Bir bahar akşamı fuar çıkışı İzmir kemeraltında kızım Sema ile dolaşırken bir eskici dükkanı dikkatimi çekti.
Eskiye Duyulan Özlem
Bir bahar akşamı fuar çıkışı İzmir kemeraltında kızım Sema ile dolaşırken bir eskici dükkanı dikkatimi çekti. Dönüp Semaya “şuraya bir girelim kızım dedim”. Hep eskiye özlem duyduğum için bir eskici dükkanı dikkatimi çekmiş ve içeriye dalmıştık. Meğer içerideki bayanda benim gibi düşünen, benim yaşlarımda, eskiye özlem duyan bir bayanmış. Selamlaşmanın ardından eskiye özlemlerimizi paylaşmaya başladık. Birbirimizle hemen her konuda anlaşmış ve eskiye iyice dalmıştık. Bayan eskinin komşuluk ilişkilerinden, paylaşımdan bahsediyordu. Şimdi neden o özelliklerimizin kalmadığını düşündüğümüzde karşımızda doğalın yerini sanalın aldığını gördük. Bu laflar arasında bir anda kendimi çocukluğumun dünyasında buldum.
Bizler iklimi soğuk ilişkileri sıcak bir memleketin insanlarıydık. Meyve ve sebzeyi senede bir kere tadardık ama tattığımız gıdalar kendi ürünümüz, kendi el emeğimizdi. Ürünlerin her tarafında bizden bir eser vardı, yapraklarında terimiz, kökünde el izlerimiz vardı. Toprak damlı ahşap evlerimiz vardı ama evin dışından içine her tarafı paylaşımla güzelleşen bir ortamımız vardı. Yiyeceğimiz azdı ama daha çok paylaşırdık. Sadece yediklerimizi değil sevinç ve hüzünlerimizi paylaşmak ta hoşumuza giderdi. Gaz lambası etrafında toplanan konu komşu bir kişinin anlattığı hikayeyi can kulağıyla dinlerdik. Lambaya yaklaşalım derken birbirimize yaklaşır ve sıcak bir ortam oluştururduk. Birinin evi sıvanacağı zaman hemen herkes toplanırdı. Hamurumuzu kendimiz yoğurur, ekmeğimizi tandırda birlikte pişirirdik. Ekmeğin kokusu arşa yükselir inancı ile ekmeğimizi en az yedi komşuya dağıtırdık. Ekmek bile dostluğumuzu perçinlerdi. Makarnalarımızı da marketten almaz yine imece usulü kendimiz yapardık, bu iş genellikle sonbahar mevsiminde yapılır ve iş esnasında aynı zamanda köyde olup biten gelişmeler özellikle gönül işleri masaya yatırılır ve tatlı tatlı muhabbeti yapılırdı.
Biliyor musunuz biz içtiğimiz suyu bile ortak kullanırdık. Köyümüzün ortak kullandığı çeşmelerde muhabbet ortamlarımızdan biriydi. Su sıralarında muhabbet eder, dertlerimizi paylaşırdık. Şartların hepsi birleşir ve bizleri bir araya getirmeye çalışırdı. Yaptığımız hemen her iş ortak yapmaya müsait idi. Paylaşımlarımız o kadar çoktu ki yatmadan yatmaya ayrı kalırdık. Tabiat karşısında ancak paylaşımla sorunlarımızı çözebilir ve böylece ilişkilerimizi daha sağlam temellere oturturduk. Sabahları erken kalkar, işlerimizi vaktinde yapar ve hastalık nedir bilmezdik.
Gelelim dutçuluğumuza. Daha dutlar ağarmadan başına üşüşen sığırcık kuşlarını korkutmak köyün genç kızlarına düşerdi. Genç erkekler daha önemli işlere bakardı. Dutlar olgunlaştıktan sonra yine imece devreye girer ve dut toplayabilecek olan herkes o gün dut döken komşusuna yardıma gider ve o gün o komşunun dutları dökülür, dutların bazısı damda kurutulur bazısı ise cenderelerde sıkıştırılarak pekmez çıkartılır ve yayvan kaplarda dama serilirdi.
Herkes birbirinin hem doktoru, hem ebesiydi. Sıklıkla meydana gelen doğumlara şehirden doktor veya ebe getirmek mümkün olmadığı için bir gün biri diğerinin öbür gün ise diğeri berikinin çocuğuna ebelik yapardı. Kırık çıkık işlerine davar kırık çıkıklarında usta olanlar bakardı.
Haberleşmelerimiz de daha sıcak ve daha samimi idi. Bugünkü kadar gelişkin olmayan haberleşme ortamları bizi birbirimize yaklaştırır ve şehirden gelen birisinden en azından haber alabilmek için yanına gidilir ve bir muhabbet ortamı kurulurdu. Eskiden komşularla bile hemen her gün sağlanan diyalog şimdilerde ev içinde bile sağlanamaz oldu. Aramıza giren teknolojik aygıtlar bizi birbirimizden hızla uzaklaştırmada başarılı oldu.
Bir akşam üstü bana bu duyguları anımsatan insana teşekkür ederken geçmişe özlem duyanların özlemlerini paylaşmalarını bekliyor ve eski güzel günlerin en azından bir kısmının yeniden canlanmasını diliyorum.
Feyruza Öksüz
Yazar Şair