Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

MATEMATİK VE BEN

Kategori Kategori: Anı | Yorumlar 7 Yorum | Okunma 4065 Okunma | 08 Ocak 2008 23:38:56

Yunus Beye teşekkürler...

MATEMATİK VE BEN

 

 

Bir Çarşamba sabahı… baharı yaz mevsimine bağlayan günlerden bir gün.

Lütfiye, yine erkenci. İneğini sürüye katıp eltileriyle biraz laflaştıktan sonra eve dönerken evin önündeki  küçük bahçesine imrenerek baktı. Konu komşuya verdikten sonra arta kalan domates ve biber fideleri epey  büyümüş, soğanlar boy boy yükselmiş, ıspanak maşarası ise hala yeşildi. Eşikten içeri adım attığında küçük Osman ağlıyor, büyük kız Emine uyanmış onu susturmaya çalışıyordu.

 

Emine :” ana susmayır gı”

Lütfiye:”biraz daha salla, geliyirim”

 

Lütfiye, içerde ahır olarak kullanılan bölüme geçip, hayvanların altlarını kürüdükten sonra döndü. Çelimsiz vücuduna rağmen bereketli memesini küçük Osman’a veriri vermez  ufaklığın sesi kesildi. Odanın uzak köşesinde yatan ortanca çocuğu Yunus’a dönerek;

 

-“ Yunis hadi galk geç galıyın” 

 

Yunus’tan bir hareket göremeyince,

 

-“ Yunis, sana deyirim. Hadi galk, okula geç galacaksın”

 

Yunus, isteksiz hareketlerle doğruldu. Üstünde, burun akıntılarının zamanla oluşturduğu lekeler bulunan kazağı, bacağında ise şalvarı vardı. Hacetini, tandırlık tarafında bulunan tuvalette giderdikten sonra kapı önünde duran ıbrıkla elini yüzünü öylesine yıkadı. Ablasının servis yaptığı düğülcek çorbasını içti. Duvarda asılı duran önlüğünü giydi. Kirlenmiş naylon yakalığı da taktıktan sonra pencere önündeki Gurundig marka büyük radyonun arkasında bulunan, uç kısımları delinmiş naylon çantasını alıp lastik ayakkabısını  giydi ve dışarı çıktı. Evet, işte okulun çatısı yine gözüne ilişti. Ah şu okulun çatısı! Evden çıkar çıkmaz Yunus’un gözüne görünmek zorunda mıydı?

 

Şu Çarşamba günleri…yav, arkadaş üst üste dört ders matematik olur mu? Nasıl geçecek bu gün? Yunus, çalacak zil sesini şimdiden özlemeye başladı.

 

Evi mahalle yoluna bağlayan bayırda amca çocukları Veli, Şinasi, Hulusi ile karşılaştı ve birlikte okul yoluna koyuldular.

 

Aşır Emminin çocukları da erkenci. Marongozhane çoktan açılmış. Mazotlu motor çalışıyor, planya tezgahı dönüyor. Duran, tezgahın gerisinde tahtayı ittirirken, Hacı Ahmet önden çekiyor. Yunus’un gözü yine tezgah ile motor arasında gerilmiş ve her an yerinden fırlayacakmış gibi dönüp duran kayışta. Hacı Ahmet az kaçmadı bu yerinden fırlayan kayışın önünden; bağırtılar çıkararak. Tahtanın kalın, ince veya budaklı olup olmamasına göre planyadan çıkan sesler sanki bir orkestradan çıkan muhtelif sesleri andırıyordu.

 

Su deposunun önünden geçerlerken, Keziban Bibi, su kovasını dolduruyor, elleri böğründe yeğenlerinin geçişini izlerken;

 

-“Gediyir misiniz lan”,

 

ekibi temsilen Hulusi;

 

 

-he, bibi.

 

Depo mahallenin çeşmesi olmakla birlikte, genç kızların buluşma noktası. Ama sabahın erken saatlerinde boy gösterecek değiller, heral. Şöyle bir Güneş aşsın,ortalığı serinlik bassın, delikanlılar evlerinin yollarına düşsünler…

 

Bizimkiler, lastik ayakkabılarını sürükleyerek okula doğru yol alırlarken, Hamit Emmi’nin büyük oğlu Süleyman, kış mevsiminde parçalarına ayırdığı BMC kamyonunu artık toplamak üzereydi. Süleyman deyip geçmeyelim. Babasının bir tanesi. Beldenin yaman şoförü. Hele bir de bakın, kamyonu dağıtıp toplayabilecek kadar da usta. Çocuklar, hayret ve şaşkınlık içerisinde oradan geçerlerken  Süleyman, yağlar içerinde çalışmasını pür dikkat sürdürüyordu.

 

Balıkçıların evlerinin arkasından geçerlerken Veli, ellerini kollarını kah başına vurarak kah daireler çizdirerek ve de bağırarak koşmaya başladı. Arı dalamıştı. Diğerleri de koşarak onu takip etmeye başladılar. Hele de çiçeklerin açtığı vakitler buralardan geçmek tam bir korku yürüyüşü yapmak gibiydi. Neyse, bizimkiler aldıkları hızla balıkçılardan İzzet’in yol kenarında bulunan motosikletini inceleme imkanı olmadan uzaklaştılar. Artık okula yaklaşmışlardı. Abdurrahman Emmi’nin evinin arkasında bulunan cılga yoldan okulun bahçesine ulaşmaya çalıştılar ama nafile. Geçişi engelleyen çalı yığınları vardı. Dönüp nizami yolu kullandılar. Geçebilseler Müdür Mehmet Öğretmene gözükmeden okul bahçesine erişmiş olacaklardı. Neyse bu sefer Müdüre yakalanmadılar. Bu arada, Beyazıt Öğretmen de su şırıltısını andıran sesler çıkaran o küçük motosikleti ile bahçeye girmek üzereydi.

 

Her şey güzeldi aslında. Okul bahçesindeki çeşitli ağaçlar, yeşillikleriyle etrafa gülücükler dağıtıyor, Müdürün bütün engellemelerine rağmen çocuklar, koşup oynuyorlardı. Ama dedik ya bugün Çarşamba.

 

Sınıf kalabalık. Şöyle gürbüz diyebileceğimiz öğrenci yok denecek kadar az. Müdürün korkusundan erkek öğrenciler saçlarını fazla büyütmeden kesmek zorundalar. Ancak gelin görün ki traşlı kafaların muhtelif bölümlerinde kesilmemiş, kesilememiş saç demetlerini görmek mümkün. Ya tırnak kontrolüne ne demeli? Arkadaş ne yapalım tırnak makası yok. Büyük ev makası ile kesilen tırnaklar da ancak böyle oluyor. Yok bir de mendil. Onu nereden bulalım. Şu beyaz çaputu evirip çevirsek ve mendil yapsak olmaz mı?.

 

Ders başlamak üzere. Korku dolu bakışlar arasında  öğretmen Erdoğan CELİKAN sınıfa giriyor.Uzun boylu, atletik yapılı. Yuvarlak, büyükçe bir baş. Saçlar sarı, gözler yeşilimtrak. Öğretmen yoklamayı aldıktan sonra Yunus’un çileli saatleri de başladı. Ödevler…ah şu matematik ödevleri. Ödev kontrolü. İyi ki bu kez tek tek kontrol etmedi. Ancak tahtaya kalkılacak ve ödev sorularından çözülecek. Kırkta bir ihtimal canım. Ancak olan oluyor. Öğretmen;

 

-“ Yunus tahtaya kalk”

 

Arkadaş, olmaz olsun. Tahtaya kalkmak ne demek? Tırmanmak mı yoksa? Hayır Yunuscuğum, tahtada soru çözmek, hem de matematik sorusu. Ödev sorularından bir tanesi. Hem de cevaplandırılamayan. Bravo öğretmen, pes doğrusu. Sınıfta çıt yok. Tenefüste tahta bu kadar ürkütücü değildi sanki. Ne oldu birden böyle? Yunus, tebeşirle öylesine birkaç toplama çıkarma yaptı. Sildi, tekrar bir şeyler karaladı. Ama olmadı. Bir türlü cevabı bulamadı. Her sonuç, öğretmenden geri dönüyordu. Canım, tamam dese kim ne diyebilirdi? Hangi öğrenci sonuca itiraz edebilirdi ki…gözler tavanı kolladı, hatta, mevsim şeridinde kumsalda koşarken gülümseyen çocuktan medet umuldu, sıra arkadaşı Nuh’un ümitsiz bakışlarından destek istendi. Ama olmadı. Yunus matematik sorusunu çözemedi.

Tabi bu arada öğretmenin, Yunus’un etrafında çizmiş olduğu dairelerin sayısı da artmaya başlamıştı. Nihayetinde Yunus enseden öğretmene teslim oldu. İlk elde yakalık fırladı. Sonrası malum. Güzel bir dayak.

 

Sınıf, öğretmen, öğrenciler, kara tahta, matematik…Yunus, bunların hepsine içinden lanetler okuyor, iç geçirerek sırasında ağlıyordu. Bir de burun akıntısına engel olabilse, hem de pencereden ensesine Güneş vururken. Öğretmen, dayanamayıp sonunda;

 

-“ Yunus sus”

 

Yunus oralı değil. İç geçirerek ağlamaya devam diyor. Bir selpak mendil, olmadı normal bir mendil, hadi o da olmadı bir çaput yok mu şu burnu silsek, hem Yunus rahatlasa, hem öğretmen. Yok, yok arkadaş. Öğretmen;

 

-“Yunus yeter diyorum sana”

 

Yunus yine oralı değil. Bu yeni yetmenin canından zoru var galiba. Sınıf, artık matematik dersinin labirentlerinden kurtulmuş olarak, öğretmen ile öğrencisi arasındaki gel-gitlerin dayanılmaz heyecanına kapılmıştı.

 

Bir sopa. Nerede durduğunu söylememize gerek yok. Hani şu sınıfın ufak tefek malzemelerinin saklandığı köşedeki küçük dolapta. Baston şeklinde, serçe parmağı kalınlığında, esnek, ucunda boş bir mermi fişeği takılı.

 

Öğretmen, elinde sopası olduğu halde Yunus’a yaklaştı. Sopanın kıvrık ucunu onun  akan burunlarına doğru uzattı. Ellerini gözlerine kapatmış halde iç geçirmesine devam eden Yunus, burnuna doğru bir cismin uzandığını fark etti. Bu kadarı da fazla mıydı artık? Gerilimin en uç noktasında Yunus, uzatılan sopayı yakaladı ve bırakmıyor. Vay yavrum vay! Bunu yapan sen misin? Artık dayağın katmerlisi başlamıştı; hem de sınıf ortasında. Yunus yerlerde…

 

Zil artık istediği zaman çalabilirdi. Onun umurunda değildi. Sınıfın boşalmasını bekledi. Beklendiğinin aksine ağır adımlarla sınıftan çıktı. Okulun bahçesinden dışarı çıkarken adımlarını hızlandırdı. Koşuyor, daha doğru bir ifade ile kaçıyordu, nereye olursa. Yeter ki kiremit kırmızısından uzak olsun.

…………………………………….

Bütün öğretmenlere saygılar. Onların hakkı ödenmez. Ben çok tembel ve yaramazdım

 | Puan: 1 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

yunus emre { 04 Aralık 2008 23:38:31 }
nilüfer hanım merhaba. zannediyorum aynı öğretmenden bahsetmiyoruz. bir defa akranmıyız bilmiyorum ama, bahsettiğim şahıs 1974 yılında benim öğretmenim olmuştu. ve manisalı değil, sivaslıydı. onun için belki de bizleri daha rahat dövebiliyordu! yaşıyorsa hakkını helal etsin. ben hakkımı helal ediyorum. her ne olursa olsun öğretmenlerimizin hakkı ödenmez. dediğim gibi ben de çok
nilüfer esdi { 04 Aralık 2008 22:29:36 }
ya benim bi tane balıkesirde öğretmenim vardı adı erdoğan celikandı acaba o öğretmenmi bu ama bizim öğretmenimiz dövmemişti hiç yazıyı yazan arkadaş bilgi verirse sevinirim ben öğretmenimi arıyorum.balıkesir cumhuriyet ilkokuluydu.aslen yanılmıyorsam manisalıydı
cemile gücük { 01 Mart 2008 18:10:56 }
İnanın ne yazacağımı bilemiyorum.O günün şartlarında incelemeye de kalksam bi türlü hakveremiyorum.Çünkü Erdoğan bey bir eğitimci.Yaklaşımını doğru bulmuyorum.Benim İlkokul öğretmenim Vahap Altınoktu.Malatyalı idi.(yıl 1980/1985)Ellerinden öperim.Ne şiddetini gördüm ne de hakaretini.İYİ Kİ de görmemişim.Şimdi akademik kariyer yapacağım.Bunda Vahap hocamın hakkı çoktur.
Yunus bey gibi kafamda trajik bi vakam yok.Benim anılarım daha başka anılar.Aklıma geldiğinde tüylerim ürperiyor ama bu Yunus beyin hissettiği gibi değil benim ki çok güzel anılar.Erdoğan hocam keşke sizde okusanız bu yazılanları.Ve sizin de bi öğrenciniz çıkıp güzel şeyler yazsaydı daha güzel olmaz mıydı
Mehmet Emre { 13 Ocak 2008 00:41:00 }
Sevgili Amca oglu. Internetten yazilarini okuyorum. Güzel genis Türkce kullaniyorsun.Yazilarini büyük bir heycanla takip ediyoruz. Umarim iyisindir! yilbasinda türkiyedeydim.Selam ederim. Mail adresime lütfen Telefon numarani bildirirsen görüsebiliriz. Selamlar Almanyadan Mehmet Emre
hakim { 09 Ocak 2008 11:50:15 }
Yunus bey, hikayenin geçtiği dönemi abartısız tüm gerçekliği ile yazmışsın.Hikayeyi okurken kendi kendime güldüm. İşte geçmişte yaşantımız bu idi. Bu öğretmenin yaptığı şimdi yapılsa medyalara manşet olacak olumsuzluklarla dolu ;kabul edilmez olsada; o günleri özlüyoruz. Bu özlemin gerçek ve haklı yanlarıda olsa gerek. Anlattığın hikayede olumsuzluğu birzat yaşadığın halde, öğretmene kızmıyor onu hürmletle anıyorsun, bunun arkasında yatan şimdilerde özlemini duyduğumuz bir gerçek olmalıdır. Bu gerçek ozamanki öğretmenlerin öğrencilerine yaptıkları her davranışın öğrencinin geleceğinin iyi olmasına yönelik olduğuna hem öğretmenin hemde halkın kesin inancıdır. Bu davarınışların iyi yada kötü olduğu bu gün itibarıyla masaya yatırılırsa büyük olasılıkla olmadığında karar kılınır . Ancak o öğretmenin bu eylemi yaparken öğrencisini iyi yetiştirmek Ülkemizin ilerlemesini ve insanımızın daha mutlu olması ideali olduğu ; bu ideale öğretmenin ve tüm halkın samimiyetle inancıdır.Bu günde sadece kendimiz için değil tüm insanlarımız ve Ülkemiz için idealimiz olmalı. Gemisini kurtarmak yetmiyor. Güçlü olabilmek için tüm gemilerin kurtarılması yani filonun kurtarılması gerekiyor. Saygılarımla Hakim.
Hidayet Takci { 09 Ocak 2008 11:38:01 }
Öğretmen bile olsa bu kadar dayak atmaya hakkı yoktur saygıdeğer hocanızın. Ne oldu, neyi çözdü sizi öyle dövmekle. Zamanında bende hocalarımdan çok dayak yedim ve gereğinden fazla dayağa şiddetle karşıyım. İsmail kardeşimin dediği gibi öğrencilerin de hakkı var. Selamlar
İsmail { 09 Ocak 2008 11:09:43 }
Sabah işe geç kalmışım akşamdan kurduğum saat beni uyandırmaya muktedir olamamış apar topar tıraş olmadan geldim okula, bilgisayarı açmak ilk görevim, ilk işim de suçatı haberi açıp yeni ne varsa okumak; Matematik ve Ben yazan: Yunus...keyifli bir yazı olmalı matematikten benimde başım belada ya, belki matematikten intikamımı alır düşüncesiyle okuyorum, bir matematik gazabıyla karşılaşıyorum anlıyorum ki matematiği başımıza bela eden öğretmenler; matematikten anlamayan öğretmeyi bilmeyen matematik öğretmenleri; hadi bilemedi, yapamadı bir ton dayak, bilirsin söylemeye cesaret edemezsin, matematikten bende hatırı sayılır dayaklar yedim ama gene de öğrenemedim demek ki dayakla öğrenme doğru orantılı değil.

İyi de üstadım, dayak ta atsa öğretmenlerin hakkı ödenmez de dayak yiyen öğrencinin hakkı ödenir mi:)?

Saygılarımla çok keyifli bir anı…
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun1046 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI