Ebubekir Beye Teşekkürler...
ALLAH’I NE KADAR SEVİYORUZ YADA ALLAH’TAN RAZI MIYIZ?
Kâinatta her şey sevgi ürünü. İnsanlığın ve her türlü varlığın varlık sebebi sevgi. Çiçeğin açmasında, bülbülün ötmesinde, suların akmasında, yıldızların hareketinde hep sevgi ön planda. Taşları yontan, çölleri aşıran sadece sevgi değil mi?
Eğer bize “Allah’ı seviyor musun?” diye sorsalar, verilecek cevap bellidir. Ancak fiile dökülmeyen, hal ile yaşanmayan sevgi sözleri bir şey ifade eder mi, insanı yalancı konumuna düşürmekten başka neye yarar ki. Sevginin, sevmenin şartları ve bir bedeli vardır. Sevenden can istenir, mal istenir, sadakat istenir ve gönlünde sevdiğinden başkasına yer verilmesi asla kabul edilmez. Yani sevgi asla şirk kabul etmez.
Allah’ı(CC) hakkıyla sevebilmek için O’nu çok iyi tanımak gerek. Allah Resulü(SAV):” nefsini bilen Rabbini bilir” diyor. O zaman önce kendi nefsine dön ve kendini tanı. Nefsi tanımak... Bu sözü Allah için çok iyi anlamak gerekir. Sen nefsini tanıyabilirsen eğer Allah'ı hakkıyla tanıyacaksın. O halde nefsi tanımak o kadar kolay olmasa gerek. O'nun gücünü, silahını, hilesini bilebilmek gerçekten zor bir olay. Düşmanı tanımadan onunla mücadele olamaz ki. Mücadele yoksa gerisi zillet ve pişmanlıktır.
Allah’ı sevmenin ilk şartı ittiba… “ De ki eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın”(Al-i İmran;31). Demek ki Allah Resulüne tabi olmadan sevgi iddiasında bulunmak boş bir iddiadır. Müslüman her konuda Resulullah'ı kendisine örnek ve rehber edinmeli. O'nun yaptığı her şey Yüce Mevla’nın sevdiği ve razı olduğudur. Çünkü O, Allah(CC) tarafından terbiye edilen ve Allah tarafından yönetilen bir Mürebbidir..
Kalpleri Allah kendisi için yaratmıştır. Allah’ın nazar ettiği kalpte çer-çöp’ün ne işi olabilir. Kalbini bir yokla… Külfet ve nimet karşısında tepkisi nedir. Fark yoksa iş tamamdır. Taat ve ibadetlerden lezzet alıyor ve günaha meyli yoksa ne ala.. Allah’tan gelen zorluklara katlanmayı ve Allah’a kavuşmayı seviyor mu?. Ona bak. Bunlar yoksa işimiz zor demektir.
Kişi sevdiğini arzulamaz mı ve sevdiği ile beraber olmak istemez mi? Büyükler “ Allah ile beraber ol. Beraber olamıyorsan Allah ile beraber olanlarla beraber ol” demişler. Eğer Allah’ı sevmek davasında isek Allah ile olmaya can atmalıyız.
Gecelerle aramız nasıl? Her gece insanlar sevdiklerinin yanına çekilirken Rabiat-ül Adeviyye(KS) şöyle der:”Allah’ım şu anda bütün sevenler sevdiklerinin yanında, ben de sana geldim”. Biz hiç O’nun huzuruna çıkabildik mi? O’nunla yalnız kalabildik mi?Yalnız kalmayı hiç düşündük mü? Allah ile nasıl yalnız kalınır veya O'nun, O sultanlar sultanının huzuruna nasıl çıkılır biliyor muyuz? Bu çok büyük bir edeb – adab ister. Daha kaymakamın, valinin huzuruna çıkmayı beceremiyoruz ki, Allah’ın huzuruna nasıl çıkalım. Namaz müminin miracı. Biz kendi miraç’larımızı Resulullah’ın ve Allah dostlarınınkilerle kıyaslarsak ne olduğumuzu anlarız.
Dünya! İsa(AS)'ın acuze, çirkin bir kadına benzettiği dünya. Bütün kötülüklerin başı dünya. Kalbimizi onun sevgisi öyle bir istila etmiş ki namazlarımızda bile dünyanın tahakkümü var. Allah'ın ve dostlarının değer vermediği bize ne kadar sevimli geliyor. Allah’tan başka şeyler bize huzur veriyorsa gerçekten işimiz çok zor.
Şimdi soralım; “Biz Allah'tan razı mıyız”? Eğer biz O'ndan razı isek bilelim ki O'da bizden razıdır. Önce kul Allahtan razı olmalıdır.Rabia’ya diyorlar ki:” Dua et de Allah bizden razı olsun”. Cevap; “Siz Allah’tan razı mısınız ki O’da sizden razı olsun”… Hakikat bu.. Başımız ağrır, dişimiz ağrır başkasına şikâyet ederiz. Arabamız bir yere çarpar, işimiz bozulur, zarar ederiz, şu olur bu olur. Her şeyde Allah’ı başkalarına şikayet ederiz.. Bu nasıl rızadır, nasıl sadakattir… Nankörlüğün , ahmaklığın ta kendisi değil mi.. Sonrada kalkarız Allah’ın rızasından bahsederiz.. Ne kadar abes..Eğer gerçekten bizler Allah’tan razı olsaydık başımıza gelen her şeyin O’ndan olduğunun idraki ile bizim için razı olmaktan başka bir yolun olmadığını kavrardık. Allah dostları eğer başlarında bir sıkıntı, hastalık vs. yoksa “acaba Allah'tan uzaklaştık mı” diye korkmuşlar ve başlarına gelen her şey için “madem ki Allahtan geldi, başım gözüm üstüne geldi” demişlerdir. Ayrıca onlar biliyorlardı ki Allah(CC) daha çok sevdiklerine sıkıntı, musibet verir.
Allah’ı anmaktan lezzet alamıyoruz. Allah’ı anmaktan gafiliz. Zikir nefislerimize ağır geliyor. Çok az zikrediyoruz ve oda gafletle. Bir düşünsek acaba biz mi daha çok Allah’ı zikrediyoruz yoksa yediğimiz, içtiğimiz, üzerine bindiğimiz şeyler mi? Bu soruları artırabiliriz. Bunlar bizim ne olduğumuzu, kaç ayar olduğumuzu tarif edecek evsafta sorular.
Bizim Allah ile olan muamelemiz çok önemli. Her şeyden önce buna çok dikkat edilmeli. Yarın hepimiz O’nun huzuruna çıkarılacağız. “Allah beni seviyor mu “diye düşünüyorsan eğer dön ve kendine bak. Senin indinde Allah’ın değeri ne kadarsa senin de Allah indindeki değerin o kadar.
Bir şey var ki belki işimizi kolaylaştırır. O’da Allah için birini sevmek, Allah için bir araya gelmek, Allah için birilerini ziyaret etmek ve Allah için harcamak. Bunları yapanlara sevgisinin vacip olduğunu söylüyor Rabb’ül Âlemin(cc). Allah için sevmek ve Allah için dost olmak. Burada Allah için birbirini sevmeyenler haşirde birbirlerinin azılı düşmanı olacak. Bunları da yapamıyorsak Yunusça “bir gönüle girmek” için inanın ki bütün sermayemizi versek yeridir. Keşke…Keşke birbirimizi Allah için sevebilsek…Bu ne büyük bir sermayedir biliyor muyuz? ”Dünya ve içindekiler melundur. Sadece Allah için olanlar müstesna”…