
Güneydoğu dağlarının Kandırılmış bir hiç uğruna can yakan can verenlere isyanı
Hava kararmak üzereydi; sanki yeni bir hayat başlıyordu uzun mu uzun. Dağların sessizliğine birde gecenin sessizliği eklenmişti, arada bir öten baykuşun sesinden başka ses yoktu yorgun ve kederli dağlarda.
Evet dağlar kederliydi, yorgundu yıllardır nice genç yiğitler kucağında can vermişti. Ah bir dili olsada konuşsaydı, anlatabilseydi yaşadıklarını ama dile de gelse anlatamazdı bu acıya dayanamazdı. "Vurulmuş tertemiz alnından yatıyor, bir Hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor". Her batan güneş içini kanatıyor ama elinden birşey gelmiyordu. Ne zaman bitecek Allahım ne zaman diyordu ama feryadını kimse duymuyordu. Paylaşılamayan neydi? Halbuki Ağacı, deresi, vadisi, ormanı, taşı, toprağı herkese yeterdi, neydi bu olanlar anlam veremiyordu. Bir Volkan gibi patlamak herşeyi yakıp yok etmek istiyordu, dayanamıyordu artık kalleşliğe, zulme. Neden ağlıyordu analar, neden bağrına düşüyordu kınalı kuzuların cansız bedenleri, neden kana bulanmıştı toprağı taşı. Neden neden neden, düşündükçe çıldıracak gibi oluyordu ama bunları söyleyemiyordu haykıramıyordu; Bırakın bu anlamsız kavgayı, kandırılmış yanlış yola sevk edilmiş bağrında yaşayıp nefret kusanları anlayamıyordu. Oysa o her türlü imkanı sunmuştu onlara; Taşını, topragını, ağacını suyunu o zaman paylaşılamayan neydi. Yüzyıllar boyunca kardeşçe yaşamış, sevinçte-kederde birlikte olmuş, birlikte ağlamış birlikte gülmüş. omuz omuza savaşmış düşmana karşı, aynı kandan aynı candan olanların bu ihanetini bu nefretini anlayamıyordu. Bu diyordu; olsa olsa bu cennet vatanın güzelliğini bu kardeşlerin birliğini beraberliğini istemeyenlerin çekemeyenlerin bir oyunudur. Yarın Huzuru mahşerde buna sebeb olanların yakasına yapışıp hesap soracaktı. İşte o zaman neden diyecekti ve bir cevap alacaktı. Neden kirlettiniz taşımı, toprağımı kaç genç düştü bağrıma diyecekti yıllarca neler çektim nasıl dayandım bu acıya hesap verin diyecekti. İşte o zaman o büyük günde kaçış olmayacak olamayacaktı. Gelin diyordu geç olmadan tövbe edin dönün bu yanlış yoldan daha fazla ağlatmayın anaları. Birazcık vicdanınız insanlığınız varsa vazgeçin tövbe edip sığının Yaradana.
Hava aydınlanmaya başlamıştı. Güneş sıcak yüzüyle ısıtmaya başlamıştı bağrını. Allahım sana şükürler olsun bu gecelik olsun Güneşler batmadı diyordu.