Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SUÇATI SÖZLÜĞÜ

Kategori Kategori: Güncel Olaylar | Yorumlar 20 Yorum | Okunma 14534 Okunma | Yazar Yazan: emrullah | 29 Haziran 2007 13:00:45

SuçatıHaber'den dev bir hizmet, Emrullah Hocamıza Teşekkür ediyoruz.

SUÇATI SÖZLÜĞÜ
  
   Kültürleri yaşatan ve ayakta tutan en mühim unsurlardan biri şüphesiz dildir. Dilimiz Türkçe, kendine has çeşitli güzellikleri taşımanın yanında, onu yaygın kılan birçok şive veya ağız dediğimiz unsurları da içinde barındırmaktadır. Dilin mahalli olarak yaşayan ve kullanılan bu şekli, ayrı bir lisanmış gibi telakki edilemez. Halk arasında yaygın olan bu konuşma dilleri, coğrafyalara, bölge ve yörelere göre zaman içinde birtakım farklı özellikler kazanmış ve böylece lehçeler, şiveler, ağızlar oluşmuştur.
  
   Suçatı kültürü ve dili üzerine de zaman zaman çeşitli fikirler öne sürülmekte yorumlar yapılmaktadır. Bunların hepsini son derece önemsediğimi belirtmek isterim. “Telince” veya “Suçatı Dili” tabirleri başlangıçta çok iddialı sözler olarak anlaşılabilir. Ancak filolojik açıdan bu tanımlamalar ayrı bir dil gibi yorumlanmamalı, Suçatı şivesini veya yerel ağzı niteleyen tanımlar olarak algılanmalıdır. Bu tespitler ışığında Suçatı’da eskiden beri kullanılagelen yerel nitelikli kelimeleri derlemeye çalıştım. Neticede küçük çapta da olsa bir sözlük oluştu. Bu sözlükte yer alan kelimeleri genel olarak iki gurupta değerlendirebiliriz. Birincisi, Türkçede bilinen kelimeler olup, Suçatı şivesiyle değişime uğramış olanlardır. Örn: salıncak ellingaca, küçükağa guccağaya, kerpeten kelpendire dönüşmüştür. Ikinci gurup kelimeler ise Suçatı’da sıklıkla kullanılmakla birlikte, bazılarının da nadiren yurdun değişik yörelerinde söylendiğini görmekteyiz. Örn: arıstak, çele, süllüm gibi. Bunları kategorik olarak ayırt etmeksizin alfabetik sıraya göre hepsini bir arada yazdım. Ayrıca bu kelimelerin Türkçe sözlükteki karşılıklarından ziyade Suçatı’da ifade ettiği anlamları yazmaya gayret ettim.
   
   Bu lügat çalışması, Suçatı şivesinin veya dilinin yapısını anlatmak için elbette ki yeterli değildir. Tarihi olarak da araştırılması gereken konular vardır. Eski yer isimleri dikkat çekiyor. Gürün, Gübün, Telin, Tıhmın, Mahgen, Avgın, gibi sonu “en, ın, in, ün” gibi eklerle biten kelimelerin, Hitit veya bu çevrede bizden önce yaşamış ecnebilerden kalan kelimeler olduğu görüşü de vardır. Ayrıca bir takım gramer özelliklerine de değinmek gerekir. Eski Türk lehçelerinde olan ve bugün orta Anadolu’da sıkça rastladığımız genizden çıkan ‘n’ sesinin alfabemizde karşılığı bulunmamaktadır. Örn: “Neydiyirsi‘n’iz di‘n’eliyirmisi‘n’iz?” gibi. Fiillerin sonuna gelen ekler, Azeri ve Türkmenistan Türkçesiyle de çok benzerlik göstermektedir. Örn: geliyirim, alıyırım, yapıyrık gibi. Bu örnekler, Suçatı şivesinin hem yerel kaynaklarını hem de gramer kökenlerini araştırmak için bize ipuçları veriyor. Bir Türkçe sevdalısı olarak, geçmişimizden bize miras kalan ve belki de birkaç kuşak sonra tamamen unutulması muhtemel olan mahalli kelime hafızamızı hiç değilse kayda geçirmek istedim. Saygılar.
 
Emrullah TOPRAK
Haziran–2007
Melikgazi/KAYSERİ
 

SÖZLÜK

 
A
Acer           : Yeni.
Afara         : İri gözlü kalbur.
Ağdırmak  : Taşınan bir yükün bir tarafa sarkması.
Akmın        : Büyükbaş hayvan dışkısı.
Alaf            : Alev.
Aralık         : Salon, antre.
Arbıl           : Nisan.
Arıstak       : Ahşap tavan.
Aşgana      : Mutfak.
Aşıra          : Ağaç kökünden yeşeren fidan.
B
Bastık        : Pestil.
Bel             : El ve ayakla kullanılan bir tarım aracı.
Bıldır          : Geçen yıl.
Bışkı           : (Bıçkı) Testere.
Bibi             : Hala.
Biyom        : Bir kez.
Burunsalık: Büyükbaş havyalara takılan üçgen yular.
C
Cangama  : Tartışma, gürültü.
Cerek        : Kesilmiş uzun ince dal.
Cılga          : Daracık, ince yol.
Cırım          : Eski kumaştan kilim dokumak için oluşturulan ip.
Cibelmek   : Şımarmak, yaramazlık yapmak.
CiĞil            : Kuşburnu.
Culfa          : (Çulha) Kilim dokuyan erkek.
Culuk         : Hindi.
Ç
Çalgı          : Çalıdan yapılmış sert süpürge.
Çalkama    : Ayran.
Çapıt          : (Çaput) Bez parçası.
Çarpana    : Kapının iyi kapanması için araya takılan deri parça.
Çarpı          : Beyaz toprak badana.
Çebiş         : Bir yaşında keçi.
Çele           : Fasulye.
Çıngı          : Kıvılcım.
Çıtlık           : Çekirge.
Çiğremek  : 1.Bıkkınlık. 2.Tiksinmek, huylanmak.
Çimmek     : Yıkanmak.
Çir              : İçi açılmadan kurutulmuş kayısı.
Çitil             : Meyve fidanı.
Çomça       : (Çömçe) Kepçe.
Çöğdürmek:Çiş yapmak.
Çöplük       : Tuvalet.
Çörten       :1.Suçatı’da bir yer adı. 2.Tarihi yapılardaki suyolu.
D
Dahri         : Büyük satır.
Dayak        : Meyve dallarına yerden verilen ucu çatal destek.
Değirmi     : Yuvarlak.
Depgi         : Tarım aracına takılan ahşap ayaklık kısım.
Depik         : (Tepik) Tekme.
Devlisi gün: Ertesi gün.
Dığrak       : Dengeli, kıvrak, zayıf kimse.
Dımsımak  : Ekşimek.
Dışlıksız     : Geçimsiz, sabırsız.
Dikme        : Kavak, selvi, söğüt gibi ağaçların fidanı.
Dinelmek   : Ayakta durmak.
Dizlik          : Kadınların iş yaparken giydiği şalvar.
Döyürme   : Dolu çuval.
Dömbelek : Takla atma.
Döş            : Göğüs ile boyun arası kısım.
Dulda         : Gölgelik tenha yer.
Duluk         : Yanak.
Düğülcek  : Buğdaydan yapılmış bir bulgur türü.
Dünek        : Ev, bark.
Düve          : İki yaşına gelmiş dana.
E
Ebe            : Nine, büyükanne.
Elbiz           : Örümcek.
Ellaham     : Sanki.
Ellingaç      : Salıncak.
Erinmek     : Üşenmek, tembellik etmek.
Eyle            : Öyle.
Eymi           : (Emi) Tamam mı.
F
Fateydek   : Küçük yuvarlak taş.
Fıkramak   : Çok ekşimek.
Fışkı           : At, eşek dışkısı.
G
Gada          : Dert, bela.
Gakırdak   : Kuyruk yağını erittikten sonra kalan posa.
Galıç           : (Kalıç) Orak.
Gapga       : Ağaç kabuğu.
Garsamba : Eşyalar.
Gaygana   : Yağda pişirilmiş yumurta.
Gecgere    : İki kişiyle kullanılan ahşap yük taşıma aracı.
Gendime   : Dövülmüş buğdaydan yapılmış yiyecek.
Gever        : Bahçede açılmış küçük ark.
Gıdik          : Keçi yavrusu, oğlak.
Gıldik          : Küçük taşlar.
Gınnap       : Pamuk veya kendirden yapılmış ip.
Gıska         : Küçük tohumluk soğan.
Gidişmek   : Kaşınmak.
Gilikli          : Tandırda pişmiş simit biçiminde küçük ekmek.
Göbelek     : Mantar.
Göğ            : (Gök) Mavi renk.
Ğöğermek : Yeşermek.
Görpe        : (Körpe) Kuzu.
Göynek      : Gömlek.
Gözer        : Seyrek bir kalbur türü.
Gubarmak : Şişmek, böbürlenmek.
Guccağa    : (Küçükağa) Ağabey.          
Guccaba    : (Küçükaba) Gelinin görümceye hitap şekli.
Gurk          : Kuluçkaya yatmış tavuk.
Gurna        : Köşe.
Guruluk     : Hayvanların altına serilen kuru malzeme.
Guşgana   : Tencere.
Guşluk       : (Kuşluk) Sabah ile öğle arası vakit.
Gücük        : Densiz, ukala.
Güvaa        : (Güvey) Damat.
H
Hacat         : İş yapmak için gereken alet edevat.
Hağbe       : Heybe
Halet          : Düğünlere götürülen hediye.
Hanek        : Eğlence, oyun.
Hangeme  : Hengâme.
Hapek        : Evin içinden alt kata inmek için yapılmış tahta kapak.
Hapesleyin: Ansızın, birdenbire.
Haranı       : Büyükçe tencere.
Harık          : (Ark) Su yolu.
Harer         : Büyük yük çuvalı.
Hatize        : Muhallebi.
Hayma       : Yerden yüksekte yapılmış küçük bağ kulübesi.
Hedik         : Buğdayın suyla haşlanmış hali.
Helik          : Duvar örerken aralara doldurulan küçük taşlar.
Heral         : Herhalde.
Herk          : Tarlayı nadasa bırakma.
Hezan        : Tavanı tutan uzun ve kalın taşıyıcı ağaç.
Hırlı            : Uslu.
Him            : Duvar veya inşaat temeli.
Hoğşa        : Avlu.
Horanta    : Eş, aile.
Horata       : Gereksiz söz, palavra.
Höre          : Kısa sopalarla yapılan bir çocuk oyunu.
Höyrü        : Çabucak.
I
Iğınmak     : Toprak vb. varlıkların aşağı doğru akması.
Irbık           : İbrik.
Irgalamak : Sallamak.
I
Irahan       : Reyhan.
Işgillenmek: Gereksiz vehim, şüphe.
Işlik            : Gömlek.
K
Kabala       : 1.Bir işin toptan alınması. 2.Rastgele
Kalguç       : Sopalarla oynanan bir çocuk oyunu.
Kalın          : Başlık parası.
Kapısalak  : Ahşaptan yapılmış bahçe veya avlu kapısı.
Karemet    : İftira.
Keh            : Kenar.
Kelik           : Küçük çocuk ayakkabısı.
Kelpendir  : Kerpeten.
Kenef        : Helâ, tuvalet.
Keyveni     : Düğünlerde yemek pişiren kadın.
Kısmık        : Cimri.
Kirmen      : Yün eğirme aracı, iğ.
Kirtik          : Sabun parçası.
Kişiflemek : Gizlice gözetlemek.
Kömbe       : İçi patatesli bir fırın yemeği.
Köpüme    : Yorgan veya nevresim dikme işi.
Köşger      : Ayakkabı tamircisi.
Köyen        : Geven.
Kuymak     : Unun yağla kavrulması.
Külek         : Buğday ölçeği veya yağ, yoğurt kabı.
Kürün        : Hayvanların su içtiği çeşme yalağı.
L
Lepleği      : Testere.
Loğ            : Toprak damı sertleştirmek için kullanılan silindir taş.
Loğlama    : Düzgün tavan ağacı.
Löküs         : Lüks lambası.
M
Maddıya    : Rezil olma, üzülme.
Malamat    : Perişan, zor durumda olma.
Mastafa     : Alt kısmı duvarla örülmüş, teraslama yer.
Maşara      : Bostanın bölünmüş parçalarından her biri.
Mesere      : Pekmez vb. çıkarmak için kurulu düzenek.
Mıdara       : Zayıf, güvensiz.
Mık             : (Mıh) çivi.
Mırıl            : Cıvıklaşmış, bozulmuş.
Mısmıl        : 1.Eti yenilebilen hayvan. 2.İyi, uygun, olumlu.
Mumbar    : Bağırsak dolması.
Mundar     : Murdar.
Musur        : Evcil büyükbaş hayvanın yem yediği bölüm.
N
Nişe           : Nişasta.
Noruz        : 1.Nergis. 2.Nevruz.
O
Oğrat         : (Avrat) Kadın.
Oğrun        : (Uğrun) Gizlice, habersizce.
Ö
Öl               : Toprağın ekime elverişli hali, tavı.
Öllük          : (Höllük) Bebeklerin altına konulan killi kuru toprak.
Öteeçe      : (Öte geçe) Karşı taraf.
Öteen        : Geçen gün.
Öylek         : Bahçenin bölünmüş bir kesimi.
P
Pakıllayın   : Birdenbire, aniden.
Pakla         : Bakla.
Palavar     : Kapı kenarı, pervaz.
Part           : Işkembe.
Pasa          : Moloz.
Peşkir        : Havlu.
Pezik         : Taze pancar yaprağı.
Pisik           : Kedi.
Piz              : Ağaçlarından akan yapışkan tatlı reçine.
Poğ            : Tarlanın bölünmüş parçalarından her biri.
Poşa          : Bohçacı kadın.
Pur             : Kazılması zor sert zemin.
Pür             : Meyve ve sebzelerin yapraklı kısmı.
Pürçekli     : Havuç.
Pürsek       : Karışık.
R
Rapat        : Ekmeği tandırda pişirmeye yarayan araç.
S
Saplı           : Uzun saplı metal maşrapa.
Sarat         : Seyrek kalbur.
Sehen        : (Sahan) küçük tabak.
Sepgen      : Karla karışık yağmur.
Sındı           : Makas.
Sınıkçı        : Kırık çıkıkçı, ortopedist.
Siğmek      : Işemek (kedi, köpek için söylenir).
Sikke          : Hayvanın bağlandığı küçük demir kazık.
Sin              : Mezar.
Siyik           : Dam kenarı.
Sobe          : Çocukların oyun sözü.
Soğurmak : Tahılların çöpünü ayıklamak için yele vermek.
Sokranmak: Homurdanmak.
Soku          : Dibek taşı.
Sorutmak  : Tepkisiz bir şekilde ayakta beklemek.
Soyka        : 1.Ölen kişiden geriye kalanlar. 2.Değersiz, kötü.
Söbe          : Yuvarlak, oval.
Söye          : (Söve) Kapı ve pencerenin yerleştiği çerçeve.
Suluk         : Banyo, duş yeri.
Süllüm       : Merdiven.
Sünepe      : Dağınık, tembel kimse.
Ş
Şahra        : Yük hayvanına çatılan yük taşıma aracı.
Şelek         : Hayvana yüklenen odun veya ot yükü.
Şamyel      : Araba tekerleğinin iç lastiği.
Şibik           : Göz çapağı.
Şişek          : Yetişkin koyun.
T
Taka          : Duvarda oyulmuş çukur raf.
Taman       : Hatırlarsın ya!
Tapıklamak: Elin iç kısmıyla yavaş yavaş vurmak.
Tapıl          : Ot türü ürünlerin düzgün biçimde yığılması.
Tavatır      : Çok iyi, mükemmel.
Tedirbe     : Evin giriş kapısının üstünden sokağa uzanan çıkıntı.
Tepli          : Çatal iğne.
Terek        : Mutfak rafı.
Tersik        : Tavana atılan uzun, düzgün ağaç.
Teşt           : Büyükçe leğen.
Tikan         : Dükkan.
Toklu         : Yetişkin erkek koyun.
Totaba      : Kendini beğenmiş, ukala.
Tölleştirmek:Düzeltmek, toplamak.
Töremek   : (Türemek) Ortaya çıkmak, çoğalmak.
Tum           : Bahçedeki bölümlerin arasındaki tümsek hat.
Tuman       : Don, pijama.
Tummak    : Suya dalmak.
Tuturuk     : Ateş yakmak için toplanan kuru ot, ince dal.
U
Ulmak        : Bozulmak, solmak.
Uşgur        : Uçkur.
Ü
Üleş           : Leş.
Üşengeç    : Iş yapmakta çok tembellik eden.
V
Velvele      : (Vâveyla) Feryat, çığlık, bağırtı.
Vessiz        : Haddini bilmez, dengesiz kimse.
Y
Yaba          : Harman savurmada kullanılan parmaklı tahta kürek.
Yağlık        : Mendil.
Yarpız        : Kırda kendiliğinden yetişen nane.
Yayma       : Genişçe dikilmiş çuval.
Yazı           : Yerleşim yerinin dışındaki düz arazi, kırsal.
Yeğin         : Hızlı, şiddetli, güçlü.
Yekinmek  : Kalkmaya çalışmak.
Yelyepelek:Telaşla, aceleyle.
Yemişen    : Kurumuş iğde yemişi.
Yemlik       : Yenilebilen bir tür ot.
Yenli          : Hafif.
Yılanaveren:Kertenkele.
Yörep        : Meyilli yer.
Yunak        : Buğday yıkama arkı.
Yuntu        : Hayvanlara verilen yemek artığı bulamaç.
Z
Zahralık     : (Zahirelik), mutfak.
Zıllımak      : Işin veya oyunun içindeyken vazgeçmek.
Zırza          : Kapı kilidi.
Zibil            : Süprüntü, çöp.
Zoğar        : Tahıllı hayvan yemi.
Zumzuk     : Yumruk.
 | Puan: 10 / 8 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

TUBA TOPRAK { 20 Ekim 2007 10:34:33 }
AĞIZ VE ŞİVELERİMİZİN YAŞAMI ADINA HAZIRLANMIŞ BU ÇALIŞMAYI İNCELENMEYE DEĞER BULUYORUM,AMCA YAZILARININ DEVAMINI BEKLİYORUM... BAŞARILAR
Muhammed B. TOPRAK { 18 Ekim 2007 14:46:24 }
yöreseL ağzıMızın biz gençLer tarafıNdan bilinmesi için çok önemLi bi payLaşım.
ayrıca büyük emek sarfediLmiş..
eLLerinize sağLık
resul takci { 26 Eylül 2007 01:42:20 }
Ahmet yesevi universites in de ogrenim gormekteyim.hazirlik fakultesin de okurken SUCATI li olmanin faydasini KAZAKCA derslerinde fazlasiyla gordugumu hemserilerimle paylasmak isterim.yukarida EMRULLAH Hoca nin da belirttigi gibi bizim agzimiz turk lehcelerine FONETIK acidan da cok benzemektedir. bu benzerlik ozellikle benim Kazakca yi fonetik acidan dogru konusmama yardimci oldu.
gülsün ocak { 16 Eylül 2007 21:34:04 }
çocukluğumda anneannemden duyduğum bir kaç sözcük beynimde mıh gibi çakılı kalmıştı.he merak ediyordum bunlarışu an kullanan kimseler varmı yada bukelimelerdenyola çıkarak kökenlerimin turklerin hangi kolundan yada boyundan oldugunu araştırabilirmiyim diye..googla bırkaç tanesini yazınca sayfanıza girdim.çabanızı yürekten destekliyorum.benim bildiklerimle bazı kelimeler aynı amafarklılıklar var.ben suğluk=bıçak sındı=makas tepiz=ÇATALLIİĞNE tuturukgibi=ÇOKEKŞİ OLARAK hatırlıyorum.ben bu kelimeleri hiç kullanmıyorum.çocuklarım zaten bilemez.çevremdede hiç kullanıldığını duymuyorum.kaybolmalarından üzüntü duyuyorum
cemil arslan { 02 Temmuz 2007 20:40:06 }
boyle bir calısma yaptıgın için tesekkür ederim ,
hacıahmetler(gögler)den mehmet mustafa arslan ın oglu cemil arslan
ömer faruk { 02 Temmuz 2007 16:52:08 }
suçatindan uzak kaldıkca unuttugumuz ,hatırlayıncada duygulanıp muhabbetiden haz duydugumuz sözcükleri ve bu sözcüklerin bizdeki anılarını hatırlattığın için çok teşekkürler amca eyvallah
SAYİT ARSLAN { 01 Temmuz 2007 18:15:19 }
sevgilimi kardeşim bende bir telinli olarak sözlüğe bir kaç kelimede ben ekleyeyim.
aba: Anneye denir
enik: Küçük çocuğa denir.
Nişledin: ne yaptın demek
nineyn: ne yapıyon demek
İ.ORAKCI (33) { 29 Haziran 2007 23:43:43 }
Emrullah kardeşim.. Bir ara bu konuyla ilgili bir mesaj yazmış ve köyümüzün d,li ile ilgili bir çalışma yapalım demiş bir kaç örnek vermiştim. Zannedersem siz de destek vermiştiniz. Bu konu benim uzmanlık alanıma girmiyor. Ancak yaptığınız çalışmayı görünce inannın çok heyecanlandım. A dan Z ye hepsini okudum. Kimilerinde güldüm, kimilerinde çocukluğuma döndüm hüzünlendim. Sözün özü cânı gönülden sizi tebrik ediyorum. Elinize, emeğinize ve yüreğinize sağlık...
yunus emre { 29 Haziran 2007 17:31:52 }
emrullah kardeşim, gösterdiğin gayret, verdiğin emekler için teşekkür ediyorum.bu sözlükle, suçatı'nın kültürü hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak mümkün olacak. orjinal çalışmalarınızın devamını bekliyoruz...selam ve dua ile. yunus emre
İsmail { 29 Haziran 2007 16:00:05 }
Emrullah hocam, benimde çok ilgimi çeken ve önem verdiğim bir konuyu işlediğiniz için; bu konuya emek verdiğiniz için size teşekkür ederim. Sizin buraya aldığınız birçok kelime telin şivesiyle değişim geçirse de Öz- Türkçedir aslında, Hatice ebem bu kelimeleri çok kullanırdı sonra ki nesilde kısmen kullanıyor ama yeni nesil birçok kelimeyi bilmiyor, bilse de kullanmıyor.

Dil giderse kültür gider kültür giderse millet gider Allah korusun. Bir milletin dilinin başına gelenler, getirilenler o milletin varlığına kastetmektir. Türkçemizin başına gelenleri, bilim için en uygun dilin Türkçe olduğunu Oktay SİNANOĞLU By By Türkçe kitabında işledi. İlgili, duyarlı arkadaşlara tavsiye ederim.

Saygılarımla…
Diğer Sayfalar: 1. 2. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Gürün ve Suçatı'nın daha iyi bir hale gelebileceğine inanıyor musunuz?
Evet
Hayır
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun543 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI