Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

VALİZLER AÇILDI MI?

Kategori Kategori: Hikayeler | Yorumlar 4 Yorum | Okunma 2212 Okunma | 10 Ağustos 2007 21:43:48

10-11 yaşlarındaydık; çocuktuk yani.

 

 

 

VALİZLER AÇILDI MI?

 

 

10-11 yaşlarındaydık; çocuktuk yani.

Şinasi, Veli ve Ben.

Amcam Almanya’da, babam da Adana’daydı.

Yengem Sabiha ve annem Lutfiye’de bildik geçim dertleriyle uğraşırlardı. Çoluk-çocuk, bağ-bahçe işleri vs.

Çocuktuk ya…

Öyle boyumuzdan büyük işlere henüz koşulmamıştık; getir-götür işleri, bakkaldan ufak-tefek şeyler almalar falan…

Anlayacağınız, zamanın geri kalanı bizimdi. Her mevsime göre değişen oyunlarımız, uğraşlarımız vardı. Ancak, yaz mevsimi başkaydı.

 

Veli ve ben hemen hiç boş durmazdık. Biriktirdiğimiz kayısı çekirdeklerini, topladığımız ağaç pizlerini amcama satar, karşılığında aldığımız beş - on kuruşla şeker, lokum, bisküvi vs alırdık. Şinasi bizden farklıydı. Veli ile de pek anlaşamazlar, senin elman, benim kayısım çekişmesinden sık sık kavga ederlerdi.

 

Sonra,  Fahri ve Süleyman amcamların dükkanlarının önünde uzun oturuşlar yapar, asfalt yoldan gelip geçen otobüsleri, kamyonları sayardık. Ben Man , Veli ise Ford kamyonunun taraftarı olur, hangisi daha fazla sayıda geçecek, hangisi diğerini sollayacak diye yarışa girerdik.

 

Bazen de  gelip geçen kamyonlardan, otobüslerden bir şeyler atılır veya düşerse onları kapma yarışına girerdik. Bu arada, amcamların getirmiş oldukları dükkan malzemelerinden taşır, karşılığında bize yiyecek bir şeyler verirlerdi.

 

Sonra?

 

Tokma Çayı ve özellikle Karayar, Karakaya, Kamışlık’taki bahçeler ve Kara Ağıl’daki üzüm bağları zamanımızın büyük bölümünün geçtiği yerlerdi. Karayar Bahçesi, Tokma Çayı’nın hemen kenarında, elma ve kayısı çeşitlerinin, dut-iğde ağaçlarının, adi kirazların, armut ve ayva ağaçlarının bulunduğu şirin mi şirin bir bahçeydi. İkindi vakitlerinde Tokma’da çimdikten sonra bu bahçeye girer, karnımızı sebze ve meyvelerle doyururduk. Bizim bahçelerde, nedense annelerimiz pek salatalık yetiştirmediği için Abdurrahman Amca’nın( Allah rahmet eylesin) bahçesine dalardık. O da  sanki gözetlermişçesine büyük bir bağırtı kopararak peşimize takılır ancak bizi yakalamak için Tokma’yı geçmeye  cesaret edemezdi!

 

Top oynamaya elverişli yerleri ancak dağda- bayırda toprak zeminlerde bulurduk. Topumuz genellikle naylon olur, o da çabucak patlardı. İçine kağıt, çaput doldurur oynamaya devam ederdik. Ayakkabılarımız, içi tüylü-tüysüz kara lastikler…özellikle içi tüsüz olanlar çabucak yırtıldığından topun peşine seke seke koşmak zorunda kalırdık. Oyun sonunda çeşmelere koşar doya doya su içerdik. O suların tadı hala damağımdadır.

 

Başka oyunlarımız da vardı tabii ki. Ucu sivriltilmiş değneklerle çamurlu veya nemli yerlerde oynadığımız kaz-kuç oyunu, uzun eşek, akşam saatlerinde çömlek, saklambaç oyunları…

 

Veli ile ağustos ayının ikinci haftasında Kara Ağıl’daki üzüm bağlarına yaptığımız yolculuğun heyecanı, bağa ulaştığımızda olgunlaşan ilk üzüm salkımlarıyla karşılaştığımızda doruğa çıkardı. Ayak izi yapmadan koparabildiğimiz birkaç salkım üzümü hemen aşağıda bulunan derede yıkadıktan sonra büyük bir zevkle yerdik.

 

Evet, ağustos ayında derelerimizde su bulunurdu. Az evvel bahsettiğim dere suyunu Kiraz Abdurrahman Amca değerlendirmiş; büyük bir gölde toplayarak  kayısı bahçesi için kullanmıştı. Küresel ısınma, ozon tabakasının incelmesi ne demek hemşerim!?

……………………………………………………….

İşte yaz günlerimiz böyle geçer, annelerimiz de bizimle pek ilgilenmezlerdi doğrusu. Acıkma nedir bilmez, bulduğumuz, bulabildiğimiz şeylerle karnımızı doyururduk.

 

Akşam olduğunda, ineklerimiz sürüden, eğer sağ salim dönmüşlerse  sorun yoktu. Ancak  karınları yeterince doymadığından olacak ki yollarını bazen bahçelere çevirirlerse vay halimize! Annem zaten yorgun, uzun yaz gününün akşamında bir de inekler sürüden dönmemiş. Hadi, ellerinde pilli el feneri olduğu halde inek aramaya çıkarlardı. Bu aramalara benim katıldığım zamanlar da olurdu. Gecenin karanlığında bir o yana bir bu yana sallanan selvilerin, kavakların, çalıların karanlık gölgelerinden korkardım. İnekleri, bahçe sahiplerinin haberi olmadan bulursak sorun yoktu. Ancak bazen onların hapsedildiğini öğrendiğimizde, zavallı annem az dil dökmezdi.

 

Kallanguç, çocukken duymak istemediğim sözcüklerden biriydi.  Bırakın insanların ölümünü ineklerin kallanguç olması bile mahallemizde büyük bir olaydı. Eğer yaş yonca otunu fazla kaçırırlarsa nefes alamaz hale gelirler yani kallanguç olurlar, hatta murdar olarak ölme tehlikeleri bile vardı. Bunun önüne geçmek için de hayvanlar koşturularak midedeki sıkışıklığın alınmasına çalışılırdı. Eğer sıvı şeklinde büyük abdest yaparlarsa, oh şükür, kurtulurlardı. Yoksa, murdar olmamaları için zorunlu olarak kesilirlerdi. Ve arkalarından göz yaşları dökülürdü. Evet, yanlış okumadınız göz yaşları dökülürdü. Şimdilerde ise gözlerimizin suyu mu kesildi nedir bilinmez, insanların ölümüne bile zor ağlar olduk.

…………………………………………………………………..

İşte böylesi can sıkıntısı olaylar da yoksa erkenden yatar, uykuya dalardık.

…………………………………………………………………..

 

Sonra?

 

Bir gün, amcam Almanya’dan çıkar gelirdi. Gelemediği yıllar da olurdu. O zaman da fotoğrafını gönderirdi; teyple birlikte çekilmiş, saç ve faul uzamış, gömlek geniş yakalı, pantolon bol paçalı…Ses kasedi de gönderir, oluşan büyük bir kalabalıkla birlikte bibimlerde dinlerdik. Amcam kasette “……sevgili ablacığım bu türküyü de senin için söylüyorum” diye başladığında Naciye Bibim, ağıdının dozunu artırır hem kendisi ağlar, hem de bizleri ağlatırdı.

 

Evet, amcamın gelmesi bizim için büyük bir olaydı. Bir yıllık bekleyişimiz sona ermiş, hasretimize kavuşmuştuk. Peki, neler getirmişti acaba? Veli’nin ağzı sıkıydı. İlk birkaç gün o valizlerden ne çıktığını bir türlü söylemezdi. Benim için hemen her gün girip çıktığım amcamların o bir göz odalı evleri erişilemez, ulaşılamaz; gizemli bir hale gelirdi. Almanya’dan gelen valizlerin açıldığını hayal eder o anla ilgili düşler kurardım.

 

Veli’ye biraz da mahcup, valizlerin açılıp açılmadığını sorar, cevabını ise üzerinde yeni bir şey gördüğümde almış olurdum. Valizler açılmıştı demek ki. Artık ne çıktığı, bize ne verileceği önemli değildi.

 

Sayılı günler çabuk geçer, amcamın Almanya’ya dönme vakti gelirdi. Gelişi ne kadar heyecanlı, sevinçliyse gidişi de o kadar hüzünlüydü. Bütün “gidişler” böyle midir?

………………………………………………………………

10-11 yaşlarındaydık; çocuktuk yani. Annemin, canı sıkıldığında söylediği “başımı alır giderim” deki başı alıp gitmenin ne demek olduğunu anlayamayacak kadar…

 | Puan: 10 / 2 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

cengiz fenkli { 27 Temmuz 2008 22:23:15 }
sevgili yunus kardeşim yazınlarında senin kadar temiz devamı bekliyoruz, hiç orta okul günlerin den bahsetmiyorsun o günlerden de bahsetsen diyorum.matematikte iyiydin hani
Mehmet Emre { 30 Nisan 2008 18:33:24 }
valizler acildimi adli yaziyi okudum. hem cok sevindim hemde hüzünlendim... yazilarinin devamini bekleriz amcaoglu......
Hulusi Tatar { 17 Eylül 2007 10:06:46 }
Geçte olsa lezzetli yazılarını okumaya başladım inan yazılarını okurken kendimi ya Sarıoğlan''ın tepesinde ya Çatak''ta yada Kızılseki''deki üzüm bağında buluyorum bu akıcı insanı alıp eskilere götüren yazılarıyın devam etmesini diler.Yeni hikayelerinde buluşmak ümidiyle hoşça kalderim
Osman ÇELİK { 30 Ağustos 2007 21:02:08 }
Nedense yazıların bütünününden ziyade parçaları dikkatimi çekmiştir. Anlatılanlardan, oltayla bir cümle çekip, gönül harmanımda sakladığım çok olmuştur.
Bu nazenin yazıda da "başımı alır giderim" serzenişine takıldım. Bazen başımızı alıp gidebileceğimiz bir yerimiz olmadığı halde, hep başımızı alıp gitmeleri düşlemişizdir.
Acep, hangi yürek bir başta, hangi baş da bir yürekte saklıdır.
Yoksa Sevgili Yunus Abi, bütün yürekler hatıralarda mı saklıdır?...
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun117 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI