Ebubekir beyden bir yazı daha
ÖLÜLERİ İSA’MI DİRİLTİR?
Allah-ü Azzimüşşan (cc) insanlara doğru yolu tebliğ için Peygamberler gönderdiği gibi Peygamber Varisi evliyalar da Allah'ın görevli memurlarıdır. Velayet mertebesinin zirvesinde Peygamberler vardır. Allah’ın izni ve desteği olmadan hiç bir Peygamber mucize gösterip kimseyi hidayete erdiremediği gibi Allah Dostları da Allah’ın izni ve iradesi dışında bir şey yapamazlar. Ancak ilahi izin geldiğinde ise Peygamberler ölüleri diriltmiş, kör gözleri açmış, taşın içinden deve çıkarmış, ayı ikiye yarmış ve buna benzer yüzlerce mucizeler gerçekleştirmiştir. Veraset-ül Enbiya olan Allah Dostlarında da bunlara benzer bazı olaylar görülmüştür. Ancak bu işin bir sınırı vardır. Allah'ın iradesi dahilinde zuhura gelen bu tür olayları izhar etmekten Allah dostları haya ederler.
Mürşidi kamiller, Resulullahın(sav) gerçek varisleri olup O’nun ilmine, edebine kalpleri Allah'a çevirme ve nefisleri terbiye etme konularında Peygamberimizin varisleridir.Onların nazarı kalplere şifadır. Allahu Teala O'nlar vasıtasıyla kullarını terbiye eder. O'nların nazarıyla ölü kalpleri diriltir. Halkı kendi yoluna çevirir. O'nlarla ilahi hukuku ayakta tutar.
Bazı kimseler velilere olan aşırı muhabbetlerinden dolayı bu zatların kainatta her şeyden haberdar olduklarını, istediği şeyi yapma yetkisinde olduklarını düşünürler. Ancak bu tür fikirler çok tehlikeli ve insanı şirke düşürebilecek şeylerdir. Bu tür düşünceler tevbe edilerek düzeltilmelidir.
Diğer taraftan tasavvuf ehlini hakkıyla tanıyamayan veya ehil olmayanların hatalarıyla yanlış tanıyan kimselerin bu zatlar kakındaki yanlı ve yanlış düşünceleri de o kişi için tehlikeli olup düzeltilmesinde fayda vardır. Çünkü Cenab-ı Allah(cc) hadisi kutside şöyle buyurmuştur: “Faiz alıp verenler ve Allah dostlarına münkirlik edenler Allaha karşı savaş açmışlardır.” Bu nedenle bu konularda herkesin daha dikkatli olması gerekir. İslam tarihi boyunca islamı dipdiri ve canlı olarak yaşayan ehli tasavvufun ehli küfür karşısındaki sarsılmaz imanı ve müslüman ülkelerin fethedilmesinde etkin rol oynamaları karşısında islama düşman olanlar için yıpratılması gereken en önemli kurum olarak tespit edilmiştir. Bu nedenle yıllardır halkın gözünden düşürmek için sistemli kampanyalar yürütüldüğü gibi zaman zaman da sahte şeyhler piyasaya sürülerek en adi davranışlar tasavvufa mal edilmeye çalışılmıştır. İşte her iki taraf içinde tehlike arzeden bu ifrat ve tefritten kurtulmak ve düşüncelerimizi yerli yerine oturtmak için bu Allah dostlarının kıssalarını çok dikkatli bir şekilde gözden geçirmek gerekir.
Bu konuda “Reşahat” adlı eserin sahibi Şeyh Safi(rah)'nin naklettiği bir olay bazı fikirlerin düzeltilmesine yardımcı olacağını düşünerek nakletmek istiyorum.
Şeyhülislam Ahmed Cami Hazretlerinin huzuruna bir Türkmen beyi ve hanımı birlikte girer. Zevcesinin elinde son derece güzel bir çocuk vardır.Fakat bu çocuğun iki gözü de kördür. Anne- baba büyük bir ızdırap ve üzüntü içinde Hazretin huzuruna yanaşırlar ve:
“Efendimiz ! Bu bizim oğlumuz. Her şeyi güzel, fakat iki gözü de görmüyor. Dünyayı gezdik, pek çok doktora gittik çare bulamadık. Dua edecek veli ve ulu kişilere gittik, sonuç alamadık.
Bizim malımız çoktur, bu yolda hepsini feda etmeye hazırız. Sizin istediğiniz her şeyin Allah katında kabul edildiğini duyduk, kapınıza geldik. Şu oğlumuza bir nazar ediniz, kendisine göz nuru verilsin. Bütün malımız sizin olsun. Eğer siz bize himmet etmezseniz, kendimizi yerden yere vurup helak olacağız. Lütfen bizi boş çevirmeyin! Şeklinde yalvarmaya başladılar.
Ardından huzurda ağlamaya başladılar. Ulu veli bu istek karşısında irkildi. Zira kendisinden mucize çapında bir iş isteniyordu. Bunu edebe aykırı gördü ve onlara:
Bu ne garip bir istek! Körlerin gözünü açmak Hazreti İsa peygamberin(as) mucizesidir. Ahmed Cami kim oluyor ki ondan bu işi istiyorsunuz? Dedi. Ve yavaş yavaş oradan uzaklaştı.
O sırada Türkmen beyi ile hanımı kendilerini yere attılar. Hıçkırarak ağlamaya başladılar. İşte o anda Ahmed Cami Hazretlerinin kalbine ilahi bir nur(varidat) indi. İçinde bir ses yankılandı. Hazret kendisini tutamadı. İradesi dışında dilinden şunlar döküldü:
Biz yaparız, o değil.Yanındakiler bu sözü işittiler. Şeyh efendi birden geri döndü. Çocuğun yanına gitti. İki baş parmağını küçük yavrunun gözlerine dayadı ve:
Allah’ın izniyle aç gözlerini ve gör! Diye seslendi.Ellerini çekti, çocuk ışıl ışıl görmeye başladı. Oradakiler hayret ve dehşet içinde kaldılar. Anne baba çocuklarına sarıldılar, bu defa sevinç gözyaşları içinde ayrıldılar.
Oradakiler Ahmed Cami Hz. lerine şu soruyu sordular:
Efendimiz! Önce “Ahmed Cami kim oluyor ki bu işi yapsın” dediniz. Sonra da “biz yaparız” buyurdunuz. Bu iki sözün manası ne idi? Hazret şu cevabı verdi:
İlk söz benim sözümdü ve doğrusu bu idi. Ben tek başıma bu işe güç yetiremezdim. İkinci söz bana ait değildi. O kalbime ilham edildi, sırrıma indirildi. O Rabbime ait bir ilhamdı. Bana,
“Ölüleri İsa’mı diriltir, körlerin gözünü İsa mı açar, dilsizlerin dilini İsa mı çözer? Onların hepsini biz yaparız” dendi. Sonrada
“Geri dön ! Biz o çocuğun gözünün açılması için seni vasıta yaptık!” buyruldu. Bu mana kalbime öyle tesir etikti dilimden döküldü. O söz ve iş Cenabı Hak’tan geldi. Ahmed’in elinde ve nefesinde göründü.
Bu kıssada görüldüğü gibi kainatta her şeyi sevk ve idare eden Allah'dır. Ancak Allah(cc) bazı işleri meleklere yaptırdığı gibi bazı işleri de velilere ve başka varlıklara yüklemiştir. Bunlar da işlerini ancak Allah’ın iradesiyle yaparlar. Bu Allah’ın bir hükmüdür ve çeşitli işlere farklı varlıkları vesile kılmıştır. Müsebbib-i Hakiki Allah'tır. Evliyaullah, Allah’ın kendilerine ihsan ettiği keşif, keramet, marifet ve makbul duaları Allah’ın iradesine ve rızasına uygun olarak kullanırlar.Veliler her şeyi bilemedikleri gibi bilmeleri de gerekmemektedir. Her şeyi bilen sadece Allah’tır. Bunlar Allahü Tealanın kudretinde olan şeylerdir. Allah dostları kendi arzularından çok ilahi muradın gerçekleşmesine sevinirler.
Allah dostları Allahın hududunu korudukları için dost olmuşlardır. Bu zatlar tüm insanlar için Rabb-ül Alemin'in bir ikramıdır. İnsanların yönlerini Allah'a dönderip nefislerin terbiyesinde birer “Mürebbi” görevi yaptıkları gibi dünyevi meselelerde, insanın başına gelen çeşitli hastalık ve musibetlerin tedavisinde de en önemli vesilelerden birisidir.
Şu dünyanın vahşetinden kurtulmak, dünya ve ahiret hayatımızı mamur hale getirmek için bu Evliyaullah'tan herkesin nasiplenmesi gerekir. Bu gün bir Mevlana(ks), bir Hacı Bektaşı Veli(ks), bir İmam-ı Rabbani(ks) veya Abdulkadir Geylani(ks) aramızda yaşasalardı kim bunları ziyarete gidip de istifade etmeyi düşünmezdi? Oysa Allah Resulü'ne Varis olanların kıyamete kadar geleceğini bizzat Resulullah(as) efendimiz haber veriyor.
Bu zatları iyi tanımak, ifrat ve tefride düşmeden herkese değeri kadar kıymet vermek ve “sadıklarla beraber olunuz” ilahi emrine uyarak “O'nlarla beraber olmak” için gayret göstermek gerekir. Bir salih insanı “Allah için ziyaret” etmenin ve O'nları sırf “Allah için sevmenin” karşılığı cennettir. Bu Allah Resulünün vaadidir.
İmanı muhafaza etmenin ateşi elde tutmak kadar zor olduğu bir dönemde müslümanın en büyük gayreti imanı muhafaza noktasında olmalıdır. Çünkü, Bediüzzaman'ın(ks) buyurduğu gibi;” Bir kimse muhakkik bir alim zat da olsa, tasavvuftan nasibi yoksa ve kalbi harekete gelmiyorsa bu gün ki zındıkların desiselerine karşı kendini muhafaza etmesi müşkülleşmiştir”.
Ebubekir bey, yazılarınızdan dolayı tebrik ediyorum. En azından bu konularda başkalerının susturulup sizin bizleri aydınlatması güzel bir şey.. İsa mı Hz. isa mı yazılmalı konusuna gelince siz de haklısınız, rivayeti aynen yazmışsınız. Affınıza sığınıyorum ama başlıkta parantez içinde hz. ifadesi yazılabilirdi diye düşünüyorum.. tabi sizler daha iyi bilir ve takdir edersiniz. Güzel yazılarınızın devamnı diliyor, bayramınızı tebrik ediyorum.
sizden allah razı olsun. Bizim memleket her yönden saygıyı hakeden bir topluma sahib olup mürşidi kamil insanların övgüsüne mazhar olmuştur.o memleketki sizler gibi güzel insanlar yetiştirmiştir.
Her iki abiyede teşekkür ediyorum.Elbetteki tüm peygamberler bizimde peygamberimiz. Biz hiç birini ayırmadan hepsini kabul eder ve severiz. Bu bir imani konudur. Elbette tüm peygamberlerden bahsederken son derece edepli bir üslup kullanmalıyız. Bunun farkındayım. Ancak yazının başlığındaki söz, yazı içerisinde belirtildiği gibi Molla Ahmed Cami(ks) Hz.lerinin gönlüne indirilen bir ilham, yani bu Allah(cc)'a ait bir söz. Dolayısıyla Cenab-ı Allah'a ait bir söz'ü yazarkende "acaba Allah-u Teala ; Hz. İSA diye mi hitap eder" diye düşünmek gerekir(Allahualem).Yinede bu konuda ehil abiler bizleri aydınlatırsa memnun oluruz. En azından bundan sonra yanlış yapmamaya çalışırız. Herhese hürmetler.
ben dini konulara pek girmek istemiyorum, muazzam tepkilere yol açabiliyor... ama dayanamıyorum, nedenmi; "Her nekadar hırıstiyanların peygamberi olsa da" cümlesi gibi ifadeler çıldırtıyor beni. cemil beyde sağolsun nezaman yazsa baltayı ya taşa vuruyor yada kafama... arkadaşlar eminimki hepiniz biliyorsunuzdur; bütün peygamberler islam üzere gelmişlerdir ve hepsi aynı zincirin halkalarıdır... itikadi konularda "HER NEKADAR" parantezlerini kaldırmaz... allah sonumuzu hayrede.. salamlar