| ACI KAYSI ÇEKİRDEĞİ Bu başlığı görüp olsa da yesek diyenleriniziz sesini duyuyorum. Tabi bilmeyenler acı çekirdek yenir mi? diyorlar. Yeniyor hem de nasıl yeniyor anlatayım size. Acı kaysı çekirdekleri kırılıyor bir derin kaba su konuyor ve çekirdekler bunun içine atılıyor. Bir gün sonra çekirdeklerin kabukları soyuluyor biz ona “pırtlatma” diyoruz. Yani kabuk ile çekirdek ayıklanıyor ve su icinde bekletme süreci başlıyor, kaç gün bekletildiğini bilmiyorum ama o bekleme anı benim için hiç geçmiyor onu çok iyi biliyordum. Her gün o acı kaysı çekirdeklerinin suyu süzülür yeni su konur ta ki kaysı çekirdekleri tatlana kadar. Kokusunu duyar gibiyim eminim sizinde burnunuza geldi o acı çekirdek kokusunu ben çok seferdim . Kabın icindeki suda bembeyaz duruyorlar bazen tatlanmasını bile bekleyemezdim bakayım tatlanmış mı ? diyerek.. sonra odun ocağında sacda kavururdu annem kuru dut ve üzüm ile yemesi süper süper… Araştırmadalar da acı kayısı çekirdeğinin kanser için müjdeli bir haber olduğunu yazmıştı gazeteler de Malatya İnönü üniversitesi bu işin üstüne düşmüştü ama sonuç yok sanırım. Memleketimin dağı taşı zenginlik, güzellik ve lezzet, ilerleyen günlerde üzümü nasıl kuruttuğumuzu yazacağım eminim hoşunuza gidecek Bu yazıdan sonra annemleri arayıp acı çekirdek isteyeceğim eski günler anısına ne güzel geçmiş benim çocukluğum o zamanlar farkında olmadığımız ve şimdi, arar olduğumuz o günler .. diyorum ya güzel bir memlekette doğmak, büyümek ve böyle güzel bir ailemin olması bana verilmiş bir nimet. Şimdi yeşilliğe hasret, bu tatlara hasret o kadar çocuk var ki bir avuç parkta 30 çocuğun oynadığını görünce üzülüyorum, kaysı, üzüm, elma ve çekirdek gibi lezzetlerin yerine ne olurduğu belirsiz boyalı şekerleri, kimyasal besinleri tüketmeleri çok kötü, elimde imkan olsa da götürsem o yeşilliklerde; doya doya top oynasalar, ağaça kurulmuş salıncakta daldan dala uçsalar, topraktan çamurdan ev yapıp sonra şaheserleri ile övünseler, dalından meyveleri koparıp yeseler, olmadı onu satıp para kazansalar ilk harçlıklarını.. çok şükür hepsini yaşadım yaşamayanlar birkaç haftalığına olsa çocuklarınızı alıp bir memleket ziyareti yapın derim. Bu yıl çok güzel memleketim, çok yeşil eminim pişman olmayacaksınız. 11 Ağustos 1999 bundan 12 yıl önce bu gündü, köyde evin çatısını babamla yapıyorduk biz ona “dam” deriz kaysı açmak için kullanırız, tam güneş alan bir yerde olur bu alan onu yapıyoruz. Aynı gün güneş tutulması yaşanıyor şaşkınlık icindeyiz, inşaat yapımda kullanılan ziftte (yapışkan, siyah camur gibi bir madde) bir cam bulduk ve batırdık onla baktık güneşe … Güneş kocaman, bulut yok, gökyüzü masmavi ve evet büyükler başlandı konuşmaya hayırlısı olsun pek iyi değil demeye..”hayra alamet değil“ demeye ama biz bilmeyiz ne demek istediklerini, eskiden böyle bir olay olunca bir felaket olurmuş tutulmanın arkasından tabi yaşayanlar bilir, birkaç gün geçti sonra sabaha doğru bir ağıt ile uyandım, sabah namazı kalkan biri televizyonu açmış ve Marmara deprem haberini görmüş amcamlar Yalova da ve haber alamıyorlar. İlerleyen zamanda amcam aradı tabi telefon hatları hasar gördüğü için kimseye ulaşılamıyor, Allahım kimseye yaşatmasın o kötü zor günleri geçen zaman belirsiz, diyorum bu zaman çok hızlı geçmeye başladı biri durdursun diye ama beni duyan yok ... Görünür, görünmez tüm kaza ve belalardan Mevla’m bizi korusun ( AMİN ) Görüşmek üzere Kendinize iyi bakın Goncagül balki Yıldız 17 Ağustos 2010 |