Her milleti, nevi şahsına münhasır kılan bazı özellikler vardır.
Her milleti, nevi şahsına münhasır kılan bazı özellikler vardır. Bu özellikler, o milleti genel kodlarıyla tanımamıza yardımcı olur. Türk milletinin özelliklerinden bahsederken türkülerimizi de zikretmemiz gerekir. Türk kahramandır, misafirperverdir, dahası Türk türkü söyler, türkü sever. Yeryüzünde asırlar boyu hafızasına bu denli yoğunlukta türküleri nakşetmiş başka bir millet var mıdır bilmiyorum. Kahramanlıkla bozgunu, vuslat ile hasreti, aşk ile sitemi, bayram ile matemi iç içe türkülerde yaşatmış ve nesilden nesile aktarmış bir milletiz.
A.Hamdi Tanpınar, “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler” diyor. Anadolu demek biraz da türkü demek değil midir? Kâh kördüğüm olan yüreklerimizde gizlenmiş acıları haykırır. Kâh vuslatı bayram havasında yaşatan muştular dizer gönlümüze. Kiminde yaşanmış bir dram, kiminde de bir mutluluğun fotoğrafı gizlidir. Hep insanla birlikte yaşayan ölmeyen türküler.
Kimi zaman yalnızlıkta yoldaşımız olur. Unutulmuş diyarların han duvarlarında sırdaşımız olur. İçimizi dökeriz o dosta…
“Derdim çoktur hangisine yanayım
Yine tazelendi yürek yarası
Ben bu derde hande derman bulayım
Meğer dost elinden ola çaresi”
Yardan ayrı düşmenin ıstırabını anlatır türküler. Bu kez sırdaş, bir kâtiptir, ona döker içini…
“Sivas ellerinde sazım çalınır
Çamlıbeller bölük bölük bölünür
Yardan ayrılmışam bağrım delinir
Kâtip arzu halim yaz yâre böyle”
Yıkımı anlatır türküler, yıkılan binalarda yok olan hayatların çığlığı olur…
“Erzincan’a vardım dumanlı dağlar
Elleri koynunda bir gelin ağlar”
Seferberlik yıllarında redif taburlarına yazılan, henüz bıyığı terlememiş gencecik evlatlar… Arkasından türküler yakar bağrı yanık analar. Evlatlarının dönemeyeceğini bile bile…
“Mızıka çalındı düğün mü sandın
Al yeşil bayrağı gelin mi sandın
Yemen’e gideni gelir mi sandın”
Sonra, bir taze gelinin ağıtı duyulur. Yiğidini belki Çanakkale’ye belki de Yemen’e yollamıştır. Ateş topu olan yüreğini bu dizelerle serinletmeye çalışır.
“Asker yolu beklerim, günü güne eklerim
Var git yârim askere, ben sılayı beklerim”
Sadece analar, gelinler türkü yakmaz Anadolu’da. Nice koç yiğitler vardır ki kimsenin yere seremediği bu yiğitleri aşk acısı alır vurur yere.
“Dersini almış da ediyor ezber
Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
Bu dert beni iflah etmez deli eyler
Benim dert çekmeye dermanım mı var”
Sonra içinize bir sızı düşer, kıskanırsınız, yâri sorgularsınız…
Yâr cevaplamaz bu soruyu, nazenindir. O anda Veysel olur, resti çekersiniz…
“Güzelliğin on para etmez
Yine de kıyamazsınız… Gülmeyi de ağlamayı da bilirsiniz.
“Sen ağlama kirpiklerin ıslanır
Ben ağlayım ki belki deli gönül uslanır”
Sonra alır götürür sizi bir başka türkü. Bu içli, bir o kadar yanık besteli türkü, Kerkük’ten Harput’a size vuslatı yaşatır.
Ah Rumeli türküleri… Tuna ile Nil’in kardeş olduğunu söyler durur. Parçalanmış coğrafyanın kırık gönüllerine…
“Tuna Nehri akmam diyor, etrafımı yıkmam diyor
Şanı büyük Osman Paşa, Plevne’den çıkmam diyor”
Sonrası Anadolu’nun yine türkü, yine türküdür. Dinlersiniz bir daha dinlersiniz. İçinizi yakar. Yusuf’unu yitirmiş bir Yakup olursunuz. Farkında olmadan içilen bir esrar gibi gelir size bu türkü…
“Gesi Bağlarında dolanıyorum
Yitirdim yârimi aman aranıyorum”
Sonra Anadolu’nun küçük, unutulmuş bir kasabasında, bir göz odalarında, semaver çayları yudumlanırken, gür sesli bir iki derviş Yunus’tan beyitler okur…
“Milk-i bekadan gelmişem, fani cihanı neylerem
Ben dost cemalin görmüşem, hûr-i cinânı neylerem”
Türkülerde hüznümüz, yakarışımız Allah’adır bizim. Fani sevgilerin şahsında Mevla’dır gayemiz. Eğer öyle olmasaydı yaşar mıydı bunca yıl türküler. İmzası millet olan, halk olan, insan olan türküler. Gayesi Hak olan, hakikat olan türküler. Anadolu’nun romanını yazan türküler…
Amca bu ve diğer yazılarını beğenerek okuyor ve arkadaşlara okutuyorum. Bu yazın için izin almadık ama okuldaki edebiyatçılar şiir dinletisinde kullanacaklar.İnşaallah yazılarını bir baş ucu kitabında görür ve faydalanırız.
Hocam,yine dalmışsın fani dünyanın derin yerlerine.Kaleminle bizleri bu güzelim coğrafyada gezdirdiğin için sonsuz teşekkürler bu yalan dünyadan hepimiz konup göçeceksek geride hoş bir name bırakalım.Selamlar ve sevgiler.
Türkü türke ait demektir. Türklerin tarihi türkülerde gizlidir.Tek bir mısra yada dörtlük olsada gönüllerden süzülün bal gibi çok gönüle, gönül ehline, şifadır. Türküleri anlatmak zordur. Okunduğunda ,söylendiğinde,çığrıldığnda kimseler görmesin desende akıttığın bir damla yaş en güzel anlatım olsa gerek. Emrullah bey türkülerdeki yüklü mesaj, anlamları ,bize yeniden düşündürdün. Teşekkürler, gönlüne sağlık. Hakim
Terkedilimş unutulmuş yıkık dökük virane olmuş köyleri, mahalleri görürüsünüz içiniz parçalanır hatıralarınzla bütünleşecek mekanları tarumar görürsünüz,diliniz tutulur bişey söyleyemezsiniz.O zaman türküye kulak verelim;
'Asrı Gurbet Harap Etmiş Köyümü
Bülbül Gitmiş Baykuş Konmuş Gel Hele
Ben Ağayım Ben Paşayım Diyenler
Kapıları Kitlemişler Gel Hele
Gel Hele De Kömür Gözlüm Gel Hele
Gel Hele De Dudu Dillim Gel Hele
Bir Ev Burda Bir Ev Karşıda Kalmış
Sorun Hele Bizim Komşular N'olmuş
Kırk Senelik Ağaç Kurumuş Kalmış
Bizim Köye Benzemiyor Gel Hele
Gel Hele De Kömür Gözlüm Gel Hele
Gel Hele De Dudu Dillim Gel Hele
Saz Elimde Şu Elleri Gezerdim
Dertli İdim Bazı Destan Yazardım
Sen Ali'ysen Niye Saçın Ağarttın
Bizim Ali'ye Benzemiyi Gel Hele
Gel Hele De Kömür Gözlüm Gel Hele
Gel Hele De Dudu Dillim Gel Hele'
EMRULLAH ABİM ELLERİNE SAĞLIK YİNE GÜZEL VE HOŞ BİR YAZI .
amca gercekten tebrik ediyorum cok zevk alarak okudum mukemmel bir yazı olmuş eline sağlık