Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

Kar (...çocuk gözüyle)

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 13 Yorum | Okunma 4614 Okunma | 17 Şubat 2008 21:45:50

Yunus Ağabeye Teşekkürler...

KAR(…çocuk gözüyle)

 

Bazen, akşam saatlerinde başlardı yağmaya. O, bir göz odalı evimizin penceresinden seyre dalardım. Gökyüzünden, sayılması mümkün olmayan beyaz kümeler sakin, azimli ve devamlı yağardı; öyle ki bütün kötülüklerin üstünü örtmek istercesine… Seyrederken uyuklar, daha bir azimle yağmaya devam ettiğini görmenin mutluluğu içerisinde yatağa düşerdim.

 

Sabahleyin kalktığımda ilk yaptığım şey, pencereden dışarı bakmak olurdu. Tamam, her taraf karla dolmuş ne güzel. Yağışta etkisini kaybetmeye başlamışken, önce havada bir yükselme olur, sonra yükseklerde ama çok yükseklerde bir mavilik belirir ve bütün gökyüzünü kaplardı. Güneş ve gökyüzü…koyu mavi gökyüzünün ortasında parlak mı parlak güneş. Beyaz örtüden yansıyan ışıklar gözleri alıyor. Bütün kötülükler kayboldu, sabah günahsız bir güne başladı. Gerçekten de öyle olmalıydı; gözünü beyaza açan her akraba ve komşuda, sanki yeni bir başlangıcın, yeni bir heyecanın ve çevreye karşı engin bir hoşgörünün izleri görülürdü.

 

Ayşe Şeref öğretmenimiz sorardı; en çok hangi mevsimi seviyorsunuz diye. Ben, tereddütsüz kış, derdim. Şaşırır, bakakalırdı. Oysa bayır bacak eğlence mekanlarımıza dönüşür, her tarafı kayak yerine çevirirdik. Böylelikle mevsim şeridindeki kış manzarası ilk kez karşılığını bulurdu bizde. Gerçi, bizi kış şartlarına karşı koruyacak kalın giysiler yoktu, ama olsun… Öyle ki matrak amcaların bize eşlik ettiği anlar bile olurdu. Büyük amcamın, ev yolunda bayırı tırmanırken ayaklarının kayıp, şapkasının kafasından fırlayarak eller, ayaklar havada düşmesi yok mu…

 

Mahalle aralarında kar topu savaşları yapardık. Sami, eğer takımda ise galip gelmemiz kesindi. Onun kar topları taş gibi olurdu ve gözüne kestirdiği rakibinin kurtuluş şansı pek azdı doğrusu. Eğer bir de bacağa isabet ettirirse vay halinize! Kenara çekilip ağlamaktan başka şansınız yoktu. Çocuktuk işte…lastik ayakkabılarımız karla dolar, bacağımızdaki şalvar hemencecik ıslanır, burnumuzdan, gözlerimizden yaşlar gelir ancak kar oyunlarına doyamazdık. Sonra, öğle güneşine sırtımızı döner yaşlıkları kurutmaya çalışırdık!

 

Sabiha Yengem erişte plavını çoktan hazırlamıştır öğle geçkini. Bir  de o aksi, hepimizin korkulu rüyası ineğinden aldığı tereyağı ile yapmışsa yeme de yanında yat! Almanya’daki amcamın duvara asılı camlı posterinin gülümseyen bakışları arasında Şinasi ve Veli ile kaşıkları yarıştırırcasına çalardık sahana;” ne olur şu plav tükenmesin” dilekleriyle.

 

…………………….

 

Komşu ziyaretleri olurdu uzun gecelerde. Kurt, köpek hikayeleri anlatılırdı uzun uzun. Anlatanın köpeği, kurda karşı hep galip gelirdi nedense. Ölüm, kurdun kaderiydi ancak, Heyiklerden onun sesini duyacak kadar da yakınımızdaydı. Büzülür, öylece kalırdım.  Hikayeler de anlatılırdı. Özellikle de Hz.Ali’nin kahramanlık hikayeleri. Kendimi öyle kaptırırdım ki bedenim orada ancak, ruhum hikayenin geçtiği mekanlardaydı sanki.

 

Kavurga ikram edilirdi sıcak sıcak. Hele de nohutla birlikte ise keyfe diyecek yok. Kıyır kıyır yerdik. Yedikçe de bereketlenirdi mübarek! Eyvanlarda özenle muhafaza edilmiş üzüm, kayısı, dut kurusunu ve cevizi de unutmayalım.

 

Eğer Kezban halamlara gitmişsek, pişmaniye çevirirdi; alnından boncuk boncuk terler dökülerek. Tel tel pişmaniyeler yumaklanır ve genişçe bir tabağın içerisinde ayaza bırakılırdı. İnşallah, latifeden hoşlanan bir komşu bu tabağı görmemiştir. Yoksa yerinde yeller esiyor olabilirdi. Ayazda kıvamını almış pişmaniyeyi çıtır çıtır yerken, dudaklarımız, burnumuz beyazlara bürünürdü.

 

………………………

 

Ya o ekmek pişirmeler? Niye o kadar uzun sürerdi ki. Hemen yan taraftaki tandırlıkta. Hem de  ayazlarda. Oturma odası hemen buz kesilir çünkü, kapılar açık. Yanmayan sobada ellerimi ısıtmaya çalışırdım. Sonunda ekmek pişirme işi sonuçlanır. Önce dış kapı, sonra oda kapısı kapatılır. Soba bir güzel tutuşturulur. Hah, tamam işte. Şimdi sobanın yanına oturma zamanı. Kayseri patatesi de fırındaysa değmeyin keyfime. Ellerim haşlana haşlana bir güzel soyarken, yarısını yere düşüreyim, sonra üfleyerek kum gibi dağılan patatesi afiyetle yiyeyim. Bana ne zahirelikteki undan, bulgurdan, yağdan, şekerden sonra yakacak odunun azlığından çokluğundan. Ben keyfime bakarım!!!

…………………………

 

Yarı yıl tatilinde Mehmet ve Burhan Ağabeylerimle birlikte Sazcıvaz’daki dayımlara giderdik. Yolların karla kaplı olması sorun teşkil etmez, boylaya boylaya yolu kat ederdik. Hani o yüksekteki kartallar ve yolda bize eşli eden kır kuşları? Hiç birisinin izine rastlamazdık. Varsa yoksa bembeyaz örtü. Say ve Seksenveren tepecikleri de gelinin duvağı gibi süslenmiş halde, öylece bizi seyrederlerdi. Sami, bizi düzlekte karşılardı. Sanki kırk yıl ayrıymışız da yeni karşılaşıyormuşçasına sevinirdim, Sami’yi görünce. Ya Elif ebem? daha avluda bizi karşılar,”yoğrum geldiniz mi, ebesi söğsün sizi” der ve bizi kucaklardı.

 

Başında beyaz yemenisi, birkaç süveter üzerinde kazağı, boydan entarisi üzerinde önlüğü, hafif öne eğleğiz yürüyen Elif Ebem…dilinden duası eksik olmayan, hiç kimse hakkında kötü söz söylediğine şahit olmadığım, önlüğündeki derin ve geniş cebinde bizlere, değişen mevsimlere göre ikram edeceği muhakkak bir şeyler bulunduran gönlü zengin ebem…şu dağ başındaki karla kaplanmış evi bu kadar sıcak kılan, bizi dört beş kilometre öteden buralara çeken neydi sanırsınız? Benim açımdan, Sami ve ebemin varlığıydı şüphesiz. Evet, mekanlar da sahipleriyle anlam kazanıyor doğrusu. Ebem, elinde tespihle sürekli zikrederken, geriden bizleri izler, göz göze geldiğimizde gülümserdi. Ben de ona gülümserdim. Beni, başını öne sallayarak yanına çağırır o derin cebinden bisküvi verirdi; yarısı kırık.

 

Akşam yemeği için yengem gürül gürül yanan sobada pestigan çorbası hazırlardı. İçinde birkaç parça kırmızı et de varsa bir kazan içsem doymayacağımı sanırdım. Sonra, ilerleyen saatlerde yakın akrabalar, ellerinde lükslerle dayımlara bizi ziyarete gelirlerdi. Altı kol dedikleri oyun oynarlardı. Eşler, ellerindeki iskambil kağıtlarını birbirlerine gösterirlerdi. Zaman zaman oyunu kızıştığı anlar olur, ancak pür neşe içinde devam ederdi.

………………………….

 

Düzlekte kaybolana kadar Sami bizi izlerdi. Ağabeyimlerle birlikte geri dönerdik. Yarı yıl tatili sona erer, bir okul telaşesi yeniden başlardı. İlerleyen haftalarda kar etkili olmaya çalışsa da baharın esintileri yavaş yavaş hissedilirdi. Yakın çevremizden tepelerin eteğine çekilir, sonra ise  uzaktaki küçük dağların tepelerinde bir beyaz örtü olarak kalır, daha sonraları ise tamamen kaybolurdu. Böylece kış, yerini ilkbahara bırakırken insanlar da dinlenmenin verdiği enerji ile bağ bahçe işlerine koyulmaya başlarlardı. Nedense havaların ısınmasını sevmezdim. Şu çekilmez matematik derslerinin başlayacağının işareteydi çünkü…

………………………….

 

 

 

 

“Kar ve çocuk… Tabiatın özüyle çocuğun saflığı bir noktada buluşur sanki. Bu birliktelik ergenlik dönemlerine kadar devam eder. Sonra, farklı duygular önceler insanı. Kar yağışı rutinleşir, hatta katlanılamaz bir hal alır. Hele de “ağız tadı” bozulan büyükler için…“

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Zuhal EMRE { 20 Nisan 2008 13:12:05 }
kar çocukluğumuzun en saf hali.hep mutluluktur kar çocuk için.mutluluk karla şekillenir sonra kartopuna dönüşür elimizde.kar ve saflık üzerine yazılmış çok güzel bir yazı.yüreğine sğlık amca.bu arada ben nihal.yazılarının devamı dileğiyle.
Hulusi tatar { 22 Şubat 2008 11:40:11 }
''''Geçmiş zaman olurki hayali cihan deder''''.Değerli kardeşim Yunus.Bizler burada karın yağışına hasretiz lapa lapa yağan karın altında kıtır kıtır yürümeyeli 25 yıl oldu.anlattıklarınla beni hem karların altında yürüttün hemde çocukluğıma ait yaşanmış neyimiz varsa gözlerimin önüne getirdin sana sonsuz teşekkürler.
Veli Emre { 21 Şubat 2008 00:44:11 }
Amca oğlu,bizim çocukluğumuz gerçekten dolu dolu geçti. O günleri bana tekradan yaşattın.Yarıyıl tatilinde köyde bulundum,bayırda ne kızak izi ne de kayan çocuklar vardı.Oysa biz karın yağmasını dört gözle beklerdik.Mahelle büyüklerinin tehditlerine aldırmadan özenle yaptığımız kızaklarla kayardık.
Yazılarını zevkle okuyorum.Şimdiye kadar olduğu gibi birbirinden güzel yazılarını bekliyoruz.Selamlar
fahrettin emre { 20 Şubat 2008 22:44:48 }
yunus amca eski günleri o kadar güzel anlatmışsın ki insanın o günlerde olası geliyor ama biz o zevki yaşayamadık
ziya { 20 Şubat 2008 15:30:30 }
Yunus abi yazın beni gerçekten duygulandırdı .İnsan birde gurbette memleket hasreti ile yanarken daha bir etkili oluyor.anılarımı yeniden yaşattın bana ellerine sağlık.
Erhan { 19 Şubat 2008 16:36:04 }
Yunus Abi; Öncelikle Düzce'den selamlar.Epeydir yazılarını takip ediyorum, hatta siteye girdiğimde ilk tercih ettiğim sizin yazılarınız oluyor.Gönlüne, eline sağlık.Gerçektende bir solukta,heyecanla okumak istediğim güzel yazılar.Hatta seninde yazının bir yerinde belirttiğin gibi ''bedenim uzaklarda ancak, ruhum hikayenin geçtiği mekanlardaydı sanki''.Yazınızda bunu başarabildiğinize göre...Teşekkür ederim.
Zeynel TAKCI { 18 Şubat 2008 20:26:29 }
Yunus abi, güzel yazını dışarda lapa lapa yağan kar eşliğinde okudum.Ne kadar duygulandığımı anlatmam imkansız gibi...O güzel günleri bize hatırlattığın için sana sonsuz teşekkürler...Gerek Sami abi olsun, gerek siz olun, saygı duyduğum ve örnek aldığım nadir insanlardansınız...Sazcağızsuyu'na gelişiniz bizim için adeta bayram olurdu.Sizlere katılır,en güzel oyunları oynardık...Yunus abi, duyguların hiç eksilmesin, mürekkep olsun aksın daim..
Habip BEDİR { 18 Şubat 2008 15:03:22 }
Dayım; his,heyecan,mutluluk,ümit dolu bu yazıyı okuyup duygulanmamak elde değil.İmkansızlıkların zirve olduğu ama buna inat hayallerin güllerle,
çiçeklerle dolu yücelerine ulaşmanın resmini tarihi akşında 'çocuk'gözüyle kış mevsiminde yaşattığın için sana sonsuz teşekkürler....
MÜNEVVER BULUT { 18 Şubat 2008 14:05:37 }
Elinize sağlık ,fırgatlandık..Mehmet Abi gibi bitmesini istemeyerek iki kez okudum.S.Suyuna İhsan amcalarla bir kez gitmiştik çok güzel şirin bir köydü ,köyümüzün mahallesi aslında .O günlerden güzellikler getirdiniz buram buram hasret kokan .Saygı ve selamlarla
İsmail { 18 Şubat 2008 12:18:51 }
Kar yağışlarına çok sevinirim, heyecanlanırım, mutlu olurum, hem de çocuklar gibi.. yetişkinliğin bütün dertlerinden kederlerinden sıyrılarak.. kar biriken bütün kirlerimden arındırır beni, beyazlığıyla... duygularımı zihnimi öyle bir temizler ki pirüpak eder tıpkı mevcudatı pakladığı gibi...

Yunus abi, anlattığınız yılları silik kısımlarıyla hatırlıyorum sanki S.Suyu'na geldiğinizi Sami abinin son model kızaklarıyla kızak kaydığınızı... sizi gıbtayla izlerdik biz kızak kullanacak ehliyette olmadığımız için hayran hayran sizi izlerdik, altı düzleşmiş lastik ayakkabılarla ellerimizde birer çöple idare ederdik, ne zamanki elim çivi tuttu, keser tuttu o zaman Sami abinin kızaklarını modelleyerek hatta daha ileri teknolojiyle geriye yaslanacak modellerini ürettim.

Bu satırları yazarkende karın yağıyor olması müthiş bir haz...kar taneleri Allah'ın Rahmet tecellisidir tane tane, salına salına şefkatle inişini izlemek; incitmeden dokunuşunu hissetmek Allah'ın lütfu...

Kar, şarkılara, türkülere,şiirlere konu olmuştur; kar beyazı beyazı...kar beyazdır ölüm...vs.

Saygılarımla...
Diğer Sayfalar: 1. 2. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun1038 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI