Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

NE DERLER

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 12 Yorum | Okunma 4570 Okunma | Yazar Yazan: ebubekir | 20 Ocak 2008 21:45:19

Ebubekir Gür Bey'e Teşekkürler...

NE DERLER

İnsan nefsi devamlı surette başkaları tarafından takdir edilmek, övülmek arzusundadır. Böyle olunca da sürekli olarak insanları razı etme, onlar tarafından yerilmeme düşüncesi insana hakim olmaktadır. Çünkü nefisler asla yerilmeyi, kötülenmeyi, tenkit edilmeyi sevmemektedir. Ancak bütün insanları razı etmek mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir. Zira insanların birçoğu kendisini yaratıp türlü nimetler bahşeden Rabbül Âlemin(cc)den bile razı değilken sen tüm insanları nasıl razı edebilirsin ki?

Nice insanlar güzel ahlak abidesi olan peygamberlerden ve evliyadan bile razı olmamışlar, bizden razı olurlar mı dersin?

Herkesi razı edemeyeceğimize göre neden hesabımızı halkın rızasına göre yapmaya çalışırız ki. Toplum içinde bir iş yapacağımızda çoğu zaman ”falan ne der?” diye düşünürüz de tavır ve davranışlarımızı “falana ve filana göre” ayarlamaya çalışırız. Yeter ki komşular, eş- dost, arkadaş beni kınamasın, bana laf söylemesin, hakkımda kötü düşünmesin. Yememizi, içmemizi, giyinmemizi, eğlenmemizi, sakalımızı vs. hep “ne derler sendromu” ile dizayn etmeye kalkarız.

Bu tür davranışlar genelde insanlar arasında şan, şöhret, nüfuz sahibi olmak, hep takdirle karşılanmak, övülmek düşüncesiyle yapılır. Bu ise tamamen nefsi emmarenin tahakkümünün sonucudur. Nefsi emmarenin ise insanı ulaştıracağı son nokta ancak uçurumlar ve çukurlardır.

İşte bazen amellerimizde bile bu sendrom etkili olurda yaptığımız ameller boşa gider. Zira falan için yapılan amel şirk, filan için terk edilen amel ise riyadır.

Zaman zaman toplanan yardımlarda vereceğimiz meblağın miktarını “ne derler” hastalığı belirler. Bizler hayır hasenat yaptığımızı zannederken aslında amacımız beğeni toplamaktır, kınanmamaktır.

Belirli bir yaşa geldiğimizde artık bir çok şeyden el- etek çekmeye ve camiye gitmeye başlarız. Bu durumda daha ziyade ya ölüm korkusu ya da kınanma korkusu hakimdir. İsyanla geçirilen bir ömrün sonunda ihlası ve takvayı elde etmek genelde zordur. Harap olan bir kalpden Allah rızası zor çıkar.

İnsanlara yaranmak çok zordur, ne yapsan bir kulp takarlar. Para kazanırsın “nereden kazandı”, ev araba alırsın “nereden aldı, birden köşeyi döndü ” derler. Kaybedene “har vurup harman savurdu” derler. İyi giyinirsin “kibirli, gösteriş hastası” derler. Giyimine dikkat etmezsen “pejmürde” olursun. Helale, harama dikkat ediyorsan “ahmak” olabilirsin, dikkat etmiyorsan “helal olsun” derler. Eğer dinini yaşamada biraz gayretliysen “ya kafayı yemişsin ya da koyu sofu” olmuşsundur. Başörtüsü takıyorsan “siyasi simge” olarak kullanıyorsundur. Malını israf etmiyorsan “mezara mı götüreceksin” derler. Derler de derler.

İşimizi, yaşantımızı insanların söyleyecekleri şeylere göre organize etmeye kalkarsak geleceğimiz şaşar, hayatımız kayar. Böyle bir ruh hali içinde insanın hayatı zehir olur. Sonunda “ne İsa’ya ne Musa’ya” yaranamaz, perişan olup gider.

Cenab-ı Allah(cc) ”Allah istemeden siz isteyemezsiniz” diyor. Allah istemeden kimse bize ne zarar verebilir nede fayda verebilir. Ne bize rızık verebilir ne de rızkımızı kesebilir. Allah'tan gelene kim engel olabilir ki. O zaman bizim tüm yaşantımızı bize fayda ve zarar veremeyecek olanlara göre dizayn etmemiz bir aldanış, bir gaflet değil mi? Bu uykudan, ölmeden önce uyanmazsak bizlere çok yazık olacak.

Bir kimse bizim aleyhimizde konuşur, gıybetimizi yapmışsa bize ikramda bulunmuştur, varsın yapsın. Tasavvuf büyükleri kendilerinin gıybetini yapan insanlara hediye göndermişler, onlar bize ikramda bulundular diye. İnsanın yaptığı işler Allah katında takdir edilebilecek evsafta ise başkalarının takdir etmemesinin ne değeri var ki.

O halde insan yüzünü halka değil Hakka çevirmeli, ben ne yaparsam Allah benden razı olur diye düşünmeli, insanları memnun etmeye çalışmamalıdır. Bizler “halk ne der” değil “Hakk ne der” düşüncesiyle hareket etmeliyiz. Bu durumda insan Allah için yaşar ve Allah için ölür. Her iki âlemde de rahat eder. Zira hep başkalarını memnun etme düşüncesindeki bir insanın kalben huzurlu olması mümkün değildir. Halk için yaşayanın Allah katında bir değeri de olmaz.

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

hulusi Takcı { 30 Ocak 2008 00:07:37 }
Bekir kardeşim hatların karışık olduğunu söylemiştim.Elmalarla armutları karıştırıyorsun. Tek taraflı okumanın ürünü olarak haddini aşan ifadeler kullanıyorsun. Sen bunlara boş ver. Şeyhine olan sevgine sarıl yoluna devam et. Allah yolunu açık etsin.Dikkat çektiğim husus. Biraz daha dikkatli olman Zahir batın kavramlarını,Hızır kıssası olarak bildiğim olayı farklı yorumlarıyla oku.Masumluk hadisesinide.. Tarikatine bağlılığın hakikate yol bulmana engel olmasın. Allah yar ve yardımcımız olsun. Ben devam etmiyeceğim.
Ebubekir GÜR { 29 Ocak 2008 22:58:27 }
Hulusi Kardeşim, bir defa İslam sadece zahirden mi ibaret ki batını reddediyor ve Peygamberi bu işe karıştırmayın diyorsun. İmamı Rabbani hz.lerinin sözünü daha önce söylemiştim. Şimdi namaz sadece zahiri bir takım rükünleri olan bir ibadetmidir. Asla değil. Zahirde kabulünün şartları denilen şartları vardır. Sureten mükemmel bir namaz kılarsan borcunu ödemiş olursun. Ama ya sen sureten namazda iken kalbinle çarşıda pazarda geziyorsan bu namazın işte batını yoktur ve kemalat açısından da bu namaz eksiktir. Eğer batın olmasaydı sureten Allah Resulünün kıldığı namaza benzer namaz kılsaydık her yönüyle bu namazlar arasında fark olmazdı .Ama kim Allah Resulünün namazı gibi bir namaz kılabilirki. Namaz müminin miracı iken kaç kişi namazda bu miracı yaşayabiliyor. Kusura bakma ama bunu kabul edebilecek pek kimse çıkacağını sanmıyorum. Cenabı Allah müminin sure'sinde "namazlarında huşu ile bulunurlar" ve yine sure-i arafta "gafillerden olma", taha sure'sinde "beni hatırlamak için namaz kılınız" buyuruyor. Görüldüğü gibi Allah(cc) namazda huşuyu emrediyor. Huşu acaba zahirde bir şeymi yoksa batında, kalpte olan bir şeymi. .Buradan islam alimleri namazda huşunun da vacip olduğunu söylemişlerdir.İnsan kur'anı hakkıyla okursa görecektirki şeriatın bir sureti ve birde hakikati vardır. Allah Resulü oruç tutarken onun bunun gıybetini yapan, nazar edenlerle ilgili olarak "onların oruçtan karları ancak açlık ve susuzluktur "diyor.. neden acaba.. Orucun bir batını yoksa belirli bir süre yemez içmezsin iş biterdi. İslamda gayb, batın ilmi vardır. delil isteyen Musa(as) ile Hızır(as) arasındaki kıssayı kur'anadan okusun. Birileri haksız yere ve insafsızca Allahtan başkasının gaybı, batını bilemeyeceğini söylüyorlar. Halbuki Musa(as) ile Hızır(as) arasındaki kıssada Musa(as)'ın vakıf olmadığı bir ilime Hızır(as)'ın vakıf olduğunu anlıyoruz. Yine cin suresi 26 ve 27. ayetlerde Allah(cc) gaybı kendisinin bildiğini ancak elçileri içinde razı olduğu seçtiği kimseleri bundan müstesna tuttuğunu yani Allah'ın istediği kimselere gayb ilmini verdiğini zikretmektedir. Ve tüm ehli sünnet alimlerinin görüşüde bu yöndedir.Resulullah(as)'ın gelecekte olacak olaylardan bahsetmesi bir batın- gayb ilmi değilmi. Onun söylediği hangi şey doğru çıkmamıştır.Ben hoca değilim ama istersen daha bir çok delil getirebilirim. Ayrıca ehli sünnete göre peygamberlerden başka kimse masum olmadığı gibi ehli tasavvuftan hiç bir Allah'ın kulu da mürşitleri asla günah işlemeyen masumlar olarak görmemektedir. Bu büyük bir iftiradı. Böyle bir iftiradanda Allaha sığınırız. Bence insan önce kendi nefsine daha dikkatli olmayı telkin etmelidir.Selamlar
Hulusi Takcı { 29 Ocak 2008 17:43:32 }
BEKİR KARDEŞİM EĞER KARDEŞİM MESAJIMI KESMEMİŞ OLSAYDI MERAMIMI ANLATABİLECEKTİM. SİZİN SAF KALBLİ YAKLAŞIMINIZA BİR ŞEY DEDİĞİM YOK. AMA SAVUNMAYA YELTENDİĞİNİZ KÜLTÜRÜ BİR BÜTÜN OLARAK ALDIĞINIZDA BAHSETTİĞİNİZ VE KABULLENDİĞİNİZ GİBİ MASUM OLMADIĞINI GÖRECEKSİNİZ. ZAHİR İLE BATIN AYRIMINDA BULUNUYORSUNUZ. BU İŞLERE PAYGAMBERİ BULAŞTIRMAYIN BARİ..BU KONUDA SİZİNLE ANLAŞAMAYACAĞIZ ALLAH HEPİMİZE SELAMET VERSİN.
Hidayet Takci { 29 Ocak 2008 14:41:57 }
Herşeyden önce sitemize yorum yazma nezaketinde bulunan herkese teşekkür ediyor ve katılımların bizim için önemli olduğunu ifade etmek istiyorum. Diğer hususa gelince yorumlarda seviye kimi zaman kaçar gibi olduğu zaman biz mecburen müdahale ediyoruz ve bu da bizim görevimiz. Bu tipten uygulamaları gerektikçe yapıyoruz ve kimi zaman sonradan bizi arayıp bazı arkadaşlar bize teşekkür bile ediyor. Sinir ile yazmıştık iyiki mesajın o kısmını kesmişsiniz diye. Koruma mevzusuna gelince bir olumsuz veya sonu hatalı olabilecek bir mesajın yayınlanmaması önce mesaj yazanı sonra da mesaja hedef olanı koruma gibi iki işi birden yerine getiriyor. Herkese en derin sevgi, saygı ve selamlarımla.
Hulusi Takcı { 29 Ocak 2008 10:25:53 }
mesajlara mudahele ederken anlam bütünlüğüne dikkat edin bu bir ikincisi müdahele ederken benimi koruyorsunuz muhatabımı hangi açıdan müdahele ediyorsunuz veya günaha girdiğiimemi hamlediyorsunuz.Bir şeyleri çıkarıyorsunuz bari farkedilmiyecek şekilde yapın bunu..sevgiyle kalın
Ebubekir GÜR { 29 Ocak 2008 08:57:30 }
Hulusi kardeşim Allah senin hayırını versin, artık şunu iyice anlamalısın ki tasavvuf ehlinin önderi Alla Resulü, rehberi ise Kur'andır. Bunların tek gayesi Allah Resulüne ittibadır. O nasıl yaşamışsa öyle yaşamaktır. Dolayısıyla ortak nokta olarak peygamberimizin pratiğini ve şeriatı alalım derken ben şahsen üzülüyorum. Sanki sofilerin başka bir gayesi varmış gibi düşünerek bizi bu iki temel naslara çağırıyorsun . Bende hep tam bu iki noktaya işaret etmeye çalışıyorum. Ehli tasavvufun zahirdeki yaşantısı şeriata uymak zorunda olduğu gibi batında da Allah Resulünün batıni yaşantısına uymak zorundadır. Yani iki kanatlı zülcenaheyn olmalıdır .Hedef budur ama pratikde her devirde olduğu gibi bu zamanda da eksiklerimiz elbette vardır. Tüm müslümanların eksiği yokmu. Herkesin Allah indindeki değeri takvası, islamı kendi nefsine aktarması ölçüsündedir. Yani öncelikli olarak yolun doğru olması ve pratikdede mümkün olduğu kadar Resulullahın pratiğine yaklaşılması gerekir. Biz en büyük düşman olarak hep kendi nefsimizi görüyoruz. Ancak bazı bildiklerimizi de açıklarken "ey millet siz hep yanlış yapıyorsunuz değil de eğer amellerimizi halis niyetle yaparsak Allah indinde makbul ameller işlerizde zarar edenlerden olmayız" diyerek hepimizin az çok yaptığı bu yanlışları ne kadar telafi edebiliriz diye düşünüyoruz. Selamlar
Hulusi Takcı { 28 Ocak 2008 18:48:04 }
Ebubekir kardeşim. Tasavvufun penceresinden bakıyorsun burasını anladık. Bu tartışmanında kimseye faydası olmaz. Olaylara bakarken ortak nokta olarak peygamberimiz S:A:V pratiğini ve şeriatı alalım. Toplumsal konularda gündemleştirilmesi gereken konulara yorum getirirken burdan beslenelim. Batıni ve gaybi konulara fazla dalmayalım. Allah ondan Razı olsun seneler önce Kuran okumalarımız konusunda Ali Hocamla konuşurken İmamı Gazalinin Kuran okuma konusunda sıraladığı şartları konuşmuştuk. Eğer o asgari şartlar kaale alındığında kimsenin anlamak için açıp kuran okumaması gerekir.hataya düşme payı dikkate alındığında. Ama Peygamberimizin örnekliğinde ve sahabelerin hayatında herkes kurana çağrılıyor Kuran okuyor. Ameller niyetlere göredir. Niyet asıldır.ama pratik hayatta fiiller esas alınır. Zalim padişahlada olsa dine hizmet denilen bir olay var.Kimselerin kalbini açma şansımnız ve hakkımız yok. Doğru iş yapana ses çıkarmayacağız. Allah herkesin selametini versin. Haddimizi bilip kulluğumuza sarılalım. Akıllı düşününceye kadar deli vurup geçmiş diye bir atasözümüz var. Düşünce kadarda eylem diyorum. Biz kullar olarak üzerimize düşeni teslim edersek,kutsi hadisteki ifadede olduğu gibi bir adım atalım.. Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler. Selamlar
Ebubekir GÜR { 28 Ocak 2008 09:15:07 }
Hulusi bey yorumunuz için teşekkür ediyorum. Tabii ki ben senin gibi düşünmüyorum ve hatlarımın da karışmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Zira ben ne söylediğimi bilerek söylüyorum. Beslendiğimiz kaynaklar farklı olabilir.Ben gayesi Hakk''a ittiba olan ve islamı takva derecesinde yaşamaya çalışan ehli tasavvufun gönüllerinden süzülen iksirden damla damla almaya çalışan birisiyim. Dolayısıyla sizinle aramızda bir takım farklı düşüncelerin olması gayet normal geliyor bana.
Benim bu yazıda ne demek istediğim bana göre çok açık. Ben “eğer insan bu dünyada ve ahiret yurdunda rahat bir hayat sürmek istiyorsa gerek ibadetler ve gerekse halka hizmet noktasında hareket tarzının halkı değil Hakk''ı razı etmek olmalıdır” mesajını vermeye çalıştım.
İmam-ı Rabbani(ks) hz.lerine göre imanın bir sureti bir de hakikati vardır. Hakeza namazın, orucun ve diğer tüm ibadetlerinde bir sureti ve bir hakikati vardır.Et tekasür suresinde ise farklı bir ifadeyle ilmel yakin ve aynel yakin imandan bahsedilmiş ve müfessirlere göre müslümandan da imanını aynel yakin hatta hakkel yakine yükseltmesi istenmiştir. Sureti iman veya ilmel yakin iman ilim ile elde edilir ve gitmesi çok kolaydır. Kulun Allahtan razı olması burada zuhur etmez. Kulun Allahtan razı olması ancak nefsin tahakkümünden kurtulması, yani nefis terbiyesi ile elde edilebilir. Çünkü terbiye neticesinde insan nefsini nefsi emmareden levvame, mülhime, mutmainne,raziye, merdiyye ve safiyeye yükseltecektir. İşte bu noktada Cenab-ı Allah;” Ey mutmain nefis(nefsi mutmainne) dön Rabbine, sen Rabbinden razı(nefsi raziye) ve Rabbin senden razı(nefsi merdiyye) olarak. Gir cennetime” demek suretiyle insanın her şeyiyle Allahtan razı olabilmesi için nefsi raziyeye ulaşması gerektiğini müfessirler ve kamil Allah dostları ifade etmişlerdir.Nefisler tezkiye ve kalpler tasfiye edilmeden yani selim bir kalbe ulaşmadan insanın düşüncelerinin berraklaşması, Allaha her şeyde teslim olması ve başına ne gelirse madem Allahtan gelmiştir başım gözüm üstüne diyerek razı olması herkesin yapabileceği bir şey değildir.bunu kamil insanlar başarmış “kahrında hoş lütfunda hoş” diyerek Allahtan gelen nimetler ve musibetler karşısında kalpleri aynı tepkiyi vermiştir.Bu iş ben Allahtan razıyım demekle sadece sözle olmuyor, şükür demeklede olmuyor. Zerre kadar dünya malı kaybedince dünyası kararan müslüman nasıl olurda rıza makamında bulunabilirki. Nefisler ıslah olmadan yaptığımız her işi ifsad edebilir. Bunun içinde müslüman önce niyetini düzeltmeli ve her ne iş olrsa olsun niyetinde Allahın rızasını esas almalıdır. Niyetler bozuksa hangi hayırlı işi, hizmeti yaparsa yapsın yine Allah katında bir değeri olmadığı gibi onu yapan kişiyede bir faydası olmaz. Bazan dinliyoruz, adam piyango bileti almış, çıkarsa cami yaptıracağım diyor. Veyahutta adam aleni haram işliyor ama benim kalbim temiz, niyetim halis diyor. Burada iyi niyetle haram işlenemeyeceği kibi kötü niyetlede hayır işlenmez, insana bir faydası olmaz. Kişi her işini ihlas ile yapmalı, Hakkın işine halkı karıştırmamalıdır. Halka hizmet noktasındada eğer kiş halkı razı etmeyi tasarlamışsa niyetine kavuşur ama bu işinde yine Allah katında bir değeri yoktur. Bu konuda Allah Resulü(as) bir çok hadiste zikrediyor.”Kıyamet günü ilk olarak üç insan hesaba çekilir, 1. şehit olan bir kimse; ben Allah yolunda cihad ettim der ama ona sen yalan söylüyorsunçünkü sen bu insan ne kadar kahraman desinler diye çarpıtın. 2. bir tüccar, oda ben Allah yolunda tasadduk ettim der. Ona da sen yalan söylüyorsun, sana ne kadar cömert desinler diye malını verdin.3. İse bir alimdir. O da ben ilmimle insanlara faydalı oldum der.Ona ise sen ne kadar alimdir desinler diye insanlara ilim öğrettin.” Görüldüğü gibi insanın niyeti düzgün olmazsa ne yaparsa yapsın kendisine bir faydası olmaz.
Burada görüldüğü gibi “sizin en hayırlınız halka hizmet edendir” denilmiş ama buradan her halde insanın niyeti ne olursa olsun yahutta hizmet ederken haram işlesin veya işlemesin hizmet hizmettir diye bir mana çıkarabilecek varsa ona da sözümüz yoktur. Kimse kendini kandırmasın. Herkes kalbine ve niyetine baksın. İhlas ile, halis niyetle kim amel işler ve halka hizmet ederse o karşılğını görür. Yani Allahın razı olmayacağı hiçbir işte ve amelde kişi için bir hayır yoktur.
Gündemdeki başörtüsü sorununda da aynı şey geçerlidir. Herkes niyetine göre değerlendirilir. Eğer siyasilerin niyeti siyasi rant elde etmek ise Allah elbette herkesin niyetini biliyordur. Ancak “mahrem alanımızı birilerinin siyasi şov arenasına dönüştürmeyelim” diyorsun, güzel. O zaman yıllardır dindar insanımızı rencide eden, hayatı genç kızlarımıza zehir eden bu çağdışı ve mürteci kafaların zulmünü nasıl sona erdirmeyi düşünüyorsunuz. Yoksa bu halin devam etmesinden yanamısınız. Selamlar.
Hidayet Takcı { 27 Ocak 2008 19:15:21 }
Sitemizdeki her yazı birbirinden değerli olmakla birlikte bazı yazılardan inanın ben kendi adıma çok istifade ediyorum. O yazılardan bir tanesi de bu yazı, yani "NE DERLER" başlıklı yazı. Ben yazıyı bir eleştirmen edası ile değil de faydalanmak amacıyla okudum ve faydalandım. Yazarını tebrik ediyorum. Böylesi değerli yazılarının devamını bekliyoruz inşallah.
hulusi Takcı { 27 Ocak 2008 13:33:29 }
Bekir bey gerçekten samimi duyarlıkları olan bir insansınız,bu yazılarınıza kattığınız ifadelerden ve duygulardan anlaşılıyor.Ama dini anlayışınızdaki bence bazı eksik kalan yönler sebebiyle hatları karıştırıyorsunuz.İnanın tartışmak için yazmıyoyorum.Samimyetinize inandığımdan dolayı biraz daha dikkatli olmanız adına yazıyorum.Kul-Rabb ilişkisinde,eğer kul Rabbından razı değilse zaten şükredemez.Kulun Rabbinden razı olması,verilen nimetlere ve belalara karşı teslimiyetle sabırla şükürle karşılık vermesi kulluluğunu farkedişin sonucu . Eğer Rabbinden gelen herşeye rıza gösteremiyorsa kulluğunda başarılı olamaz. Bu imanın insana kazandıracağı bir durum. Dünya ahiretin tarlası ise,Sizin en hayırlınız insanlara en faydalı olanınızsa ne yapacaksınız. Kulluk zaten hayat içinde anlam kazanan bir şey.Bizler birbirimizle sınanıyoruz.Hayat tekil değil çoğul,insanlık içinden çıkarılmış hayırlı bir ümmet olmak,insanlara olabildiğince faydalı olmakla elde edilir.Hıdır beyin haklı olarak tepki gösterdiği "halk için yaşayanın Allah katında değeri olmaz"dan tam olarak kastınız ne anlaşılmıyor gibi. Nefsini putlaştıran insanların nefislerine hoş gelen şeylerin peşinde koşmaları doğal bir durum. Aklını kullanamayan insanlara sen ne kadar akıllı ifadelerle bir şey anlatmaya çalışsanda nafile.Onun için kompleksiz bir şekilde bize dayatılan yaşam tarzına ve gözümüze gözümüze sokulan tüketim kültürüne rağmen ,inancımızın gereği olan hayata dönelim sarılalım.Her bakımdan kurtuluşumuz orda.Bir çok kulluğumuzun gereği olan şeyi,çağdaş kültür bir hak olarak dayatıyor.Bu oyuna gelmemeliyiz.Mahrem alanımızı birilerinin siyasi şov arenasına dönüştürmemeliyiiz. Belki abes gelecek ama gündmdeki başörtüsü vakıasının lehinde ve aleyhinde konuşanlar aynı safta.. selamlar
Diğer Sayfalar: 1. 2. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun1038 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI