Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

Anadolu'nun Romanı

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 9 Yorum | Okunma 3754 Okunma | Yazar Yazan: emrullah | 27 Kasım 2007 23:21:06

Her milleti, nevi şahsına münhasır kılan bazı özellikler vardır.

Anadolu’nun Romanı

 

   Her milleti, nevi şahsına münhasır kılan bazı özellikler vardır. Bu özellikler, o milleti genel kodlarıyla tanımamıza yardımcı olur. Türk milletinin özelliklerinden bahsederken türkülerimizi de zikretmemiz gerekir. Türk kahramandır, misafirperverdir, dahası Türk türkü söyler, türkü sever. Yeryüzünde asırlar boyu hafızasına bu denli yoğunlukta türküleri nakşetmiş başka bir millet var mıdır bilmiyorum. Kahramanlıkla bozgunu, vuslat ile hasreti,  aşk ile sitemi, bayram ile matemi iç içe türkülerde yaşatmış ve nesilden nesile aktarmış bir milletiz.

 

   A.Hamdi Tanpınar, “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler” diyor. Anadolu demek biraz da türkü demek değil midir? Kâh kördüğüm olan yüreklerimizde gizlenmiş acıları haykırır. Kâh vuslatı bayram havasında yaşatan muştular dizer gönlümüze. Kiminde yaşanmış bir dram, kiminde de bir mutluluğun fotoğrafı gizlidir. Hep insanla birlikte yaşayan ölmeyen türküler.

 

   Kimi zaman yalnızlıkta yoldaşımız olur. Unutulmuş diyarların han duvarlarında sırdaşımız olur. İçimizi dökeriz o dosta…

“Derdim çoktur hangisine yanayım

Yine tazelendi yürek yarası

Ben bu derde hande derman bulayım

Meğer dost elinden ola çaresi”

 

   Yardan ayrı düşmenin ıstırabını anlatır türküler. Bu kez sırdaş, bir kâtiptir, ona döker içini…

         “Sivas ellerinde sazım çalınır

         Çamlıbeller bölük bölük bölünür

         Yardan ayrılmışam bağrım delinir

         Kâtip arzu halim yaz yâre böyle”

 

   Yıkımı anlatır türküler, yıkılan binalarda yok olan hayatların çığlığı olur…

         “Erzincan’a vardım dumanlı dağlar

         Elleri koynunda bir gelin ağlar”

 

   Seferberlik yıllarında redif taburlarına yazılan, henüz bıyığı terlememiş gencecik evlatlar… Arkasından türküler yakar bağrı yanık analar. Evlatlarının dönemeyeceğini bile bile…

“Mızıka çalındı düğün mü sandın

Al yeşil bayrağı gelin mi sandın

Yemen’e gideni gelir mi sandın”

 

   Sonra, bir taze gelinin ağıtı duyulur. Yiğidini belki Çanakkale’ye belki de Yemen’e yollamıştır. Ateş topu olan yüreğini bu dizelerle serinletmeye çalışır.

“Asker yolu beklerim, günü güne eklerim

Var git yârim askere, ben sılayı beklerim”

 

   Sadece analar, gelinler türkü yakmaz Anadolu’da. Nice koç yiğitler vardır ki kimsenin yere seremediği bu yiğitleri aşk acısı alır vurur yere.

“Dersini almış da ediyor ezber

Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler

Bu dert beni iflah etmez deli eyler

Benim dert çekmeye dermanım mı var”

 

   Sonra içinize bir sızı düşer, kıskanırsınız, yâri sorgularsınız…

         “Yüzünde göz izi var

         Sana kim baktı yârim”

 

   Yâr cevaplamaz bu soruyu, nazenindir. O anda Veysel olur, resti çekersiniz…

         “Güzelliğin on para etmez

Bu bendeki aşk olmasa”

 

   Yine de kıyamazsınız… Gülmeyi de ağlamayı da bilirsiniz.

“Sen ağlama kirpiklerin ıslanır

         Ben ağlayım ki belki deli gönül uslanır”

 

   Sonra alır götürür sizi bir başka türkü. Bu içli, bir o kadar yanık besteli türkü, Kerkük’ten Harput’a size vuslatı yaşatır.

         “Altın hızma mülayim

         Seni Hak’tan dileyim”

 

   Ah Rumeli türküleri… Tuna ile Nil’in kardeş olduğunu söyler durur. Parçalanmış coğrafyanın kırık gönüllerine…

         “Tuna Nehri akmam diyor, etrafımı yıkmam diyor

         Şanı büyük Osman Paşa, Plevne’den çıkmam diyor”

 

   Sonrası Anadolu’nun yine türkü, yine türküdür. Dinlersiniz bir daha dinlersiniz. İçinizi yakar. Yusuf’unu yitirmiş bir Yakup olursunuz. Farkında olmadan içilen bir esrar gibi gelir size bu türkü…

         “Gesi Bağlarında dolanıyorum

         Yitirdim yârimi aman aranıyorum”

 

   Sonra Anadolu’nun küçük, unutulmuş bir kasabasında, bir göz odalarında, semaver çayları yudumlanırken, gür sesli bir iki derviş Yunus’tan beyitler okur…

“Milk-i bekadan gelmişem, fani cihanı neylerem
Ben dost cemalin görmüşem, hûr-i cinânı neylerem”

 

   Türkülerde hüznümüz, yakarışımız Allah’adır bizim. Fani sevgilerin şahsında Mevla’dır gayemiz. Eğer öyle olmasaydı yaşar mıydı bunca yıl türküler. İmzası millet olan,  halk olan, insan olan türküler. Gayesi Hak olan, hakikat olan türküler. Anadolu’nun romanını yazan türküler…

 

Emrullah TOPRAK

Kasım–2007

Melikgazi/KAYSERI

 | Puan: 10 / 2 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

m.bulut { 12 Ocak 2008 12:55:22 }
Amca bu ve diğer yazılarını beğenerek okuyor ve arkadaşlara okutuyorum. Bu yazın için izin almadık ama okuldaki edebiyatçılar şiir dinletisinde kullanacaklar.İnşaallah yazılarını bir baş ucu kitabında görür ve faydalanırız.
F.Mehmet TAKCI { 05 Ocak 2008 23:07:25 }
Hocam,yine dalmışsın fani dünyanın derin yerlerine.Kaleminle bizleri bu güzelim coğrafyada gezdirdiğin için sonsuz teşekkürler bu yalan dünyadan hepimiz konup göçeceksek geride hoş bir name bırakalım.Selamlar ve sevgiler.
hakim { 02 Ocak 2008 23:38:54 }
Türkü türke ait demektir. Türklerin tarihi türkülerde gizlidir.Tek bir mısra yada dörtlük olsada gönüllerden süzülün bal gibi çok gönüle, gönül ehline, şifadır. Türküleri anlatmak zordur. Okunduğunda ,söylendiğinde,çığrıldığnda kimseler görmesin desende akıttığın bir damla yaş en güzel anlatım olsa gerek. Emrullah bey türkülerdeki yüklü mesaj, anlamları ,bize yeniden düşündürdün.   Teşekkürler, gönlüne sağlık. Hakim
saniye saripinar { 21 Aralık 2007 21:25:32 }
dayı tebrikler gercek çk gusellllllll olmuş!!!
Osman ÇELİK { 20 Aralık 2007 19:50:43 }
Emrullah Bey;
Hoş bir harmanlama yapmışsınız. Gerçekten, o güzel kültürümüz nice inceliklerle doludur.Sözün gönülle seyri suluk etmesi, ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.
Arşiv değerindeki bu önemli çalışmalarınızı, arşivlediğimi belirtmek isterim...
hıdır kaya { 10 Aralık 2007 10:28:42 }
DOKUNMA KEYFİNE *

Dokunma keyfine yalan dünya'nın
İpini eline dolamış gider
Gözlerimin yaşı bana gizlidir
Dertliyi dertsizi sulamış gider
Hüdey hüdey hüdey sulamış gider
Dertliyi dertsizi sulamış gider

Kimi hızlı gider uzun yol yutar
Kimi altın satar kimi pul yutar
Kimi soğan bulmaz kimi bal yutar
Kimi parmağını yalamış gider
Hüdey hüdey hüdey yalamış gider
Kimi parmağını yalamış gider

Mahzuni bu nasıl yazı Mahzuni
Bazen Şerif olur Bazı Mahzuni
Yurdunda anasız kuzu Mahzuni
İnsanlık ardından melemiş gider
Hüdey hüdey hüdey melemiş gider
İnsanlık ardından melemiş gider
İsmail { 30 Kasım 2007 11:35:17 }
Terkedilimş unutulmuş yıkık dökük virane olmuş köyleri, mahalleri görürüsünüz içiniz parçalanır hatıralarınzla bütünleşecek mekanları tarumar görürsünüz,diliniz tutulur bişey söyleyemezsiniz.O zaman türküye kulak verelim;
'Asrı Gurbet Harap Etmiş Köyümü
Bülbül Gitmiş Baykuş Konmuş Gel Hele
Ben Ağayım Ben Paşayım Diyenler
Kapıları Kitlemişler Gel Hele

Gel Hele De Kömür Gözlüm Gel Hele
Gel Hele De Dudu Dillim Gel Hele

Bir Ev Burda Bir Ev Karşıda Kalmış
Sorun Hele Bizim Komşular N'olmuş
Kırk Senelik Ağaç Kurumuş Kalmış
Bizim Köye Benzemiyor Gel Hele

Gel Hele De Kömür Gözlüm Gel Hele
Gel Hele De Dudu Dillim Gel Hele

Saz Elimde Şu Elleri Gezerdim
Dertli İdim Bazı Destan Yazardım
Sen Ali'ysen Niye Saçın Ağarttın
Bizim Ali'ye Benzemiyi Gel Hele

Gel Hele De Kömür Gözlüm Gel Hele
Gel Hele De Dudu Dillim Gel Hele'
uğur { 28 Kasım 2007 10:51:50 }
EMRULLAH ABİM ELLERİNE SAĞLIK YİNE GÜZEL VE HOŞ BİR YAZI .
ömer faruk toprak { 28 Kasım 2007 09:47:02 }
amca gercekten tebrik ediyorum cok zevk alarak okudum mukemmel bir yazı olmuş eline sağlık
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun1256 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI