Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

KIBRISTA BİR ÖĞRETMEN HEMŞEHRİMİZİN BAŞINA GELENLER!

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 3 Yorum | Okunma 3289 Okunma | Yazar Yazan: ebubekir | 10 Kasım 2007 12:43:28

1990'lı yılların başında bir öğretmen hemşehrimiz öğretmen olarak Kıbrıs'a gider.

KIBRISTA BİR ÖĞRETMEN HEMŞEHRİMİZİN BAŞINA GELENLER!

1990'lı yılların başında bir öğretmen hemşehrimiz öğretmen olarak Kıbrıs'a gider. Kendisi idealist ve maneviyatı kuvvetli bir öğretmen. Çok farklı düşüncelerle kıbrısa gitmiştir. Herşeyden önce oradaki gençlere ulvi idealler aşılamak, kendi tarihinden, kültüründen ve manevi dinamiklerinden habersiz ve bize yabancılaşmış olan gençlere faydalı olmak düşüncesindedir.

Kıbrısa gider ve ilk derse girer. Bir süre sonra dışarıdan bir ses gelir ve çocuklara derki:

Susun da gelen sesin ne olduğunu anlayalım” der. Gelen sesi dinlerler ve “sela “ verilmekte olduğunu anlar. O gün normal bir şekilde geçer. İkinci gün gazetelere baktığında bazı gazetelerin manşeti dikkatini çeker. Manşet şöyledir:

Vay yobaz vay”

Yazının içeriğini okuyunca bakarki gazete kendisinden bahsediyor. Yani daha ilk gün “yobaz” damgasını yemiştir. Hemde sadece gelen sesin ne olduğunu anlamak için çocukları susturması ve sela'yı dinlemesi onun “yobaz” olarak damgalanması için yetmiştir. Derse girdiği sınıfta bazı öğrenciler Kıbrıstaki yüksek bürokratların çocuklarıdır ve onların olayı ailelerine taşımalarıyla birlikte daha ilk günde basına haber olmuştur. Üçüncü gün aynı gazeteler;

Sivastan bir Yobaz Geldi” diye manşet atmışlardır. Gülermisin ağlarmısın. Bir sela dinlemekle başına bunlar gelir.Bu şekilde basına konu olan T.C. Vatandaşı memurlar için ilk yapılan şey hemen Türkiye'den müfettiş istemektir ve bu öğretmen hemşehrimiz içinde böyle yapılır.

Öğretmen hemşehrimiz ise öyle kolay lokma değildir. Üçüncü günün sonunda sokağa çıkar ve bulduğu telefon klübesinin birinden bu gazeteleri arar. Bu gazetelere;

Biz falan öğretmenin arkadaşıyız. Burada bir örgütüz. Eğer onun aleyhine bir daha yazı yazarsanız gazete binasını bombalayacağız, haberiniz olsun”der ve bir dahada aleyhinde tek kelime çıkmaz. Korku başa bela ne yapsınlar.Bu arada o zaman Kıbrısta Büyükelçi olan hemşehrimiz Cahit Bayar öğretmeni çağırır ve,

Oğlum sen kimsin, gelir gelmez basının diline düştün, ne yapmak istiyorsun” der. Öğretmen arkadaş ise:

Benim bir davam var, ben bunu anlatmak ve gençlerin bir Müslüman -Türk genci olarak yetişmelerine katkıda bulunmak için geldim” der. Büyükelçi arkadaşın samimiyetine istinaden” devam etmesini” söyler. Bu arada gazete olayı ile öğretmenin adını duyan milli ve manevi değerlerine bağlı subaylar ve kıbrıslı vatandaşlar tanışmak isterler ve kısa sürede geniş bir çevre oluşturur.Tanıştığı insanlarla bir proğram uygulayarak öğrencilere özel sohbet ortamlarında eğitim çalışması yaparlar, tarihimizi anlatırlar, insanın yaratılış gayesinden, milli ve manevi konulardan bahsederler ve kısa sürede dersine girdiği öğrencilerin yarısı namaza başlar. Öğretmen arkadaşın branşı türkçe öğretmenliğidir. Bu arada müfettiş olayı ortaya çıkınca Ankaradan bir siyasi lideri arayarak durumu izah eder, yardım ister ve yardım sözü alır.”Gerekirse kendim gelirim” der.

Ders verdiği okulda nöbetçi olduğu bir gün dışarıda gezinirken okul içinde bir kargaşa olur ve hızla okula girer. Bakar ki iki tane dazlak bir kız meselesi yüzünden bir bayan öğretmenin dersine girerler ve bir öğrenciyi ayaklarının altına alıp dövmeye başlarlar. Bayan öğretmen şoktadır. Bu olaya kimse karışmaz çünkü herkes korkuyordur. Ayrıca dazlakların elinde bıçak vardır. Öğrenci ve öğretmenler ikiye ayrılmış olup bir kısmı bayan öğretmeni teselli etmekle meşgul olurken diğer kısmı ise film seyreder gibi olayı seyretmektedir. Bizim öğretmen sınıfa girdiğinde iki dazlağın bir öğrenciyi ölesiye dövdüklerini ve kimsenin müdahale etmediklerini görür. Tek başına iki dazlağı bir hayli hırpalar. Yerde yatan öğrencinin ayağa kalkmasıyla dazlaklar bir hayli dayak yerler ve sonunda kaçıp kurtulurlar. Bu arada seyirci kesimden büyük bir alkış kopmuştur, bizim hemşehriyi alkışlarlar. Yaptığı çok cesurca bir iştir, herkesin yapamayacağı bir iştir.

Sen bu cesareti nereden aldın” diye taltif ederler. Bu olaydan sonra öğretmen hakkındaki tüm ön yargılar bitmiş ve ona farklı bir gözle bakar olmuşlardır. Artık ona karşı tam bir güven sözkonusudur. “Yobazlık” falan kalmaz. Dolayısıyla işi dahada kolaylaşır ve kısa sürede bir hayli yol alır. Öğrencilerin bir çoğunda büyük değişiklikler olur.Bir gün hemşehrimizi büyükelçiliğe çağırırlar. Kendisini Türkiyeden gelen iki müfettiş beklemektedir. Gelen müfettişler olayı soruşturmuşlar ve öğretmen aleyhine olumsuz bir ifadede bulunan olmamıştır.Aslında basının gündemine çıkan memurlar büyük olasılıkla Türkiye'ye geri çağrılırlar ama bu olaydan yara almadan kurtulur. Sonra anlarki gelen iki müfettişte kendi meşrebinde ve seçilerek gönderilen kişilerdir.Öğretmen hemşehrimizin Kıbrıs macerası iki yıl sürer. Bu süre içinde anlar ki bakanlığın kendileri adına gönderdiği maaşlar dolar olarak gönderildiği halde kendilerine TL olarak ve kırpılarak verilmiştir. Bunu tespit edince bununla ilgili olarak mücadeleye başlar. Sonunda bakanlığı mahkemeye verir ama sonuç olumsuz olur. O'da tekrar Türkiyeye döner. Kendisyle beraber aynı durumda olan diğer memurlar ise “Türkiyeye geri gönderirler” korkusuyla “gık”ları çıkmaz.

Belki küçük bir senaryo gibi. Galiba en büyük zararı kendi kendimize veriyoruz .Hemşehrimiz dürüst ve cesurdu. Bu iki hasletin bir arada bulunması gerçekten çok güzel.Bana göre bu zamanda ülkemizin böylesi insanlara çok ihtiyacı var.Hani bir siyasi liderin doğru bir sözü var:” Dürüst insanlarda dürüst olmayanlar kadar cesur oladıkça bu ülke düzelmez”. Nemelazımcılık bugünün tedavisi zor hastalıklarından birisi. Haksızlık karşısında ne kadar cesuruz, haksızlıkları görüyormuyuz, görünce susuyormuyuz. Hz. Ömer(RA) halife iken sahabelere der ki;” Ben yanlış yaparsam ne yaparsınız”. Cemaat ise “Seni kılıcımızla düzeltiriz” der. Hz. Ömer Allah'a şükreder. Bu günki liderlerle kıyaslıyorumda etraflarını “senden büyüğü yok” diyen yalakalar sarmışlar.

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

hıdır kaya { 13 Kasım 2007 14:30:43 }
hiç bir zaman ümitsiz olmamalıyız, karamsar olmamalıyız. yanlış hatılamıyorsam bir araştırmamda, itikat imamlarından "maturidi"nin ümitsizliğin küfre kıyas (eş) olabileceğini ve ümitsiz olmanın birnevi haşa allaha güvensizlik olabileceği, gibi yorumlarını okumuştum...
selamlar
Ebubekir GÜR { 13 Kasım 2007 13:34:37 }
Evet kimileri reyting uğruna kimileri saltanatlarını ve sırça köşklerini kaybetme korkusuyla yıllardır bu milletin değerleriyle uğraşıyorlar, iftira ediyorlar, saldırıyorlar. Ama Allaha çok şükür ki toplumu önemli oranda dejnere etselerde hakkı ve hakikati savunan ve yaşayan bir topluluk hep olmuştur ve bu günde onların varlıklarını sevinerek müşahede ediyoruz. Bu nedenle hep ümitvar olduk ve ümidimizi dahada güçlendirerek koruyoruz. Allah nurunu tamamlayacaktır, fasıklar, zalimler istemesede. Bu dini koruyacak olan Allahtır. O zaman bizim payımıza düşen nedir, bizler bu yolda ne kadar hizmet ediyoruz ona bakmalı. Yarın Hakk'ın huzurunda yüzümüz olsun. Bizim değerlerimize, inançlarımıza düşman bir nesil var. Allah onları ıslah etsin. Ancak inançlarına ve milli değerlerine duyarlı kesiminde refleksleri zayıflamış.Allah Resulüne ve onun ehl-i beytine hakaret eden insanlara gerekli tepkiyi vermeyen bizlerden Allah Resulü ve Seyyidler, Şerifler davacı olurlar diye korkuyorum. Ehli beyti sevmeyi Allah emretmiş, Allah Resulü emretmiş ve onları sevmek iman alameti olarak görülmüşken toplum olarak bu konuda yeterli bilgi ve hassasiyete sahip olmadığımızı düşünüyorum. Allah cümlemizi hak ve hakikatten ayırmasın. Sevdiklerini sevmeyi ve buğz ettiklerine de buğzetmeyi nasip etsin.
hıdır kaya { 10 Kasım 2007 18:53:25 }
"bir ağaç gibi tek ve hür, bir oman gibi sık ve gür" hangi durumda olursak olalım ideallerimizin arkasında dimdik duralım. ben şimdi uyandım, bu siteye ilk girdiğim zamanlar herkes bir birine nutuk atıyordu, netekim mangalda kül kalmıyordu. megerse heriflerin adlarını yazacak cesaretleri yokmuş, takma isimle nutuk olurmu be kardeşim...
medyaya gelince; butoplumda kokuşmuşluğun en büyük mimarlarındandır. ulusal yayın yapan görsel medyaya bakarsanız halka ait hiçbir kültürel değer göremezsiniz. tam aksine halka yeni bir kültür, yeni bir yaşam tarzı empoze etmeye yelteniyor ve bu yetmiyormuş gibi halkın değerlerine hakaret ediliyor. mesala, isim vermeye gerek yok bir ulusal kanalda tiyatro oyununda af buyrun köpeğe hüseyin ismini verecek kadar cahiller... onlar için tek değer reyting ve onuda bu toplumdan sökesöke alıyorlar ...
selamlar
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun324 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI