşibend gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i islamiyenin takviyesine sarf edeceklerdi” diyorsa bu gün ehl-i tasavvufun tüm gayretide bu yöndedir. Çünkü bu gün müslümanın en önemli meselesi imanı muhafaza etme meselesidir. Dolayısıyla Allah Dostlarınında tüm himmetleri bu yöndedir.

            Emirdağ Lahikasında ise Bediüzzaman şöyle demektedir;”Şimdi en mühim tekyeler, ehl-i tarikattir. Bütün kuvvetleriyle Nur Risalesini nurlandırmaları lazımdır ve elzemdir” (sh;127)

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun261 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI