"Herkes Yahşi Ben Yaman;
Herkes Buğday Ben Saman"
“Herkes Yahşi Ben Yaman;
Herkes Buğday Ben Saman”
“ben bir duygu simsarıyım
duygu alır, duygu satarım
umutsuzluk alıp, umut veririm yerine
eskimiş hayallerinizi değiştiririm yenisiyle
gülücük tohumları ekerim
gözyaşlarıyla ıslanmış yanaklara
gelin görün ki
bir kendi derdime çare bulamam
bir kendi sıkıntılarımı aşamam
acı içinde kıvranırım,
sönüp giden hayallerimin arkasında
ben bir duygu simsarıyım
kendi derdinden hiç anlamayan”
Bir ceylanın naif bileklerini avcının kucağına atan benim. Benim, maral bakışlarda sonsuzluğun kudretini arayamayan bedbaht. Benim zifiri gecede, meşalenin sırrına vakıf olamayan...
**
Çölde susuz kalan kumların, abı hayat iksirini kurutan benim. Benim mevsimsiz yağan yağmurları rüzgârsız bırakan... Kuru bir yaprağın serkeşline râm olan ve her ayılışta, yeniden aymazlığın deryasına dalan benim...
**
Benim, şehrin kurak kaldırımlarında öksüzleri üşüten. Öksüzlerin gözyaşlarını silmekten ar edinen benim.
Benim, gece inende dağlara, ardına bile bakmadan sinesine çekilen...
**
Ürkek kırlangıçların, yağmur kaçağı bakışlarını, hiç anlamadan gönül kapatan benim. Benim servilerin dallarına zulmet siyahını çalan. Benim, şehrin sularını, bir tek kendi bedenime dolduran...
**
Küçük çocukların bayramlıklarına, çamuru kara ellerimle çalanım. Onların kesif gülüşlerinden, sıra sıra kaçan benim. Benim, umudu her daim içimden uzaklaştıran. Benim şehrin kurak şairi...
**
Temmuzun bereketinde, şerha şerha yayılan başakların sükûn şiiri benim. Benim, ap apak buğdaylardan geriye kalan saman yığınları. Benim, rüzgâra duçar olan, benlik manifestosu...
**
Sırların sırrını kovalayıp, tam menzile eriştiğimde, gururun kof heyulasına dalan benim... Benim, gecenin zifiri serkeşliğini, bir mumla dahi aydınlatamayan...
**
Pervane yüreğimin, huzmelerinden soyarak yılları, bir bir sükûnetle cebelleşerek, bilge hükümleri akılsız labirentlerden geçiren benim... Benim, iyilerin yanında, kötünün kof meczubu... Benim meczupların en meczubu...
**
Bir bir geçen yılların, telafisi mümkün olmayan keş kelerin, acı bir bezirgânıyım. “Güneşte, tek sermayesi olan buzu eriyen” bir satıcının en latif temsilcisiyim. Keş kelerle gününü rüzgâra veren, iyi kilerin dost ülkesine varamayan, beceriksiz bir seyyahım zaman tünelinde...
**
Kâf dağının yolunu tutan gözü pek avcının, Simurg hafakanıyım nedensiz. Küllerinden yeniden imar olan Anka’nın, ateşinin serencamıyım sualsiz. Ve uçarı şiirler biriktiren, bir aymazım şairler bahçesinde. Has bahçede gülünü yitirmiş, ve yitiğini her bulduğunda yeniden yitiren bir müsrif Mecnunum yeryüzünde...
**
Deryalardan sorulsa encamım. Suallerin cevabına kaim olsa ellerim. Bir damlada, bir damlada okyanuslar görsem ve sırtımı dönüp gitsem çölün kavuruculuğuna. Çölde aşka râm olsa yüreğim. Çölde bene duçar olsa benliğim. Çölde bulsam ve yeniden kaybetsem rintlerin serkeş akşamlarını...
**
Sözde anlam bulamayan, bir yazarım yıllardır. Yazılanların ve kaleme hükmün bezirgânıyım nedensiz. Anlamların imge gücünü bildiğim halde, bilerek sözü yokuşa süren bir hiç arayıcısıyım yıllardır. Yazdıklarımdan korkan ve her kelimenin içimi kavuran kıpırdamalarına kulak asmayan bir hamalım. Hamalım kendi derdini çekemeyip, dertler ülkesinden sürgün olan.
Osman ÇELİK osmancelikszm@mynet.com