Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

Bir bahar günüydü...

Kategori Kategori: Anı | Yorumlar 4 Yorum | Okunma 1603 Okunma | Yazar Yazan: hidayet | 20 Ocak 2013 16:36:48

Geçmişten bir hikaye

Kökenimizde Yörüklük olduğundan mıdır bilinmez yaz olunca yaylağımıza kış olunca kışlağımıza çekiliriz bizler. Akrabalarımızın önemli bir kısmı yine Yörüklük geleneği olan hayvancılığı yaparlar hem de yıllardır ve inşallah daha uzun yıllarca da yaparlar. Onlar bizim gururumuz ne de olsa.

Geniş bir aile olan biz Takcı'ların bir kısmı dört mevsim kışlakta bir kısmı yaylakta kalırken birkaç aile de yaz gelince yaylaya kış gelince de kışlaya taşınır dururuz. Benim ailem bunlardan birisi. Hayvancılıkla geçim yerine tarım ve bilek gücü ile geçinmeyi ve ailesini geçindirmeyi seçen babam memleketin iklimi müsaade ettikçe duvar başında çalışır, bağ bahçe işi olursa da tarımla uğraşırdı. Tek başına bilek gücünün yetemeyeceği kadar kalabalık bir ailesi vardı babamın. Şimdilerde üç çocuk deyince bile gözlerine ayrılan insanlara inat babamın tam tamına on iki tane evladı olmuştu.

Bağ bahçe işleri özellikle de bahar olunca artar ve babamda yoğun olarak yayladaki bahçemize giderek insanüstü bir gayretle çalışır, didinirdi. Yer bellemeden ağaç budamaya kadar, mevsimine göre ot biçmekten kayısı ve hatta ceviz dökmeye kadar her işi yapardı, memleketimin diğer babaları gibi babamın da on parmağında belki ondan fazla marifet vardı maşallah. İyi bir taş duvar ustasıydı aynı zamanda, şekilsiz ağaçlara taban keseri ile şekil verir, kısa zamanda evlere çatı yapardı, sadece çatı olsa iyi kapı bile yapardı babam. Karadeniz'le eş anılsa da ağaçtan evler babamın inşaat yapım tekniklerinden biri idi. Bir kere benim el işi ödevimi yaparken zorlanmıştı ama onu da nazarlık olarak hatırlarım hep...

Yine bir bahar, ağaç budama zamanı gelmiş. Bütün eş dost akraba benzer bir telaşın içinde. Babam sofrada sırayla iki konuya girdi. Bunlardan birisi o gün yapılacak işin tarifi diğeri de bir rüya idi. İşimiz yaylada ağa budama ve bunun için iki ırgat lazım. Ablam ile ben biraz gönüllü biraz gönülsüz işi kabul ettik. Babamın rüyası bir tuhaf idi. Kendisi de pek hayra yormamış olacak ki babam anlatırken tedirgindi. "hayırdır inşallah" dedi, "bugün rüyamda anamı gördüm, beni tepelerin arkasından çağırıyordu" şeklinde bir rüya idi bize anlattığı. Annem neye yordu bilmem ama biz pek de bir şeye yoramadık.

Kahvaltının ardından yola revan olduk. Beş altı kilometrelik yolu yürüyerek gittik. Ağaç budama işimiz o gün partıyarık adı verilen yerde idi. Kocaman bir kavak ağacına babam çıkmış bir vurduğu dala bir daha vurmuyordu. Biz aşağıda ablamla birlikte bir taraftan sohbet ediyor diğer taraftan odun topluyorduk, babamın duymadığı zamanlar şarkılar söylemeyi de ihmal etmiyorduk. Ablamın sesi zaten güzeldi, ben de kendimce takılırdım o zamanlar. Tam o sırada olağandışı bir olay oldu. Önce babam nacağı yere attı zannettik. Herhalde işi bitti ve nacağı atıyor diye yorduk, az sonra dengesi bozulmuş şekilde metrelerce yüksekten taşlık bir alana babam büyük bir gürültüyle düşüverdi. Her taraf taş olmasına rağmen babamın düştüğü yerde büyük taşlardan hiçbiri yoktu. Önce ben, sonra ablam çaresizce babamla iletişime geçmeye çalışsak bile babam tam da rüyada bahsettiği tepelere bakarak gözleri kaydı ve bayıldı gitti. Biz sabah anlam veremediğimiz rüyaya şimdi büyük bir üzüntü ile anlam verebilmeye başlamıştık. Ben babamın başında kaldım, ablam evlerin olduğu yere doğru hem ağlıyor, hem yardım talebinde bulunuyor derken önce rahmetli ihsan amcam, arkasından Fadime yengem ve sami ağabey derken sırayla orada bulunan bütün herkes geldi sağ olsunlar.

Bir süre dayımın eşi babamın kolunu kontrol etti, "kırıklar var" dedi. Bizim asıl korkumuz iç kanama ve benzer felaketler idi. Babam kendinden habersiz yatmakta iken ağlayanlar, koşturanlar birbirini takip etti. Sami ağabey babamı sırtına alarak düzlek adı verilen yere kadar o vaziyette babamı çıkardı, babamı traktör üzerine koydukları yatak yorgan içerisinde önce köye ardından da Sivas'a götürmüşler.

Babamın nacağı başta olmak üzere yaylada kalan eşyaları toplayıp dönmek bana kalmıştı. Bir de babamın yanında gidemediğim için epeyce bir merak, fazlaca bir hüzün ve yalnızlık duygusu.

Yanımda dayımın oğlu ve amcamın oğlu da vardı ama ben o an onların varlığından bile habersiz derin düşünceler içerisindeydim. Sabah nasıl geçtiğini bilemediğimiz o yol dönüşte uzamıştı. Yağmur olanca hızıyla yağıyordu o gün fakat tek yağan o değildi benim gözlerim de o gün yağmurdan geri kalmamıştı. Daha önce kolaylıkla ağlayamayan ben aralıksız bir saati aşkın bir süre hem ağlamış hem de olmadık düşüncelere dalmıştım.

Bir bahar günüydü bizi üzüntüye boğan fakat acısıyla tatlısıyla bütün bu olaylar bizi büyütüyor ve memleketi bizim için unutulmaz bir hale getiriyordu. Bu arada şükürler olsun babam o olayı en basit şekilde atlattı. Tek benim duam ile babam şifa bulmadı muhakkak ama babamın iyi olmasında payımın olduğundan eminim.





SUÇATIHABER İyi Günler Diler...

Facebook Sayfamız Zengin İçeriği ile Sizi Bekliyor ...
 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Burhan Emre { 23 Ocak 2013 00:02:31 }
Müdürler sülalesinin en yaşlısı olduğunu düşündüğüm Kemal Takçı dayımıza Allah uzun ömürler nasip etsin.Dayımız iyi bir yapı ustası idi ev yaptırmak isteyenler önce onu bulur ondan gün ve söz almaya çalışırlardı memlekette inşaat sezonuda fazla uzun olmadığı için müşterileri sıraya kor yetişebildiğince işleri bitirmeye çalışırdı.1970 li yıllarda yani ilk gençlik yıllarımda Kemal ustanın yanında bende amele olarak çalıştım.Yanında çalışana kötü söz söylemeyen iş üreten ama ezmeyen zaman zaman espiriler yaparak neşelendiren kısacası birlikte çalışmaktan zevk alınan birisi idi.Hala öylemi bilmiyorum yemekte ayranlı çorba dahi yenilse üzerine mutlaka çay içilecekti ustamız o yıllarda çayı çok severdi.Zannederim 1980 li yıllardı ustamızın kavak ağacından düştüğünü öğrenmiş ziyaretinede gitmiştik.Hidayet Hocam seninde eline sağlık güzel bir anı yazmışsın bizleri alıp oralara götürdün.Bu tür memleket hatırası olupta yazan arkadaşlarımız daha çok olsada memnuniyetle okuyup memleket özlemini gidersek.Selamlar.
Abdurrahman Engin { 21 Ocak 2013 07:38:02 }
kasabamızda falan adam cevizden düşmüş,filan adam kavaktan düşmüş,duvardan düşmüş,diye duyardık fakat Kemal abinin başına böyle bir kaza geldiğini duymamıştım.Gördüğü rüya birebir çıkmış.Alla teala uzun ve sıhhatlı ömürler versin.Basit gibi görülen bu gibi olaylar yazıya dökülünce unutulmaz birer hatıra oluyor. yazıyı okumaya başladığımda sonucu çok merak ederek bir çırpıda okuyup Kemal abide kalıcı bir arıza olmadığını kaleminizden öğrenince de olay sanki bu gün olmuş gibi rahatladım.Öyle sanıyorum ki hayatınızda unutulmacak bir iz bırakan olaylardan biridir.Hiç kimsenin böylesine hoş olmayan vakalar yaşamaması dileğimle saygılar sunuyorum.
Hidayet Takcı { 21 Ocak 2013 02:03:03 }
Ağabey yorumunuz ve diğer bütün yorumlarınız yapılan çalışmalara hep bir katkı sağlayan, hep bir derinlik kazandıran nitelikte. Kasaba adına siz ve sizin gibi değerli büyüklerimizin olmasından ötürü mutluyum ve umutluyum, Allah razı olsun.

Babam ve memleketin bütün babaları için söyledikleriniz çok doğru. Zorlukların çemberinden geçen insanımız zoru başarmayı öğreniyor muhakkak. Ve onların bitmek bilmeyen enerjileri bize en dar zamanlarımızda örnek oluyor. Mesela ben meslekte en zorlandığım dönemlerde babamın yaşama azmini hatırlar ve yeniden çalışmaya dört elle sarılırım.

Bu arada yeri gelmişken babamdan çalışmayı öğrendik belki ama sevgili babanızdan da birçok genç gibi okuma aşkını edindik, Allah hepsinden razı olsun...
NaciTOPRAK { 20 Ocak 2013 18:05:47 }
Hoş bir anı. Taze söğüt dalı, budanmış kavak çırpısı kokan bir sazcağız suyu hatırası. Muhterem babanız, nam-ı diger "Kemal Usta" yani <<Müdürlerin Kemal>> . Kasabanın iktisadi ve beşeri vaziyeti gereği galiba inşaat sektöründe kalifiye eleman ve usta, hayli fazla yetişmiştir. Ustalık meydanında isim benzerliğini bertaraf için "Hangi Usta Kemal" sorusuna mahal bırakmadan künyenin kalanını da sıralayı veririz. En büyük halamın oğlu olmasının ötesinde bir aile büyüğü, mahallenin hatırlı ağabeylerindendi. Sıhhati daim olsun,yaş kemale eridikte kuşe-i uzletine çekildi. Birden fazla hüneri olmak, bizim vadideki (Tohma vadisi tabi) insanların meziyeti değil mecburiyeti sanki. Mustafa KUTLU'nun hikayelerine renk veren Erzincan tarafları gibi buralardaki geçim darlığı, daha doğrusu "kazmayınan döğmeyince kıt veren" üç beş maşara dünyalık , insanlara ek meslekleri ikinci hünerleri de zaruri kılmış adeta. Evin erkeği -Kemal abi gibi - ağaç, budar, şelek vurur, keser çalar, duvara şakül tutar, koyununu kırkar, bostanını kendi yapar kısaca kendi işini kendi görürdü. Analar da farklı değildi yakın zamana kadar.Yirmi sene evvelki bir Telinli ananın bir yıllık iş ajandası liste yapılsa "Kim milyoner olmak ister" yarışmasına dört bölümlük soru çıkar ortaya. Kenan IŞIK'ın kulakları çınlasın. Kemal abimiz'e torunları ile beraber yaylayacağı nice sağlıklı yıllar diler ellerinden öperim. Selamlar.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Gürün ve Suçatı'nın daha iyi bir hale gelebileceğine inanıyor musunuz?
Evet
Hayır
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun109 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI