|
Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz |
|
Can Sıkıcı Şeyler Kategori: Yazı - Makale | 1 Yorum | 3122 Okunma | 14 Aralık 2006 22:06:09
Konuşurken ne kadar çok Latince kelime kullandığınızla ölçülüyorsa kültürünüz, Bir malı pazarlayabilmek için, o mal ile Avrupalılığı ilişkilendirmek zorundaysanız, Sonra sizin önünüzde gidenlerin, genel itibariyle tarihin başından beri size kanlı bıçaklı düşman olanların arkasından gidenler olması çok fazla şüphelendirmiyorsa sizi, Tuvaleti öğrettiğiniz insanlara karşı çokça zamandır onulmaz bir kompleks duymaktaysanız, Her alanda en temayüz etmişleriniz batıya intikal etmeyi bir onur ve kademe sayıyorsa, Kendi topraklarınızda, kendi dilinizi ne kadar iyi kullandığınızın beş para değeri yokken, onların en güçlü dilini konuşmak, var olabilmenin vazgeçilmez şartları arasında yerini müthiş bir süratle almaktaysa, Kanla ve mücadeleyle elde ettiğiniz yerlerin ziyadesiyle tadını çıkarmak onlara nasip oluyorsa (tatil beldeleri mesela) Daha seksen sene önce canınıza kast etmişlerin elinden en sıkışık zamanlarınızda yardım ve hayat beklemekteyseniz (IMF ve A.B. örneğin) S.ktiri boktan bir şarkı yarışmasında kazanılan saçma sapan bir birinciliği, - ki oylama ziyadesiyle bir taşra mantığı ile yapılmaktadır -milli bayram derecesinde bir sevinç kaynağı sayıyorsanız (Sertap ERENER yanlış anlamasın) Kendi toprağınızda işe yarar sayılmak için onların okullarında eğitim almış olmanın, yerel imkanlarla hiçbir surette ikame edilemiyor olması artık olabildiğine olağan sayıla gelmekteyse, Siz Türk misafirperverliği adı altında olabildiğine dalkavukluk ederken, onlar, topraklarında size kakalak muamelesi yapıyor ve buna rağmen kendi içler acısı halinize en akıllılarınız oryantalist bakıyor ve neticede bu bakış ile bir çok bakımdan onurlandırılıyorsa ve bu onurlandırmanın ciddi bir bölümünü siz yapıyorsanız, Bu adaletsiz arkadaşlığa dikkat çekenler medeniyet düşmanı ve taşralı addediliyor ve memleketinizde gelişmişliğin ilk şartı olarak düşmanınızı kayıtsız şartsız sevmeniz sayılıyorsa, Sinemanız tarihi filmlere en başarısız padişahların iğrenç yaşamlarını resmederek başlıyorsa ( Fatih Sultan Mehmet’i çekmeye yüreği ve parası olmayan sinemanın, eşcinsel yaklaşımlarını abartarak beyaz perdeye dördüncü Murat’ı taşıması mesela) Bundan ancak seksen sene önce yazılmış bir Türkçe romanın üçüncü uyarlamasını dahi sözlük kullanmadan anlamakta güçlük çekiyorsanız, Onların aile birliğini uzunca zamandır varılacak hedef olarak görmekte ve yediğiniz ekmek aralarına dahi küstahça karışmalarına göz yumuyorsanız, Onca övündüğünüz atalarınız ve geçmişiniz olmasına rağmen ışığı onların zamanında ve ahlakında değil de, cennetten arsa satanların, bütün ahlakı kar üzerine kurmuş emperyalist ve bencil diyalektiğinde arıyorsanız, Vatanınızı ve milletinizi sevmenin belli şartlara tabi olması zaman içinde bu sevgiyi etkisiz ve kişiliksiz yapıyor ve siz buna rağmen seviyor görünmeyi seviyor olmaya tercih ediyorsanız Türkün vatanında batının ve doğunun savaşını kendi kendinize karşı veriyorsanız, Onların “düşük bel” diye icat ettiklerinizi, zamanında cepheye mermi taşımış kadın ve kızlarınız, “açık ..öt’e” çeviriyor ise, İğneniz de bile “MADE IN ......” bilmem hangi ülke yazıyorsa, Bütün sınır komşularınıza düşmansınız ve bunlarla arkadaşlık etmektense, okyanusun öbür tarafındaki canavara uşaklık etmek için akıl almaz bir heves içindeyseniz, Her yaptığınız işin arkasından ödülü onlardan almayı – ki ölçüsü ne olursa olsun - yerel tatminlerin en üstünde tutuyorsanız (her film çekenin Oscar’ı düşlemesi mesela), Ve bu hususları şimdiye kadar binlerce kere ve benden binlerce defa açıklıkla, gerçeklikle ve güzellikle açıklamış anlatmış insanlarınız olmasına, onları okudukça onlara hak vermiş olmanıza rağmen, değişen hiçbir şeyin olmaması, gidişin onulmaz bir güzergahta hızlanan bir süratle devam etmesi size gelişmek ve medenileşmek gibi görünüyor, en vatan severiniz dahi yabancı ürünler tüketmeyi –elde edilen karı nereye ve ne için harcadıklarını küstahça deklare etmelerine rağmen- bilinçli tüketicilik sayıyorsa şu sonuca varıyorum; Sağlam bir tabanımız yok ve bu belli ki ciddi bir çaba ile elde edilecektir. Daha kalabalık bir sonuç yazmamı beklediğinizi tahmin ediyorum. Ancak diyeceğim ancak bu kadar. Zaten bu sonuçta benim elde ettiğim değil bir kıymetli yazardan, kıymetli bir yakınım vasıtasıyla elde ettiğim sonuçtur. Bir taban bulalım ve o tabanın üzerine bu karmaşadan arınıp bir güzel bina yapalım. Onlarda gördüğümüz her şeyi devşirerek iyi bir şey yapabileceğimizi sanmıyorum. Zira onların ortaya çıkardıkları her güzel şey bize de uyacak diye bir şey yok. En azından coğrafya, tarih ve koşullar farklı. Ve değerler koşullar ile ortaya çıkmakta olduğuna göre, elde iyi duran her şey bizde de iyi duracak değildir elbet. Çeviri ve piç bir toplum olmak yolunda olan gidişimizi, fakir ama onurlu bir toplum olmayı içimize sindirerek durduralım. Yoksa bir zaman sonra bu tarz serzenişler dahi kalmayacak. Zira serzenişte bulunacağımız sebepler ortadan kalkmış olacak. Çok şükür durumdan şikayet edecek kadar geçmişi hatırlıyor ve gelecekle ilgili henüz düşler kurabiliyoruz. Geçmişimizi ve geleceğimizi yitirmeden, kırık dökük kendimizi bulalım ve başka seçeneği olmayan bünyemizi tamir edip yaşamaya çalışalım. Ve son söz olarak yazımı okuyan herkesten, bu yazının kendileri gibi bir adamın kendilerinde var olan karışıklık, özlem, tutku ve şikayet ile dolu bir adamın yazdığını ve dolayısıyla yanılma payının kendileri üzerinden de ölçebilecekleri gibi fevkalade olası olduğunu düşünmelerini ve evet beni hoş görmelerini dilerim. Ve bu son paragraf yaranmak için değil bilakis bunca ciddi bir hadise de haddimi aşmış olabilme ihtimalinin özrüdür. Saygılarımla.
Mehmet Canib ÖKSÜZ 2006 ANKARA
Yorumlar
hakim
{ 31 Aralık 2007 02:01:25 }
Mehmet Canip Öksüz, yazıdaki tesbitler çoğunukla doğrudur diyebilir. Bu Ülkede yaşayan herkesin, beğenmediği bir çok husus olabilir.. Önemli olan aksayan,beğenilmeyen yönleri bulup söylemek değildir. Bu bir kolaycılıktır (senin kolaycılık amaçlı yazdığın düşünmüyorum. Zira diğer yazılarınla birlikte bu söylediğim değerlendirildiğin de kolaycı bir yol tutmadığın ortadadır). Okuyanların biraz kafa yorup düşünmüsini,tarihe bakarak, doğru değerlendime yapılmasını istediğin ortada dır. Bu mevzu ili ilgili olarak bir iki şey yazmak isterim. Bizler beş aşağı beş yukarı atalarımıza benzeriz.Tıpkı çocukların beş aşağı beş yukarı anne-babasına benzediği gibi.Bu benzerlik şekil benzerliği, vucut benzerliği olduğu gibi, ahlak,kafa yapısı, zekası,davranışı v.s birçok yön böyledir. Sadece kullanıllan araçlar zaman içerisinde değişmektedir.Bu gün internet-telefon ile habarleşilirken önceleri yaya giden kişiler ile haber ulaştırılmış v.s. Atalarımız zaman içinde önemli işler yapmış ise eğer o atalardan gelenler isek; inan yine bir gün önemli işler yaparız. Herkes, her millet, her devlet kendine yakışanı, atalarının yaptığını günün değişen şartlarına uyarlanmış davranışlarını yapar, yapmaya devam eder. Bizim atalarımız da zaman içinde güçlü devletler kurmuş. Önemli işler başarmış, bu başarının sırrını bulmamız gerekir. Bu başarının sırrı ise herkesin kendi işini doğru yapması, bir başkasının işinin yanlışlıklarını değil kendi yanlışlıklarını görüp düzeltmesi, kendisi ne iş yapıyor ise en mükemmelini, en iyisini, en ekonomik bir şekilde yapması ve her işte her durumda adil davranmasıında gizlidır. Kişiler arasındaki üstünlük makamda mevkide, bitirdiği okulda olmadığının bilinmeli ve fiilende kim işini iyi yapmış ise üstün olan, değerli olan, hürmete laik olan , olarak kabul görmelidir. Ayrıca nenin nasıl düzeleceği, yada nasıl yapılması halinde düzeleceği hususunda somut öneriler sunulmalıdır ki düzelme hızlansın. Saygılarımla
Diğer Sayfalar: 1.
Yorum Yazın
|
|
|
Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz |
|