Ebubekir Beye Ait Bir Yazı
O GÖNÜLLER SULTANIYDI
22 Ekim 1993 tarihinde Ülkemizde kayan bir yıldız misali mekan değiştiren Seyyid Muhammed Raşid Hazretleri'ni(ks) ölüm yıldönümünde rahmetle anarken gerek bu dünyada gerekse ebedi alemde O'ndan müstefid olmayı arzu ediyoruz.
O bu millet üzerinde çok büyük tesirler bıraktı. Ülkemizin en sancılı döneminde İslamdan asla taviz vermeyen bir duruşla ve özellikle Türk gençliği üzerindeki muhabbeti ve tasarrufu ile yeniden asrı saadet özlemi oluşturdular.12 Eylül öncesinde bu vatan ve mukaddesatımız için çile çeken gönüldaşların davası O'nunla daha anlamlı bir hale geldi. O'nunla hapishaneler Medrese-i Yusufiyye'ye dönüştü. O'nunla, aldıkları feyizle aşka düştüler, vecde geldiler. Ve anladılar ki O gerçek bir Peygamber Varisi.
Kıymetli kardeşlerim, geçen çeyrek asır içerisinde gerek Türkiye içinde gerekse yurt dışında milyonlarca insan üzerinde çok büyük bir etki bırakan ve “Seyda” namıyla meşhur olan Seyyid Muhammed Raşid(KS) Hazretleri 23.03.1930 da Siir'tin Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde dünyayı şereflendirdiler. Babası Gavs-ı Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni(KS) Hazretleri'dir. Seyda hz'leri Evlad-ı Resul olup Bilvanis Seyyidlerindendir.
İlk tahsiline babasının yanında başlayarak çok farklı ilim adamlarından uzun yıllar süren bir tahsil dönemi oldu. Zahiri ilimlerin yanında tasavvuf eğitimi de alarak 1968 yılında Nakşibendi Halifesi oldular. 1972 yılında irşada başlayarak 21 yıl devam eden irşad hizmetlerinin sonunda 22.10.1993 cuma günü 63 yaşında Rahmet-i Rahman(CC) 'a kavuştular.
Seyda hazretleri sabır ehli, tevazu ve hilm sahibi idi. Kimseye karşı kırıcı omayan, kin tutmayan, onca insanın teveccühüne rağmen asla kibirli olmayan bir insandı. O herkese karşı daima güleryüzlü davranan hangi meslek, meşrep ve kavimden olursa olsun herkesin derdiyle ilgilenen bir gönül insanı idi. Sünneti seniyyenin ihyası ve insanların ıslahı için bütün ömrünü feda etti. O gerçek bir takva imamı ve Hakaiki imaniyeyi elde eden bir Mürşidi Kamil olarak her türlü zorluğa göğüs gererek davasından taviz vermeden yaşadı.
Kendisi görenler Allah'ı hatırlıyor ve tövbe ederek istikametini düzeltiyordu.Yüzbinlerce ayyaş, sarhoş, eşkıya, alim, cahil bu kapıda hidayet buldu. O Allah'ı kullarına, kullarıda Allah'a sevdirdi. İnsanlar O'nunla aşka, cezbeye düştüler. Hakiki imanın ve zikrin tadına erdiler.
O Allah Resulüne gerçek varis olanlardandı. Nazarı kalp hastalıklarına şifa idi, O'nu görenlerin bir anda kalpleri değişebilirve Allah'a verilen sözü hatırlar idiler. Büyükler;”bizim işimiz çözmek ve bağlamaktır “demişler. “Bize gelenlerin kalpler ini dünyadan çözer ahirete bağlarız”. O herkese aklına ve durumuna göre hitab etti. Kendisine karşı yapılan haksızlıklara sabrettiği gibi kendisine zehiri şırınga ile enjekte ederek suikast düzenleyenide affetti. Yoksullarla oturur, muhtaç olanlara gücü nisbetinde yardım ederdi. İlim ehlini ve talebeleri çok severdi. Ve şöyle söylerdi:” Ey Allah'ın kulu, bir talebe yetiştirmek bin kişiyi sofi yapmaktan efdaldir. Hele o talebe varisu'l Enbiya olursa”.
O mümin'lerin Allah'a teveccüh yeri, ümit kapısı ve tövbe vesilesi idi. 22 senelik irşadı boyunca hergün dünyanın farklı yerlerinden gelen onbinlerce kişiye Allah adına tövbe veriyordu. Tövbe alanlara ise Kur'an ve Sünnete uygun reçeteler vererek Allah'a kulluk yapmalarına vesile oldu.
Bu kapıda kimsenin kılık- kıyafetine, saçına-başına, malına -mülküne, kavmine bakılmadan tövbe almak isteyen herkese el uzatıp tövbe verdi.Kimseyi sözlü olarak oraya çağırmadıkları halde manevi hali ve ilahi bir çekimle insanlar ziyarete geldiler. O'nun derdi Allah'tı, davası kulluk, cihadı ıslahtı, istediği ihlas, sevgi ve gayretti. Halis niyetle gelen herkes, Allah yolunda bir nasip almıştır.
O'nu sevenler çoktur ama O'dan rahatsız olanlarda vardı. O'nunla ilgili olarak:” Bu zat etrafında adam topluyor, herkese tövbe zikir veriyor, milleti içki ve uyuşturucu gibi şeylerden tövbe ettirip tekel satışlarının düşmesine ve devletin zarar görmesine sebep olyor diye hakkında davalar açıldı.
Öyle bir hale geldiki meyhaneler kapanmaya başladı. Her türlü dertten muzdarip olanlar, içki, eroin mübtelası olanlar akın akın O'na koştular. Gün geldi.. 1983'te merkezi idare tarafında tam 3 yıl sürecek sürgün hayatı başladı. Önce Gökçeada'ya ve orada bir meyhanenin üstünde mecburi ikamet. Sanki içkiyi bırakanların intikamı alınıyor gibi.. Sonra Ankara'da bir buçuk yıl ve yeniden Menzile dönüş. Yirmibeş yıldır bu Milletin başına bela olan PKK terörü içinde aslında en büyük panzehir bu Allah dostları idi. Çünkü kendisini ziyarete gelen Türk, Kürt, Arap, Acem vs hangi kavimden olursa olsun kardeş oluyorlardı.Kıymetini bilip gerekli önemi vermeyenler yıllardır milletin acı çekmesine vesile oldular. Toplum içerisinde hertürlü suçun müsebbibleri daha ziyade içki, eroin mübtelası olan insanlar olmasına rağmen devletin işini kolaylaştıran bu zatlara karşı dostluk gösterilmedi. Ama O'nlar asla davalarından vazgeçmediler
Bu zatlar hakkında söz söylemek çok zor bir şey. Herşeyden önce hakkıyla tanımak lazım. Ancak biz Seyda Hazretleri hakkında yazılan eserlerden istifade ederek bunları size açıkladık. Cenabı Allah(CC)'tan şefaatlerini diliyoruz.
SEYDA HAZRETLERİ HAKKINDA SÖYLENENLER
Hekimoğlu İSMAİL
- -İki ayyaş kadehleri boşaltırken kendi arkadaşlarının bir hocaya gidip artık içmez olduklarını söylüyorlar ve kendileride gitmeye kara veriyorlar. Kafaları iyice çekiyorlar, bagajıda içkiyle doldurup gidiyorlar. O zatın karşısına ayakta duramayacak kadar sarhoş çıkarlar.
- -”Para verdiniz, gidip için..” O'nların hayatları içmekti, hocada için diyor. Hemen ayrılıp arabanın yanına gelirler. Çilingir sofralarını kurup içmek isterler, mümkün değil, tek yudum alamazlar. O zaman şişeleri taşa çalarlar.
- Kerametmi!
- Namaz kılmayan, namaza belki düşman olan kimseler abdest almaya başlıyor, titriyor, ürperiyor. “Allah” diye bağırıyor. Şubat ayındayız, mevsim kış, soğuktan değil, hayatın değişmesinden dolayı titreyenler, rengi kireç gibi olanlar, yeni bir hayata geçenler, meyhaneyi kapatanlar, namaza başlayanlar, sakal bırakanlar.
- Gong!
- Olup bitenleri anlamaya çalış. Bunlar akılla izah edilemez. Şu ayyaşın abdest alışına bak, şu komünistin Allah deyişini dinle, şu kumarbazların maddeten ve manen ellerini yıkamasını seyret. Artık modern hayatın çölünde vaha kurulmuş, artık islami bir hayatın çizgileri çizilmiş
- Çorba
- “Müslümanlar para kazanın zengin olmayın” cümlesinin tatbikatı burada. Gönüller Sultanı Asr-ı Saadeti 20. asra getirmeye çalışıyor. Yüzlerce, binlerce insana hergün kendi kazancından iki öğün çorba içiriyor, kimseden bir şey alınmıyor. Herkese birşeyler veriliyor. Çorba ve ekmek bugünki standartların dışında fakat Sahabe çorbasına ve ekmeğine çok yakın.
- Mihenk
- Gördüğüm, duyduğum herşeyi İslamın mihengine vurmaya çalıştım. Bildiğim kadarıyla İslama aykırı bir hal yok.
- Sürgün
- Düşünüyorum, bir kısım insanları devlet sürgün ediyor. Gönüller Sultanı, kendi kendini sürgün etmiş, şehirlerden uzaklaştırmış. Siyaset, parti, iktidar hırsı yok. Şehirlerin günah akan caddeleri, hileli hurdalı ticaretleri yok. Gayri ihtiyari kendi kendime sordum “Türkiyedemiyim”
- Irklar kavimler kaynaşmış, diller bir kelimede ittifak etmiş “Allah”
- -Seyda Hz.leri pek konuşmazdı. Ama O'nu gören kötü alışkanlıklarını terk eder, yanına yaklaşana İslami hayat aşılardı. Bu elbette Allah vergisiydi. Menzilde Kürdü, Türkü, Arabı kardeş kesilirdi. Böylece milli derdimizin demanı idi, bir kısım bürokratlar kadrini bilemedi. Osmanlı Devletini asırlarca ayakta tutanlar Raşid efendi gibi kimselerdi. Türkiye bunların kıymetini bilemediği için şimdi başımıza PKK olayları çıktı. Çünkü İslamiyeti yaşamaktan başka bir gayesi olmayan Raşid efendi ve O'nun gibiler sürekli gözetim altında bulunduruldu, sürgün edildi, ifadesi alındı. Kısacası rahat bırakılmadı,olaylar PKK'lılara malzeme oldu.
Fehmi KORU-
- - O sözlü ikna yerine, hal ve tavrıyla tebliğ yöntemi idi onunki. Mana aleminin dışında kalanlar işte bunu anlayamaz. Onların zannettikleri, inanan kesim arasındaki ilişkilerin madde ve para temeline dayandığıdır.
- -Vaktiyle meyhane iken lokantaya çevrilmiş yerler gördüm Anadolu'da...Adlarınıda “Menzil”e çevirmişler
Vehbi VAKKASOĞLU
- -Bir tarihte son Osmanlılardan Münevver Ayaşlı Hanımefendiden dinlemiştim. O'da ziyarete gitmiş. İngiltereden gelen müslüman olmuş bir kafile, bunlardan tarikat mensubu insanlar merak etmişler, Türkiyede yaşayan Allah Dostlarını bir görelim diye. O zaman gidip ziyaret etmişler, M. Raşid hz.lerini. Çoğu hanım olduğu için hanımlara yakın konuşmayı arzu etmediği söylenmiş kendilerine. Ama O'nlar o gönül insanları, maddeden, maddenin getirdiği bataklıktan bunalmış insanlar “uzaktan olsun görelim” demişler ve Münevver hanımdan ben dinlemiştim “ nasıl bir kanaat edindiniz” diye sordum. Evladım demişti bana, uzaktan görünen maddi, manevi hali, eşkali, tavrı hatta görünüşüyle O'nun gerçek bir Nakşi şeyhi, bir veli ve Allah dostu olduğuna inandım. Yaklaşmamıza, bizatihi muhatap olmamıza hiç gerek kalmadı. O'nun ruhaniyeti bizi o kadar uzak mesafelerde kavramıştı” demişti. İngiliz müslümanlarında bu karara çok katılmış olmaları, bizim için çok önemliydi. O mübarek zatın en çok hoşuma giden özelliklerinden bir tanesi kesinlikle gıybet ettirmemesi, cemaatleri ve tarikatları bir rakip firma olarak kesinlikle görmemesi ve O'nlar hakkında soru sorulupta konuşma mecburiyetinde kaldığı zamanda bizatihi şahit olmuşumdur; daima övgüyle daima onların hizmetlerini takdirle yad etmesidir.İslam kardeşliğini bugün tesis etmek için, bu anlayışa ihtiyacımız var.
Sadık ALBAYRAK
- Seyda hazretlerinin cedleri hangi baskı ve zulme uğramışlarsa kendileride aynı şekilde bundan payını almıştır. Hiçbir siyasi otoriteye başkaldırmadığı halde Cenab-ı Peygamber'in Ehl-i Beytin çizgisini sürdürüp siyasi otoritenin mefluç, müflis ve mülevves bir hale girdiği toplumun değişik katmanlarındaki insanları bir tek çizgiye getirmesi, en çok şeriat ve tarikat düşmanlarının tepkisini çekmiştir. İnsanların Türkiye ve Türkiye dışından kafilelerle Menzile gelmesi, bu yeni ihya hareketi ve militarist baskılarla sürgün edilmesi, yaptığı hizmetlerin büyüklüğünü gösterir.
Altınoluk Dergisi
- -Doğunun farklı manalar yüklendiği bir zamanda Doğu'da yaşamasına rağmen ülkenin doğusundan batısından coşkulu bir gönül akımının hedef noktası olması, Türkiye için kurtuluşu işaret eden remizler taşır. Türkiye O'nu anlasaydı, bunca sancıyı yaşamazdı eminiz.Çünkü böyle Allah Dostları, tıpkı bayrağını taşıdıkları Allah Resulü(SA) gibi şahıslarında iklimleri, kavimleri, renkleri, sesleri, dilleri kardeş yaparlar. Birbirine ısındırılar,O'nların yüreklerinde buluşanlar dost olurlar, kardeş olurlar.
- -Muhammed Raşid Efendi, sanki Rabbimizin, tevbe kapısıdır. O'na gelen tevbe kapısından girer, yıkanır, arınır, durulur bir güzel insan olur.Muhammed Raşid Efendinin duası, nazı niyazı bir şefkatli nazarı adeta bir ölüp dirilme ameliyesinden geçirmiş ve ortaya yepyeni bir kişilik çıkmış.Ders ne? Şu: İnsanları günahları sebebiyle bitirmemek gerek. Gerek ki Allaha yakaracak bir kalp sahibi olmalı ve onunla dergah-ı ilahiyeye yönelmeli. Orada kapılar her zaman açık. Yeterki ulaşılabilsin.
ŞERİF BENEKÇİ
- -Siz, toprak örtülü evlerin tehlike addedilerek kuşatılması, sürgünlere ve her şeye rağmen, pak ceddinizin açtığı aydınlık çizgiyi sürdürdünüz. Horlanmış bir ümmet, ikiye ayrılmış bir millet ve kimlik bunalımına sürüklenen gençlik, sizi bulmakta ve benimsemede geçikmedi. Ateşin ortasında oluşturduğunuz bahçede, renkler ve ırklar yanyana oturmanın, zikir halkası oluşturmanın ve müslüman kardeşi olmanın doyumsuz keyfini yaşadı.
- -Siz, vaktin iyice daraldığı karaların ve denizlerin bile kirlendiği bir zamanda geldiniz. Rabbim sizi, insanlık erdemlerinin dağ doruklarına kaçırıldığı, kalplerin darmadağın olduğu, şaşmaz ve değişmez ölçülerin bile makam ve mevki uğruna akademik tartışmalara mevzu edildiği bir zamanda , ahir zamanda göndermişti.Sizin amacınız insanlığı kurtarmaktı. Öğretiniz sadelik ve derinlik esası na dayanıyor; ve siz, sözün ayağa düştüğü bir zamanda, sükutun zirvesinde kalmayı yeğliyordunuz.
Taha KIVANÇ
- -Hıncal ULUÇ anlatıyor:” Ben o sırada Erkekçe dergisi genel yayın müdürüyüm. Şeyh'in ünü öylesine yayılmıştı ki arkadaşları Menzil köyüne yolladık. Öğrendikleri ilginçti. Gerçekten Şeyh'in evi yurdun dört bir yanından gelenlerle dolup taşıyordu. Özellikle içki, sigara ve kumarı bırakmak isteyenleri , yakınları akın akın Şeyh'e getiririyorlardı. Anlatılanlara göre, Şeyh bunların hepsini tedavide ediyordu ama para almıyordu. Tüm ısrarlara rağmen maddi karşılık kabul etmiyordu.
- Ahmet Selçuk ÖZDAĞ
- Kendileri ile tanışmam 12 Eylül hazan rüzgarlarının vatan çocuklarını acımasızca savurduğu günlere rastlar.Buca cezaevinden Manisa emniyetine götürülmüştüm. Acılarım o kadar uzviyet kazanmış, şahsiyetim, kişiliğim o kadar ayaklar altına alınmıştıki, İslamın yasakladığı intiharı düşünür olmuştum ve canıma kıymaya kara vermiştim. Ben med ve cezirlerin fazlalaştığında uzaklaşmıştım. Bir ara(uyku ile uyanıklık arası) bir ses duydum,- Muhammed Raşid Hazretleri, Muhammed Raşid Hazretleri- diye birisini çağırıyordu, sesleniyordu. Gözlerimi açtım, karşımda hücremde beyaz sakallı, yeşil cübbeli, iri cüsseli bir zat. Bir an titredim, acılarım unutturuldu, gülümsedim. Gördüğüm siluet kayboldu. Bir daha sorguya alınmadım. 12 Eylül önceleri, Ahmet ER ağabeyimden, Seyda Hazretlerinin ismini çok duyduğum için, keramet izhar ettiklerine, hücrelerde dahi tasarrufta bulunduklarına bizzat şahit oldum.
- -Neslimiz mana ve madde planında yeni fetihler yapmak istiyorsa gönül erleriyle bir ve bütün olmak zorundadır. İnanıyoruz ve iman ediyoruzki, bu ruhla maneviyat sofrasının ev sahipliğini Müslüman Türk milleti yapacaktır.
Cemal İNCESOYLUER
- Bir arkadaşın vesile olmasıyla Seyda Hazretlerini tanıdım Aslinda ne bilgim nede böyle bir talebim vardı, hatta tasavvufa karşı birisi idim. Yolculuk boyunca arkadaşın sohbeti beni etkilemişti.Seyda Hazretlerini görmem, camiye girişi ve namaz kıldırışı benim ruh iklimimde depremler oluşturdu. Dertliydim, bir sürü maddi ve manevi problemlerim vardı. Bütün problemlerimi Seyda Hazretlerine anlattım. Çok yakından ilgilendiler. Son olarak işsiz olduğumu da söyledim.Tokatta iş olup olmadığını sordular bende bulamadığımı söyledim.Kendileri,”Tokat'ta inşaallah iş bulursun, Tokat'a git” dediler. İki gün sonra Tokat Valisi Recep YAZICIOĞLU beni yanlarına çağırdı, basın müşaviri olarak çalışıp çalışmayacağımı sordu, kabul ettim ve işe başladım
Ahmet ER
- Kendileri hayatta iken bir mana aleminde sordum:”Kurban, Türk milletinin ve İslamiyetin yükselişini, Türk- İslam medeniyetinin doğuşunu milletimize müjdeleyebilirmiyiz? “Müjdeleyebilirsiniz” diye cevap buyurdular. Başka bir zamanda mana âleminde “maksadın nedir” diye sordu.”Türk –İslam medeniyetini zamanımızda yeniden inşa etmektir” Cevabı beğendi ve başını eğerek tasdik etti.
- Bu dergâhın genel vasfı şudur: Büyük bir iman ve muhabbet sofrasıdır. Milli ve manevi değerlerle süslü gençliğe büyük teveccüh ve tasarruf ettiğini manada da, zahirde de müşahede ettim. Osmanlı’nın çöküşü ile kapanan mana ehlinden istifade, bugünkü genç kuşak tarafından tekrar başlatılmıştır.
- Seyda Hazretleri bir gün beni yanına çağırdı ve merhum Türkeşi, merhum Gün Sazak'ı ve beni belirli bir gün vererek yanına çağırdı ve bizlerle görüşmek istediğini belirtti Ben bu isteği Türkeş Beye üç defa söyledim ve her üçünde de “şimdi olmaz” cevabını aldım. Dolayısıyla biz o gün Seyda hz.leri ile görüşemedik ama o gün Gün Sazak şehit edilmişti ve ben anladımki Seda hz.leri bu olaya müdahale etmek istemişti.
- Açıklama; İki türlü kader vardır; 1- Mübrem kader, yani değişmeyen kadredir ki bu kader kesindir ve Hiçbir sebep bunun değişmesine vesile olamaz. 2- Muallak kader, bu kader ise sebeplerle, dua ile veya sadaka ile değişebilir. Bunu değiştirecek olan da yine Cenab-ı Allahtır. Bu nedenle Mevlana Halidi Bağdadi hz.leri;” Kamil Allah dostları bir şeyin muallak kader içerisinde olduğunu anlamadan asla o konuda dua etmezler” buyurmuştur.
Namık Kemal ZEYBEK
-Seyda Hazretlerini Kahtada kaymakamlık yaptığım yıllarda tanıdım. Bir defa tanımayanların peşin hükümleri var. Türkiyede tasavvuf nedir? Mutasavvıflar kimlerdir? Tarihte ne yapmışlar, bu gün ne yapmaktadırlar? Bunlar yeteri kadar bilinmediği için, bir kara propagandanın tesiriyle ne yazık ki peşin hükümle iyi bakılmıyor. Ama be şunu gördüm: Buradaki insanlar siyasetle uğraşmazlar, devletin ve milletin birliğine bağlıdırlar. O’ların orada bulunması devletimiz ve milletimiz için büyük bir nimettir.
- Ben kendim için kurtuluş yolu olarak, bu büyük insanları sevmeyi ve sevenleri sevmeyi o sevenlerle birlikte bulunmayı görüyorum.
Muhsin YAZICIOĞLU
- Benim ilk karşılaştığımdaki intibam hep tasavvuf kitaplarında okuduğumuz ama ulaşamadığımız, hissedemeyeceğimiz güzel duyguları yaşama ve hissetme durumunda oldum.Cezaevinde ikende manevi irtibatımız oldu. Bir gün bana güzel bir hikaye anlattı. Hikaye şöyle:” Bir zatın iki tane oğlu varmış. Kendisi vefat ederken üç küp altın bırakmış. Çocuklarına” bu küp altınların birer tanesi sizin. Üçüncüsüde dünyanın en ahmak adamının” diye vasiyet etmiş. Babalarının vefatından sonra bu iki kardeş çok yer dolaşmışlar. Kimi bulsalar bundan daha ahmağı çıkar düşüncesiyle dolaşıp durmuşlar. Küçük kardeş bir şehirden geçerken bakıyorki, bir zatın sakalının bir tarafını yülümüşler, bir tarafı duruyor. O adamı ayrıca merkebe ters bindirmişler. Kuyruğunuda eline vermişler. Boynuna tezek takmışlar, etrafına çıngıraklar asmışlar. Ve kendisini tef, davul çalarak, halkın arasında dolaştırarak rezil rüsvay etmişler. O zaman bu küçük kardeş oradaki insanlara sormuş: Bu adamın ne suçu vardı da bu kadar eziyet ediyorsunuz? Cevaben, herhangi bir suçu yok demişler. Bizim burada adet olduğu için yapıyoruz. Bu adam buranın valisi idi. Belli bir süre valilik yapar sonra süresi dolduğu zaman bunu tahttan indiririz. Halkın arasında böyle dolaştırırız. Öbürünüde törenle tahtına oturturuz dediler. Bunun üzerine küçük kardeş; peki şimdi tahtına törenle oturttuğunuz süresi bittikten sonra bunun gibi halkın arasında dolaştırılacak mı diye sormuş. Onlarda evet demişler. Küçük kardeş hemen eve gidip bir küp altını alıp gelmiş, getirip valinin önüne koymuş. Valiye, bu küp altın babamın vasiyeti üzerinize sizin şahsınıza aittir. Vali, ama ben babanızı tanımıyorum demiş, küçük kardeş evet, babamda sizi tanımazdı. Zaten bize vasiyet etikti dünyanın en ahmağını bul ona ver diye.. Vali hiddetle oturduğu koltuğundan kalkmış ve demişki ben koca bir valiyim, nasıl olurda dünyanın en ahmağı olurum. Küçük kardeş, sizin bir sene sonranızı görüyorum. Bu valilik dönemi bittikten sonra size şöyle şöyle yapacaklar ve sen kendinde böyle olacağını biliyorsun. Bunu bile bile buraya oturmak ahmaklık değilmi? Demiş.
- Bu hikayeyi anlattıktan sonra elini omzuma vurdu. Dedi ki:” Manevi rütbelere talip ol. Yoksa insanlar alkışlar, sonrada taşlarlar. İnsanlara güvenme, önemli olan manevi rütbelere talip olmaktır..”