Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi...

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 6 Yorum | Okunma 4901 Okunma | 14 Aralık 2006 22:08:34

"Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi kendini olup bitenden sorumlu tutmaz."
Oscar WILDE

          Bu sözü ilk okuduğumda,  bahsedilen şeyin bana pek de yabancı olmadığını hissettim. Söz,  açıkçası bana ziyadesiyle tesir etti. Bu tesirin itmesiyle düşünmeye başladım. Ve düşündükçe bu sözün, bizleri ne kadar iyi anlattığını ve dünyada sadece biz, tarihin ilginç çocukları, Türklerin o kendimize has;
 
1- Olup biten bütün menfi şeylere  karşı takındığımız, o edilgen, o mazlum tavırlarımızı,
 
2- Bütün kötü giden işlerin  arkasında “hain düşmanlar” arayan gözlerimizi,
 
3- Şu ünlü “dış mihraklar” ile alakalı bağrı yanık serzenişlerimizi,
 
4- “Türkün Türkten başka dostu yoktur” sözünün gölgesindeki, miskin ve arsız isyanlarımızı,
 
5- Bunca mağduriyetin ve haksızlığın karşısında fevkalade aymaz bir tutum takınıp, buna mukabil sıradan bir milli maçta, kaybetmiş olmanın ihtirasıyla, neredeyse İsviçre"ye yürümeye muktedir, güçlü ve mağrur milliyetçiliğimizi,
 
6- Yaşanan her türlü devletler arası diplomatik krizlere karşı, bahse konu ülkeye ait ucuz birkaç ithal malı yakmalarımızı ve şu meşhur “ ........ şaşırma, sabrımızı taşırma” tekerlemesini, fevkalade tok, fevkalade caydırıcı bir ses tonuyla ve hep bir ağızdan bağırmalarımızı
 
7- Henüz devletine ve toplumuna tam olarak ne verdiğinin hesabını bile ortaya koyamaz durumdayken, sorulduğunda haftalarca istek ve şikayetlerimizi sıralayabilmemizi,
 
8- Kurtuluşu ve refahı oldum olası, bir mucizeyle peyda olacak, son derece donanımlı liderlerin emir komutasında aramamızı,
 
9- Şanlı geçmişlerinde olduğu gibi bir gün bütün hakimiyetin Türk milletinin elinde olacağı gibi kutlu hayaller kurmalarımızı ve fakat bu hayalin hemen ardından kahvede hangi oyunu oynayacağımızın ateşli tartışmaları içerisinde aç karınlarımızın gurultusunu dahi unutmamızı,
 
10- Nasıl bir yol bulup da bir Avrupa ülkesine,  -ki hangi vasıfla olursa olsun- gidebileceğimizin hesabı için, Einshtein"in izafiyet teorisi için harcadığı beyin gücünden ziyade kafa yormalarımızı,
 
11- Yerel manada –gerekçesi ne olursa olsun- nişan bozan bir kızı dahi lanetlerken, ekranda gördüğümüz ve her gece eş değiştiren magazin maymunlarını canlı görmek şansı hasıl olduğunda imza alabilmek için izdiham yaratıp, bir birimizi ezebilmelerimizi,
 
12- Amerikan meşrubatlı oturmalarda, ikram edilen pahalı amerikan sigarasının dumanı altında, ateşli  anti-amerikan sohbetlerimizi,
 
13- Askerlik anılarındaki en övünç verici anektodun, genel çoğunlukta ya hiç nöbet tutmamak yada tutulan nöbette ne kadar çok uyuyabilmek ve malum otoriteye, ne denli baş kaldırabilmiş olmanın, olmasını,
 
14- Çoğumuzun bir çok konu hakkında keskin fikirlere sahip olmasına rağmen, senelerdir tek bir düşünce dahi üretemeyen ve o her işten anlayan kalabalığın her nedense hiçbir şey yapmıyor, üretmiyor oluşunu ve bu aksaklıkla ilgili faturanın da yine akıllara durgunluk verir bir şekilde “dış mihraklar”"a kesilebiliyor olmasını,
 
15- Bizi samimiyetle eleştiren aydınlarımızı genellikle vatan hainliği ile suçlayabilen dar görüşlülüğümüzü ve onlara “ya sev ya terk” tavsiyesinde bulunmalarımızı, vatanı sevmekten yalnızca hamasi nutuklar ve sahte övgüler algılamalarımızı,
 
16- Bir birim iş üretmeden binlerce dua edebilen arsız itikatimizi,
 
17- En çok değer verdiğimiz kurum olan “anneliğin” en ufak bir tatsızlıkta en ağır ithamlarla suçlanabilmesi ve aşağılanabilmesini,
 
18- Doyurulmamış ve asırlardır sapıklık çizgisinin çok da dışına çıkamamış cinsel yaklaşımlarımızı,
 
16- Kardeşin kardeşi bir karış toprak için rahatlıkla öldürebiliyor olduğu egemen sosyo-psikolojik baskınlığa karşın, mesnetsiz, bağırmalık ve marşlık milliyetçiliğimizi,
 
17- Erdemi aşağılayan ve uyanıklığa oldum olası saygı duyan etik anlayışımızı,
 
18- Kolayca ve müthiş bir süratle bin bir gruba ayrılabilen ve aynı kolaylık ve süratte bir araya gelebilen sürü psikolojimizi,
 
18- Sevdiğimiz kimseleri “imparatorluk” , “babalık”, “krallık” gibi monarşik unvanlarla onurlandıran, gizli demokrasi düşmanlığımızı,
 
19- Karayollarındaki trafik kontrol noktalarını müthiş bir dayanışmayla, selektör vasıtasıyla birbirimize ihbar eden yardımseverliğimizi,
 
20- Yardımlaşmayı ve dayanışmayı en iyi bir yasağı çiğnerken gösterebilmemizi  buna mukabil ortak ülküler söz konusu olduğunda, çoğunluğun kahve sohbetlerinde birer kahraman kesilmesi ancak kalabalık dağılır dağılmaz şahsi çıkarların gram-gram hesaplanıyor oluşunu,
 
21- İleri medeniyetlerin, ortalama bütün icatlarının kullanım hayatındaki aksaklıklarından yararlanabilmemiz ve en zekice hilelerin bulunabilmesi hususlarındaki  istidadımızı,
 
22- Elektrikten hiç anlamasak da sayaca nasıl müdahale edilebileceğini bilmemizi veya elektrik hattına nasıl çengel atılabileceği konusundaki gerekli ustalık bilgilerine sahip olmamızı,
 
23- Her birimizin gücümüz ölçüsünde hırsız, gücümüz ölçüsünde kral olmamızı,
 
….v.s.
 
ve buna rağmen hepimizin masum, hepimizin mazlum olabilmesini. Zalimin zulmünden dert yanıp birer masum olup Allah"a sığınan onursuz mazlumluğumuzu….
ne kadarda iyi anlattığını anladım. 

          Evet genç yaşım ve cahilliğimi de hesaba alarak şunu söyleyebilirim ki; ülkem çok uzun zamandır düşmekte olan bir çığa benziyor. Düştüğümüz dağ gerçekten şanlı Türk tarihi üzerinde yükselmiş olduğu için de düşüş yolculuğumuz oldukça uzun sürdü ve sürüyor. Ve tabi durdurmayı beceremezsek bu düşüş mutlaka bir yerde son bulacak. Bizlerde birer kar tanesi gibi etrafımıza bakınıp olup bitene bir anlama veremeyecek ve nasıl bu hale gelindiği ile ilgili çok ciddi komplo teorileri üretecek ve bu felaketten kendimizi sorumlu tutmayacağız şu an olduğu gibi. Örneğin ben bile, bu makaleyi yazan kişi olmak sıfatıyla, bu makalenin ardından ne denli bilinçli davranabileceğimi ve ne denli sorumluluk hissiyle hareket edebileceğimi tam olarak kestiremiyorum.

          Elbette ki başımızdaki musibetlerin meydana gelmesine tesir eden yüzlerce etken vardır. Bunların içinde en önemlisinin “dış mihraklar” olduğuna ben de inanıyorum. Bizleri böylesine aymaz, böylesine uyur gezen yapan çok ciddi bir tarih süreci ve dış kaynaklı bir kültür dejenerasyonu var. Ancak şu var ki “dış mihraklar” adında da anlaşıldığı gibi “dış”tırlar ve doğaları gereği gibi davranmakta bize düşmanlık etmekteler. Bizim yapmamız gereken düşmanlarımızın ahlaksızlığından sızlanmaktansa, onların üzerimizdeki olumsuz etkilerini bertaraf edecek yolları aramamızdır. Biz can verirken düşmanlarımızı en ağır şekilde eleştirmemizin ve onların ahlaksızlığına işaret etmenin bizlere bir fayda getireceğini sanmıyorum. Onları etik davranmaya ikna edemeyeceğimize göre onlarla mücadele edebilmenin yollarını aramalıyız. Örneğin canımızı sıkan ve milli çıkarlarımıza alenen ters ve düşmanca davranan bir ülkenin ithal malını yakmaktansa, o malın ikamesi bir ürünü milli imkanlarla üretebilmenin yollarını arasak sanki daha sert bir tepki vermiş oluruz. Zira o esnada yaksak bile o ürüne mutlaka ihtiyacımız doğacaktır. Ha ondan almayıp başkasından alabiliriz ancak ikame ettiğimiz ülkenin de dostluğunun garantisini nereden alabiliriz ki! 

          Ve sonra bizi eleştirenlere karşı takındığımız şu keskin düşman ve fevri tavır bize bir fayda getirmedi ve eminim getirmeyecekte. Eleştiriyi yapan düşmanca bir niyet beslese dahi eleştirideki gerçeklik payını alıp, yakaladığımız gerçeklik payı üzerine olumlu değerler üretebilir eleştiriye konu aksaklığı düzeltme yolunda bir adım atabiliriz ve bu tavır milli çıkarlarımıza daha fazla hizmet edebilir. Bize devamlı iyi ve kahraman olduğumuzdan bahseden kimselerin dost olduklarına katiyen inanmıyorum. Zira biz hatasız değiliz ki başımızda ciddi sorunlar var. Bizim problemimiz ne denli kahraman olduğumuz değil. Onu zaten hepimiz biliyoruz. Bize huzursuz olduğumuz konuların kaynağını işaret eden yada çözüm yolunun sunan aydınlara ve düşünürlere silah kadar petrol kadar ve hatta daha fazla ihtiyacımız var.

       Ortak kültürün ortak tarihin çocuklarıyız. Çıkarlarımız aynı doğrultuda. Bizim birbirimizi sevme sebebimiz kafa kağıtlarımızdaki “Türk” ibaresi değil, kutlu gelecek hayalleri içindeki ortak çıkarlarımızdır. “Tek tekken hiç sevmediğimiz insanları bir araya gelince” gereğinden fazla ve işe yaramaz bir şekilde sevmeyi milliyetçilik olarak saymaktayız. Oysa ki milliyetçilik daha ziyade bir ortak çıkar meselesidir. Ve aynı dili konuşuyor olmak aynı bayrak altında, aynı devlet  ve topraklar üzerinde yaşıyor oluşumuz, akraba oluşumuz, ortak çıkarlarımızın dayanağı ve kaynağıdır. 

          Düşerken gösterdiğimiz ortak hareket etme hünerimizi, sorunlarımızı teşhis etmek bu teşhisler üzerine çözümler üretmek ve ürettiğimiz çözümleri hayata geçirmek ve nihayet müreffeh bir toplum olabilmek ülküsünde de gösterebilmeliyiz. Aptalca davrandığımız hususları kendimize itiraf etmemiz, aptallık değil, bilakis aptallıktan akıllığa geçişin ilk aşamasıdır.
Başımızda tatsız durumlar var. Bunu hepimiz biliyoruz. Çünkü bir çoğumuz yaşadığımız hayattan memnun değiliz ve çözümler arıyoruz. Bence çözüme kendimizden başlamalı, önce kendimizi düzeltmeli, ve düzeltilmiş yetiştirilmiş kişiliklerimizle teşkil edeceğimiz milli birlik beraberlik ve gücümüzle hep birlikte bizi huzursuz ve mutsuz eden meseleleri halletme yoluna gitmeliyiz. Ama sıralama da ilk sıra bize ait. İlk düzeltilecek aksaklık bu milleti meydana getiren bireyler yani teker-teker bizleriz. Olumlu bireylerin genel nüfusa orantısının toplumun gelişmişlik düzeyini belirleyeceğini unutmamalıyız. 

          Başımızdaki sıkıntıların tek ve en büyük sorumlusu bizleriz. Düşmana düşman olduğu için kızmakla geçirdiğimiz seneler bize ne getirdi düşmanlarımızın palazlanmasına imkan sağlamaktan başka. O zaman bence herkes bu felaketteki payını görmeli ve işe o noktadan başlamalıdır. 

          Bilinçli birer kar tanesi olabilmek, bir araya gelip üç kıtaya hükmetmekten daha zordur. Ve biz tarihin zoru başaran çocukları, bunu başarabiliriz. Ve dünyada ki egemen adaletsizliği yaşımın coşkunluğuyla söyleyebilirim ki ancak güçlü bir Türk egemenliği hizaya getirebilir. Bizim güçlü veya güçsüz oluşumuz sadece kendimizi değil dünyanın bu coğrafyasını da çok yakından ilgilendirmektedir. 

          Bilek gücümüz ve şimdiye kadar hileler için kullandığımız aklımızın erdem çizgisinde buluştuğunun hayal etmek en kutlu eğlencemdir. Ve bunun olabileceğine inancım da tamdır. Çünkü bizler sürpriz değişikliklerin mucizelerin insanlarıyız. Bizler için tarih okumaktan ziyade okunası tarihler yazmak vardır. Ve çocuk ruhlarımız yeter ki gerekli esin kaynağını bulsun…

          Ve sonuç olarak, yapmamız gereken ilk ortak hareketin özeleştiri olduğuna inanıyorum. Özeleştiri bizi refaha çıkartacak bütün sıkıntılarımız giderecek demiyorum. Ancak özeleştiri yapmanın, bizleri daha güçlü kılacağını, gözlerimizi açacağını ve bizi asıl sorunlarla onların çözüm kaynaklarına götüreceğini düşünüyorum. Tarihe baktığımızda, üzerinde yaşamakta olduğumuz bu toprakların bize çok pahalıya, çok cana, çok göz yaşına ve acıya mal olduğunu görüyoruz. Hiçbir millet zannetmiyorum ki yaşadığı topraklar için bizim kadar bedel ödesin. Ve yine hiçbir millet bizim kadar bunca hoyrat davranmıyordur yaşadığı topraklara ve bin bir güçlükle kurduğu devletine.  Sahip çıkmamız gereken çok şey var. Ve bunca çok şeye, ara-sıra bir araya gelip bağırıp çağırmakla sahip çıkamayız. Bence şimdilik düşmanı boş verip biraz kendimize bakalım. Yumuşak karnımızı, zaaflarımızı, hatalarımızı, bizi böylesine kişiliksiz yapan sebepleri bulup bunları açık yüreklilikle kendimize itiraf edelim. Bu yüzleşme müthiş bir süratle çözümü de yanında getirecektir.

Mehmet Canib ÖKSÜZ
EYLÜL 2006
 | Puan: 9,9 / 7 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Gökhan Dö... { 09 Aralık 2007 00:48:32 }
Çok güzel olmuş, tebrikler.....
uğur takcı { 03 Aralık 2007 15:44:05 }
hala oğlu makalen çok güzel ellerine sağlık arkadaşların dediği gibi eğlenceli bir yazı yanı sıra içinden dersler çıkartılacak düşündürücü bir yazı . yazılarının devamını dilerim selam ve saygılar unutmadan yeğeni öp yerime hala görmedim yeğenii :)))
oğuz { 02 Aralık 2007 21:56:54 }
kardeşim benim. çok süper bir yazı olmuş. diğer yazılarına göre en güzeli ve anlaşılır olanı bu. bence böyle yazmaya devam et. senin kaleminin bu kadar kuvvetli oldğunu bilmiyorduk. tebrik ederim.
sinem { 04 Kasım 2007 22:48:19 }
çok güzel ve eğlenceli. bence bu tip yazmaya devam eden okumasıda anlamasıda hem kolay hem eğlenceli hem de gerçekliği var. tebrikler
esra { 23 Eylül 2007 21:21:01 }
canip tebrik ederim. diğer yazılarını da okudum ancak en çok bu hoşuma gitti. bence bu tarz yani ironik yazılarına devam etmelisin. bunda daha başarılısın. çok eğlenceli bir yazı ama benim tanıdığım canip bundan daha komik yazabilirdi. selamlar hasanında selamı var.tebrikler.
hakan { 15 Mayıs 2007 23:36:36 }
arkadaşım seni gönülden kutluyorum. bir kara mizah bu kadar eğlenceli olur. "yurdum insanı" penceresinden çok eğlenceli ve çarpıcı bir yazı.selamlar.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun941 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI