Günlüğünden bize yazı gönderen Galip Furkan Emre isimli küçük kardeşimize teşekkür ediyoruz.
KÖY
Benim Suçatı’daki bir günüm;
Yine bir tatil günü yaklaşıyordu. Bu tatilde ufak tefek işler olmadığı sürece akrabalarımıza, yakınlarımıza gider, onlarla konuşur, dertlerimizi paylaşırdık. Bunun en iyi yanı eski anılarımızı canlandırmaktı. Bir birimizle hoş sohbetler eder, iyi vakit geçirirdik.
Bu köylerin havasıda başka bir güzel olurdu. Bir nefes aldığımızda doğanın yemyeşil, güzellik kokusunu almış oluruz. Hava çok karanlık değildi. Karanlık olsa bile bizim köyümüz çevresine ışık saçardı adeta. Saat çok geç olmadan bir çay yaptık. Çay fokur fokur kaynıyordu. Hemen taşmadan altını kapatmıştık. Çay olduktan sonra doyasıya içmiştik. O arada da bir güzel sohbet yapıyoruz. O anda adeta eski anılarımız canlanıyordu.
Saat geç olmuştu. Hemen abdestlerimizi alıp namazlarımızı kılmıştık. Daha sonra çarşafları, yorganları alıp kanepeleri açmıştık. Kimilerimiz yerde yattı, kimilerimizde kanepede. Ben yerde yatmıştım. Üstümü değiştirdim ve yere yayılan yatağa şöyle bir uzandım. Uzandığımda azda olsa yorulduğumu fark ettim ve hemen uykuya daldım.
Uyandığımda burnuma güzel kokular geliyordu. Hemen kalktım. Elimi, yüzümü yıkadım ve sofraya oturdum. O ne güzel kahvaltı ama kokusu bile beni kendimden geçiriyordu. Benim babamda uykudan olsa gerek kıp kırmızı çayına şeker atacağı yerde tuz atmıştı. Annemde ablama ‘Hadi sana bir zahmet şu şekeri babana uzatıver.’demişti. Ablamda şekeri alır almaz babama uzattı. Babamda ablama ’Teşekkürler kızım’ dedi.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra kayısı ağaçlarının olduğu taraflara gitmiştik. Oraya vardığımızda elimizdeki uzun sopalarla ağaçların dallarındaki kayısılara vurarak kayısıları düşürdük ve onları topladık. Tabi ikide bir arılar bizi rahat bırakmazlardı. Düşen her bir kayısınızın peşine takılıyorlardı. Hepimiz çok yorulmuştuk. Bir molayı hak etmiştik. Yanımızda yiyecek olarak domates, salatalık ve soğan getirmiştik. Yanımızda da büyük bir kâse ve bıçak vardı. Bıçakla hepsini keserek o kâseye koyduk ve yemeye başladık. Karıncalarda hücum ediyordu yemeklerimize. Yemeğimizi bitirdikten sonra saat çok geç olmadan birkaç kayısı daha topladıktan sonra köyümüze doğru yöneldik. Kayısıları topladığımız bezlerle evimizin önündeki bayırdan geçmek bizi daha da yormuştu. Eve vardığımızda üstümü değiştirip hemen yatmıştım.
Sabah uyandığımda ise ilk iş eşeğimin bulunduğu ahıra gitmek olacaktı. Eşeğimi de çok özlemiştim. Hele o sesi yok mu? Bir bağırsa dünyanın öbür ucundaki insanlar uyanırdı. Ama biz hep ’Eşektir’ dedik ve bağrımıza bastık. Eski zamanlarda işlerimize çok yardımcı olurdu. Şimdide öyle. İnsanın kaldıramayacağı en ağır yükü o kaldırabiliyordu.
Eşeğimi ziyaret ettikten sonra hemen eve gittim ve kahvaltımı yaptım. Bugünde topluca fasulye toplayacaktık. Fasulye taraflarına doğru gittik. Oralarda da arılar çok oluyordu. Beni ısıracak diye çok korkuyordum. Fasulye toplamamız bittikten sonra köye doğru yöneldik. O bayırdan bir kez daha geçmiştik. Bu yorgunlukla neredeyse taşıyamayacak hale gelmiştik. Bu arada da fasulyeleri koyduğumuz bezden fasulyeler teker teker düşüyordu. Fasulyelerin hepsi bitmeden evimize ulaştık. Yere düşen fasulyeleri de geri dönüp topladık. Daha sonra hepsini bir güzel yıkayıp pişirdikten sonra afiyetle yedik.
Bu hafta sonu tatilinin son günü idi. Yüzümde bir çocuğun dondurmasını düşürdüğü için ağlamış bir yüz ifadesi belirdi. Annemde benim bu halimi anladı ve ‘Kurban olam, yüzün neden böyle asık’ dedi. Bende ‘Anne, bizim buralara gelmemiz çok uzun zaman alıyor. Buraları çok özleyeceğim.’ dedim. Annem ’ Bir gün elbet yine gelirsiniz.’ dedi. Daha sonra bir birimize sarıldık ve yataklarımıza geri döndük.
Sabah olduğunda yatağımın yanındaki çorapları giyip hemen kahvaltıya oturmuştum. Kahvaltımızı yaptıktan sonra büyüklerimizin ellerinden öptük ve merdivenlerden yavaşça inmeye başladık. Bu köyün her şeyi güzeldir. Kuzular ’me’ler , inekler ‘mö’ler eşekler ‘ai’ derler. Meyveler, çeşit çeşit kokarlar. Renk renk sebzeler. Ahhhhhhh, ahhhhhhhhh.
O anda kendi kendime düşündüm ’Evime dönüyorum diye sevinsem mi? Yoksa bu cennet köyden ayrıldığım için üzülsem mi?’ Offffffffffffff, Offfffffffffff