G Ü Z
Kategori: Güncel Olaylar |
7 Yorum |
3960 Okunma |
Yazan: emrullah | 29 Eylül 2007 16:23:59

Sevda türküleri, umut türküleri hep bahara yakılır.
Sevda türküleri, umut türküleri hep bahara yakılır. Bülbül ve gül, baharda ağırlanır. İnsanların ekserisi de mevsim olarak baharı ve yazın gelişini severler haklı olarak. Ben de böyleyimdir. Ancak bu sevgi, mevsim güze dönünce değişir bende. Nasibine hüzün ve ayrılık türküleri düşse de, genel eğilimin aksine güze tutulurum mevsimler içinde nedense.
Ne telaşlı ilkbahar, ne de gösterişli yaz, beni alamaz bu mevsimden. Severim sonbaharı… Her şeyini bırakıp derin bir sessizliğe hazırlanan bu mevsim, bana hep daha gerçekçi daha cömert görünmüştür. Yalan dünyanın gerçekten yalan olduğunu haykırır bize güz.
İlkbaharda başlayan ve yaz sonuna kadar bin bir emekle yapılıp korunan bostanlar, gün düşmez bağlar, çizilen sınırlar, güzle birlikte yavaş yavaş anlamını yitirir. Bağbozumu sadece güzel bir rüyanın bitimi değil aynı zamanda yeni bir dirilişe adım atmanın hazırlığıdır sanki.
Bu hazırlığın belki binlerce kez yaşandığı bir yerdir Suçatı. Her mevsim bir başka güzellikte yaşanırdı bu şirin beldede. Tıpkı bahar gibi, tıpkı yaz gibi, güz de ayrı bir tat barındırırdı içinde. Mevsim içinde mevsim yaşanırdı sonbaharda. Bütün mevsimlerin özeti, bütün bir hayatın özeti gibi.
Bağbozumu, kış gibi zorlu bir misafire yapılan hazırlıktır aynı zamanda. Güz çelesi, turşuluk göğ domatesler, tatoğ elmalar, patatesler, pürçekliler yüklenir çuvallara, sandıklara. Kurutulmuş dolmalık biberler, patlıcanlar dizilir kıbleye bakan pencerelere. Hedikler, pestiller, pekmezler, gün kurusu hoşaflıklar serilir damlara. Çocukların o an için önemsemediği bu kuru tatlar, kış ortasında uzun bir masalın vazgeçilmez katıkları olur.
Eylül başından Kasım sonuna kadar süren bağbozumu, yaz mevsiminin bütün hasadını kaldırmanın yanında, çocukluğumuza doyumsuz zevkler katan bir şölendi adeta. Sarı ve turuncunun bin bir tonuna bürünmüş bağlar, bahçeler uzanırdı önümüzde. Ağaçların altında gezerken, sarı bir denizde yüzer gibi olurduk. Yeşil yapraklar para, sarı yapraklar altınımız... Ayçiçeğinin boynu bükük sapından arabamız… Bütün çocukları bindirdiğimiz gönlümüz kadar geniş arabamız.
Bahçelerden hayvanları için çuval çuval kışlık gazel süpüren köylüler geçer. Akşamın dar vakti yuvalarına dönen karga sürülerinin çığlıkları, sığırdan gelip ahırda buzağısına kavuşan ineklerin garip böğürtüsüne karışırdı. “Malların seyiplenmiş” olması sadece hayvanları değil, iş yükünü azaltan çocukları da sevindirirdi. Bağların uzak köşelerinden yükselen ve patates közlemek için yakılmış ateşlerin mis kokulu dumanları… Okul çıkışı üç beş akran gurubuyla ceviz başaklama seansları… Hafif buruşmuş ama tadı damağımızda mevsimin son üzümleri…
Evet, bu mevsimde bütün bir hayat, film şeridi gibi geçer önümden. Çocukluğuma takılırım, her rengi sarı ile başlayan çocukluğuma. Mevsim şeritlerinde başköşeyi tutan ve boynundaki atkıyı hep rüzgâra kaptıran çocuk olurum birden. Onun da benim gibi eylül ayında doğduğunu düşünürüm. Gündönümü fırtınasında, göçmen kuşları birlikte uğurlarız sıcak ülkelere.
Ve akşam olur, güz akşamı… Gece böceklerinin, zamanı öğüten ezgileri çınlar kulağımızda. Kavak çırpısının alevinde pişen çaylar yudumlanır. Artık ayrılık türküleri söylemenin zamanı gelmiştir. Ta ki yeni bir vuslata dek, yeni bir dirilişe dek…
Yorumlar
Değerli Abdullah Hocam, öncelikle yorumun için teşekkür ederim. Rüştü Amcam olur. Ben Ali Hoca'nın oğluyum. Sizi küçüklüğümden hatırlıyorum. Bizim bahçenin karşısındaki evinizde sizi bazen görürdük. Şimdi İzmir'de ikamet ettiğinizi öğrendim. Size ve İzmir'deki dostlara selamlar.
Emrullah bütün yazılarını okudum.Kutlarım seni çok güzel yazmışsın.Anladığım kadarıyla rştü abinin oğlu olmalısın.Bende bahçe komşunuz eşoğ bibiyin oğlu Abdullah tanıdın sanıyorum.Sen benden çook küçüksün.Ben seni görsem tanıyamam ama sen beni tanırsın.Başarılı çalışmalarının devamını diliyorum.
yeni haberim oldu bu sitenin varlığından çok şey kaçırmışım içim yaktı kö hasreti sardı heryerimi. çocukluğumuzdaki köy bi başkaydı.kalemine saglık
yunus
{ 07 Ekim 2007 12:18:32 }
emrullah bey kardeşim, yazınızı iki kez okudum. ne kadar okunursa o kadar okunacak bir yazı yazmışsınız; güz üzerine. kurgu, üslup harika. seçilen sözcükler yerinde.öğrencilikte okuduğumuz hikayelerin tadını aratmıyor.tebrik ederim.içtenlikli yazılarınızın devamını bekliyoruz.
Y.Emre
Hakikaten çok dokunaklı bir yazı.Mevsimin sarıya çalan renk cümbüşü...Bağbozumu sonu, yılkı atları gibi, suların seyri suluk etmesi harmanlarda...Ve hiç anlamlandırılamayan bir hüzzam bestenin, sarıp sarmalaması insanı...
Emrullah hocam o duygu yoğunluğunu bizde yaşıyoruz ama kağıda dökmek ayrı bir kabiliyet çok hoş bir yazı ellerine sağlık yazı güzel olunca yorumlarda güzel oluyor ismail bey yorumuda ayrı bir güzel onada teşekkür
ismail
{ 02 Ekim 2007 11:37:26 }
Üstad ne güzelde anlatmışsın güzü, sizin anlattıklarınızdan, güz de yaşadıklarımı hatırladım hasretle,hüzünle ve firakın verdiği üzüntüyle.
Güz hayatın sonunu fısıldar her yıl, her canlının bir gazel gibi sararıp solacağını, Mübarek Kur' an da 'Her canlı ölümü tadacaktır' mealindeki ayeti ihtar eder.
Çocukluğumuzda her şeyde olduğu gibi güzünde tadını oyunlarla çıkarırdık gazelleri toplayıp içine saklanmak veya yığın yapıp tummak gibi...keşke bu kadar yükün altına girmeden hep sabi hep günahsız kalabilsek de güz aylarının tadını çıkarabilsek.
Saygılarımla.
Diğer Sayfalar: 1.
Yorum Yazın