Ben Ankara’dan Mehmet Canib ÖKSÜZ. 1979 Suçatı doğumluyum. Benim ve ailemin Suçatıdan ayrılışımız, diğer örneklerine göre biraz daha ilginç oldu. 1991 yılında üstün zekalı olan kardeşimin, bu Allah vergisi zekasının yetkili kimseler tarafından fark edilmesi ve aynı yetkili kimselerin, bizim ailece Ankara’ya taşınmamızı öngörmeleri üzerine, Ankara’ya taşındık.
Taşınma hikayemle kafa şişirmek değil amacım. Zaten taşınmaktan ziyade o taşınmamın 12 yaşım üzerindeki etkileri burada anlatmak istediğim.
O zamanlar, yani doksanlı yıllar, yaşıtım her taşra çocuğu gibi bende büyük şehri, bilir-bilmez, ister ve arzulardım. Her şeyin televizyonda gördüğüm gibi olduğunu tahayyül ederdim. Örneğin Ankara’ya taşındığımızda her akşam daha doğrusu her sofrada kola içebileceğimizi sanırdım. Ve inanın salt bu umut dahi o dönem için memleketi terk etmeye fevkalade yeterli bir sebepti. Sonra kızlarla - hem de hiç utanmadan - aynı sıralarda oturabileceğim bir okul, sıklıkla dışarıda yenecek yemekler, tren, lunapark, oyuncaklar –ki en önemlisi plastik olmayan, gerçek- futbol topları, bisiklet vs. yani kısaca doksanlı yıllar devlet televizyonunun ekranlara taşıdığı ve köyümde olmayan her şey beni bekliyordu Ankara”da. Memleket kavramı için küçük olan aklım, daha sonra ki yıllar boyunca memleket yani sıla meselesiyle meşgul olacağını henüz bilmiyordu.
Tahmin edileceği üzere şehir yaşantısı müthiş bir acımasızlıkla ve hayal ettiğimin çok ötesinde, sinir bozucu bir gerçeklikle karşıladı beni. Belki orta ölçekli bir Richiy RICH olmaktı hayalim. Bu hayalden uzaklaştıkça ve şehir meselesinin sandığım gibi, bütün arzuların karşılanabildiği daha doğrusu karşılandığı bir yer olmadığını anlamakla birlikte içimde belirmeye başladı memleket hasreti. Burada marifet elbette ki "cennet suçatı" nın falan değil. Bu gibi sessiz bir hayal kırıklığı yaşayan, bir yerin uzak oluşunu gitmek isteyip de gidemeyince algılayabilen ve gözlerini dünyaya açtığı yeri, ne olduğunu anlamadan ilk kez terk eden,
Ve sonra zamanla suçatı anlamını bulmaya başladı kafamda.
Benim için Suçatı:
büyükbabamın öksürmesi soba başında sigara içerken
anne annemin ince dallarla yaktığı ocak.
öğretmenden neden olduğunu bilmeden yediğim dayaklar.
herkesin akraba olmasına karşın aynı oranda düşman olabilmesi.
babamın gurbetten gelişi.
baharda kendi bahçemiz dururken komşunun bahçesinden çalınan çağlalar
göğ ırmağa hem saygı hem korku duymam
üç dükkanlı yolçatını
akıl almaz bir metropol sanabilmem
muzaffer amcanın sigara küllü dondurması
çarşı ekmeği
etli ekmek.
düğünlere ve özel günlere hediye diye götürülen küp şekerler.
Sevdiğim kızlardan ve nedense onların birinci derece bütün akrabalarından utanmalarım.
Yaz tatili için köye gelen her gurbetçiyi yalılarda ve villalarda yaşıyor sanabilmem,
İlk baharı tepelerde nevruz peşinde karşılamak,
Sabah top oynayıp öğleden sonra kavga ettiğim emmi oğullarım,
Karne hediyesi olarak en fazla bir sapan bekleyen çocukluğumdur suçatı benim için.
Taşındığımızın hemen ertesi günü köye geri dönmek istediğimi anımsıyorum. Hiçbir şey beklediğim gibi değildi. Kendimi çok küçük ve değersiz hissettiğim bir dünyanın içinde buldum. Hiçbir şey yerli yerinde değildi. Bilmedik yüzler ve bilmedik şeyler, bildik şeylere özlemimi kamçılıyordu. Tabi o zamanlar meseleyi şimdiki gibi şiirsel algılamak ne mümkün. Siz de bilirsiniz melankolik bir sıkıntı yaşarken, onun bir zaman sonra şiirsel anlatımlar bulacağını düşünemez, sadece ve sadece o buhrandan kurtulmanın yollarını ararsınız. Bir çocuk yada memleketini özleyen herkes içinde bu kurtuluş yolu, memleketini hayal etmek ve memleketine dair her şeyi olduğundan çok daha fazla iyiymiş gibi düşünmek ve özlemektir. Bende bunu yaptım. Hem de çok uzun zaman. Beni ürküten her şeye karşı en bildiğim şeyi memleketimi düşledim.
Ve şimdi bu site vasıtasıyla, memleketine dair bir şeyler arayan ve şehir yaşantısında küçük de olsa hayal kırıklıkları yaşayan herkes, korkunca yorgana sarılan çocuklar gibi, Suçatı hayaline sarılmaktalar. Bizler bu ortam vasıtasıyla biraz da kent yaşamının yenilmişliklerini gideriyoruz. Çok farklı hayatlar yaşasak dahi ortak bir noktamız var. Sebepler doğrultusunda yaşı kaç olursa olsun toprağından istekli veya isteksiz ayrılmak zorunda kalan ve gün geçtikce bu mecburiyete gizli gizli kinlenen insanlarız. Bu siteyi tasarlayan dayım hakikaten çok ciddi bir iş başarmış. Katkılarımızla güçlendirdiğimiz zaman bu site bir çoğumuzun sıla köşesi olacaktır. Ve toprağından ekmek kavgası için ayrılan bizler çağın iletişim aracını etkili kullanmak vasıtasıyla, bom boş kalmış memleketimizi en azından kafalarımızda güncel tutabileceğiz.
Kendi adıma bu ortamı sanal bir kahvehane gibi düşünmek ve mesajlar bölümünü de bu kahvede edilen güncel sohbetler gibi görmek fevkalade keyifli bir algı oyunu. Ben kendi adıma bütün hemşehrilerimden en azından güncel haberlerini bu site vasıtasıyla paylaşmalarını beklerim.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Mehmet Canip Öksüz