Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1767 Okunma | Yazar Yazan: ebubekir | 03 Aralık 2007 14:56:19

Ebubekir Bey'den bir yazı

YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE

Türkiye zor bir dönemden geçmektedir. 1983'ten beri bu milletin başına bela olan PKK terörü bir türlü bitirilememiştir. PKK ile mücadelede 300 milyar dolar heba edilirken diğer taraftan ülkeyi yıllarca oyalamış ve yapılması gereken bir çok hizmet bu nedenle akamete uğramıştır. Bölgeler arasındaki kalkınmışlık farklarının ortadan kaldırılmasının terörü yok edeceği düşüncesiyle ülke kaynakları çarçur edilmiştir.

Yıllarca hamiliğini yaptığımız, başları her sıkıştığında misafir olarak ağırladığımız, koruyup kolladığımız Kuzey Iraklı kürtler şimdi PKK probleminin en önemli sorumlularından birisi olarak görülmektedir.

Emperyalist ülkelerin niyetlerini çok iyi tahlil etmek ve bu niyetlerini asla unutmamak gerekir. Biz yufka yürekli bir milletiz. Bize her türlü kötülüğü yapanların riya kokan münafıkça yılışmalarına kanıp hemen yumuşuyor ve yapılanları unutuyoruz. Hâlbuki müminler feraset sahibi olmalı, bir delikten iki kere sokulmamalıdır. ABD, AB ve İsrail’in hedefinde Sevr'in uygulanması projesi vardır. Kuzey Iraktaki kukla devletin kurulmasında en büyük hedef Türk topraklarıdır. Büyük İsrail devleti, Kürdistan ve büyük Ermenistan devletlerinin kurulabilmesi için hepsinin Türkiye’nin topraklarına ihtiyacı vardır. Ayrıca Yunanistan da Megalo-idea fikrinden vazgeçmemiştir. Bunları ülkeyi yönetenlerin bilmemesi mümkün değildir.

Bugün PKK’nın en büyük destekçileri AB üyesi ülkeler değil mi? Her türlü bölücülük faaliyetlerinin (tv, gazete, dergi, radyo vs.) yanında en büyük para kaynaklarından birisi de Avrupa ülkeleridir. Bakıyorsunuz PKK’nın içinde batılılar var. Bu bir Kürt hareketi ise bir Almanın, Fransızın bu örgüt içinde bize karşı savaşmasının amacı ne olabilir?. PKK bu ülkelerce açıktan desteklenirken bir yandan da sürekli siyasi dayatmalarda bulunmaya devam ediyorlar. Bir çok dayatmanın AB kriterleri ile de ilgisi yoktur. Bizi sürekli baskı altında tutarken bölücü örgütün güçlenmesini sağlıyorlar. Biz Barzani’ye karşı horozlanırken neden ABD ve AB'ye karşı “gık”ımız çıkmıyor.

Kuzey Irakta ABD'nin müsaade ettiği kadar operasyon yapabiliriz. Bununla içeride halk yatıştırılırken dışarıda haçlı zihniyetinin projeleri uygulanmaya devam edecek. Bizler bir şekilde uyutulmaya devam ediyoruz. Ama artık milletimiz bu oyunları görmelidir. Son zamanlarda bütün orta doğudaki İslam ülkeleriyle ilgili olarak bölücü haritalar orta yerde dolaşırken bu ülkelerde de uyanış emareleri görülmeye başlamıştır. Türkiye bu bölgedeki en güçlü ve tecrübeli ülkedir. Bu fırsatları çok iyi değerlendirerek yeniden  Osmanlının yönetim anlayışıyla bölgede ve dünyada etkin bir konuma gelmelidir. Bu açıdan 2008 yılında ilan edilecek olan “Türk Birliği” güzel bir gelişme olup daha ileriki aşamada “İslam Ülkeleri Birliği”nin de hızla hayata geçirilmesi gerekmektedir. Artık “titreyip kendimize dönmeliyiz”. Bizler içerde birbirimizle uğraşırken bizi seyreden şeytanlar hile ve ikiyüzlülük kokan gülüşlerle bizleri seyrediyorlar. Gençliğimiz, sermayemiz, toprağımız, suyumuz her şeyimiz heba olup gidiyor. Yazık değil mi? .. Türkiye’deki tamamen “Lider Sultalığı”na dayalı particilik ise bize zarar veriyor. Siyaset ve riyaset putlarını gönlümüzden çıkarmalıyız. Bunu bir şekilde aşmalıyız ve düşüncelerimizi siyasi partilerden veya particilikten bağımsız olarak ülke menfaatleri doğrultusunda oluşturabilmeliyiz. Her konuda aynı şeyleri düşünen insanlar iş siyasete geldiğinde hemen ayrı kamplara bölünebiliyorlar. Bizlerin çok farklı kimlikleri olabilir. Bizler bu farklı kimliklerimizi muhafaza ederek ortak kimliklerimizle ortak meselelerimizin çözümünde ortak hareket eder hale gelebilirsek sular ters akmaya başlayabilir. Bu konuda fertler olarak belki çok fazla bir şey yapamayabiliriz ama sivil toplum ve kanaat önderlerinin bunu gerçekleştirebilmeleri için nefislerden başka engel görülmüyor. Bu konuda bir siyasi lider güzel bir olay anlatmıştı. Dedi ki;” Ben askerlik yaparken bir üsteğmen bir gün içtimada bir er’e küfrederek dövdü. Bunun üzerine ben, “bu millet ordumuzu namusumuzun bekçisi olarak görüyor. Sen ise bu askerin namusuna küfrediyorsun” diye bende üsteğmeni dövdüm, ve beni hapse attılar. Bu olayı duyan o şehrin ileri gelen önderleri baskı yaparak bırakılmamı istediler. Neticede hapisten çıkmamı kararlaştırdılar ama ben şart koştum ve “eğer eri döven üsteğmen bütün askerlerin huzurunda o erden özür dilerse kabul ederim” dedim. Neticede özür dilendi ve beni bıraktılar. Demek ki halkın aynı idealler etrafında şuurlu bir birlikteliği ile çok büyük başarılara imza atılabilir.

Bu ülkeye, birliğimize, bayrağımıza, dinimize düşman olanlar her gün yeni kazanımlar elde ediyorlar. Şimdi görülüyor ki kendi içimizde siyaset yapan uzantılar artık bazı şeyleri açıktan ortaya koymaya başladılar. Sonuçta onlara bir şey oluyor mu? Hayır. Millet daha ilerideki ”dağdan ve imralı’dan ovaya inme” projelerine alıştırılıyor, milletin milli refleksleri yok ediliyor. Bu meselenin çözümü de ancak “Müslümanca bir tavırla” çözülebilir. ”Müslüman Müslüman’ın kardeşidir”. Bu nedenle Kürt- Türk elbette birbirinin kardeşidir. İslam’da ferdiyetçilik esastır. Suçu kim işlemişse suçlu odur. Birilerinin işlediği suçtan, ihanetten bütün bir kavmi suçlu görmek yanlıştır. Yıllardır İngiliz oyunlarına kanan bazı Araplardan dolayı neredeyse tüm Arapları düşman bildik. Şimdide içeriden ve dışarıdan kontrollü olarak bizim yeniden dirilişimizi geciktirmek isteyenlerce başımıza örülen bölücü çorapların gerçek faillerini bilebiliyorsak veballi işlerden ve düşüncelerden sıyrılmalı ve tüm Müslüman ülke ve kavimlerle yeniden “İslam kardeşliğinin” nasıl tesis edilebileceğini devlet ve millet olarak düşünmeliyiz. Geçmişte yapılan birçok hatadan dolayı bu olaylar yıllardır çözülemedi ve yara kanamaya devam etti. Bir zamanlar emekli bir Albay hemşerimizin bir askerlik hatırasını sizlerle paylaşmakta fayda görüyorum. Doğuda askerlik yaptığı karargâhta bir cuma günü askeri tatbikat yapacakları köylerin muhtarlarını haberdar etmek için köylere çıkıyorlar. Cuma namazı vaktinde bir köyde askeri elbise ile camiye girerek cuma namazını kılıyorlar. Namazın bitiminde dışarıya çıktıklarında bakıyorlar ki bütün cemaat cami dışında bunları bekliyor. Sanki bir şeyh gelmiş gibi herkes bunların elini öpmek için sıraya giriyorlar. Bir subayın bu şekilde bölge halkı ile beraber namaz kılması halkın çok hoşuna gidiyor. O askerleri kendilerinden bir parça olarak görüp bağırlarına basıyorlar. Hemşerimiz o anda yan tarafta kendi aralarında konuşanların “asker gerçekten namaz kılar mı?” diye konuşmalarına şahit oluyor ve daha önceden bazı yanlış ve halkın değerlerinden kopuk uygulamaların halk üzerindeki etkilerinin yansımalarına şahit oluyor. İşte başta devletin halkla barışması ve kucaklaşması gerekir. Bizi birbirimizden uzaklaştıracak bazı uygulamalar birileri tarafından kasten yapılıyor gibi. Bizim yaşantımız ve tavrımız İslam’ca olmalıdır. Çözüm burada yatmaktadır. Ya aklımızı başımıza alıp kendi özümüze dönerek yeniden “Hakim bir Devlet ve Hadim bir Millet” olacağız. Ya da zillet içinde yaşamaya devam edeceğiz.

O halde “ya devlet başa ya kuzgun leşe” deme vakti gelmedi mi?

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun338 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI