Emine Hanıma Teşekkürler...
Şimdiye kadar hep bülbülle gülün aşkından bahsedilirdi.Aslında bülbülün başka derdi başka sevdası vardı. Hep yazılarda bülbülle gülün aşkından yazılıp çizildi.Ama işin aslı öyle değilmiş.Çaresiz kalınca güle konmuş bülbül.
Aylardan mayıs, her şey yeni uyanmış,canlılar güneşin, toprağın ve suyun cömertliğinden faydalanıyorlardı.Herkes kendi aleminde yaşayıp gidiyordu.Kuşlarda yuva yapma telaşındalardı. Bülbül tenha bir yer bulup yuva yapma derdine düşmüştü.İğde ağacıda her meyve ağacı gibi çiçeğini açmış etrafa misk gibi kokular yayıyordu.Bülbül etrafı kolaçan edip, ağaçları tek tek yoklayıp yuva için uygun yer bulamadı. Yorgunluğunu atmak için iğde ağacına sığındı.Biraz dinlenip soluğunu topladı.O da ne etrafta miski anber kokusu vardı sanki.
Kokunun nerden geldiğini anlamak için etrafa bakındı.Kokunun sahibi altında dinlendiği iğde ağacıydı.Ağacı inceledi yuva yapmak içinde gayet uygun bir ağaçtı.Tamam dedi;daha ne isteyebilirim, tam bana uyun misk kokulu ağaç buna yuva yaparım dedi.
Allah’ım o koku ne öyle, bülbülün başını başını döndürdü .Bülbül yuva yeri ararken sanki aşkını bulmuştu. Zaman geçirmeden işe koyuldu.Etrafından çer çöp toplayıp yuvasını yaptı.Akşamı yuvasında geçirmeyi düşünüyordu.Akşam oldu, ay doğmuş, bütün ışıklarını dünyaya salmıştı.
Bülbül yeni yuvasına kurulmuş ayın ışığında günün yorgunluğunu atıyordu.Allah’ım bu ne saadetti. Bir tarafta gül çiçek kokusu bir tarafta iğde kokusu.Ayın ışığı sanki bütün güzelliğe ışık tutuyordu.Ortalık bütün ihtişamıyla Allah’ın kudretini haykırıyordu. Bülbülün saadetine diyecek yoktu .Her canlı gibi bülbülde yumurtlayıp çoğalacaktı.Önce kuluçkaya yattı. Sonra kendi gibi güzel şirin mi şirin yavruları meydana geldi. Sabah oldu güneş ilk ışıklarını dünyaya göndermiş bülbül uyanmış .Bu gün biraz yem bulsam diye düşündü .Yavrularına baktı onları bırakıp gitmek içinden gelmiyordu .Yaşamak için gitmesi gerekti .
Ve her güzelliğin sonu olduğu gibi bülbülün bu saadeti fazla sürmedi.İğde ağacının başka konukları vardı.Kötülüklerin anası gibi yılan kıvrılarak ağaca tırmandı.Yılanın iğde ağacına ziyareti ne yuva yapma telaşı nede ağacın kokusundan etkilenişiydi. Yılanın amacı ağaçtaki bülbül yavrularıydı.
Yılan kıvrılarak hedefine ulaştı .Bülbülün yem bulmak için yuvadan ayrılmasını fırsat bilerek yavaşça yavrulara sokuldu ve o küçük şirin yavrulara yalvarma çığlıklarına aldırmadan saldırdı. Olan olmuştu.
Bülbül yuvasına döndüğünde karşısındaki manzara onu mahvetti.Ne yavru kalmıştı ortada nede yuva.Ve olayın acısıyla çaresiz misk kokulu iğde ağacından ayrılmak zorunda kaldı.
Çünkü iğde ağacı güvensiz bir yerdi.
Bülbül acısıyla feryat figan ederek güle yerleşti.Ve bu feryadı hiçbir zaman durmadı.Bu acı feryadı duyanlar onun güle olan aşkından sandılar.
Sonbahar gelip de gülde yapraklarını dökünce bülbül bir daha dönmemek üzere daha sıcak yerlere göç etti.
Ve işin aslı asla öğrenilemedi. Bülbülün güle olan aşkı konuşuldu sadece…
Emine TOPRAK
yazınız çok güzel.bu gerçek gül ile bülbül hikayesimi yoksa mizansen mi?bunu merak ettim
Emine abla ben seni tanımam ama güzel bir yazı ellerine sağlık ee bişey daha öğrenmiş olduk ellerinden öptüm selam ve saygıyla