Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

KAR YAĞIYOR

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 2 Yorum | Okunma 2390 Okunma | Yazar Yazan: osman | 08 Ocak 2011 22:09:35

Osman Beye teşekkür ediyoruz

KAR YAĞIYOR


Karın yağdığını görünce

Kar tutan toprağı anlayacaksın

Toprakta bir karış karı görünce

Kar içinde yanan karı anlayacaksın

 

Bu adam o adam gelip gider

Senin ellerinde rüyam gelip gider

Her affın içinde bir intikam gelip gider

Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

 

Ben bu şiiri yazdım âşık çeşidi

Öyle kar yağdı ki elim üşüdü

Ruhum seni düşününce ışıdı

Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

                            Sezai Karakoç

 

Aylardır uzatmalı sonbaharın hükmü, kendi kavlince sarıverse de dünyayı, kor bir ateşe râm olan ateşböcekleri misali, kara doğru bir anlık heyula diri tutuyor bütün hatıraları. Bütün hatıralar, güz sancısından sıyrılarak, usul usul yarınlarla örtüşecek anlara doğru uzanıyor. Ağaçların geç kalmış uyku nöbetlerinden, mahmur bir şiir okuyadursun rüzgâr, yine de karın o içleri aydınlatan rayihası, bir hoşça zamanı çağrıştırıyor.

Kar yağıyor ve asude bir şiir gibi sarıyor bütün âlemi… Kar yağıyor… Yarım bir hatıra, elleri ısıtmanın tahayyülü ile arınıyor zamandan… Yarım bir hatıra, yarım bir hikâye gibi eksik yanlarını arıyor… Yarım bir hatıra… Yarım bir hatıra…

Kar yağıyor… Usul usul, rindi bir yanımı hatırlatıyor sanki. Lapa lapa, kendini aşkla bekleyenleri selamlarcasına yağıyor. Sokak lambalarının, sarımtırak huzmeleriyle söyleşe söyleşe, iniyor gecenin bağrına…

Göğün ötesinden inen her kar tanesi, bir şeyi anlatmak isterlercesine dönüyor dünyanın kalbine doğru. Binlerce, mısrasını şaşırmayan şiir iniyor sanki yüreklere. Bir mısra, tenha bir elde sukut bulmayı özlercesine arındırıyor kendini dünyanın hay huyundan. Dur durak bilmeden, gecenin ateşini bölüyorlar adeta. Gecenin ateşi, bir zerreyle söyleşircesine heyecana kapılıyor ansızın.

Kar yağıyor, bütün kirliliklerin kumdan kalelerini yıkmak için aralıksız yağıyor. Kumdan kalelerdeki sahte heyecanların, gözlerindeki perdeleri kaldırmak için yağıyor. Usul usul, masalsı zamanlardan soy öyküler anlata anlata yağıyor…

Kar yağıyor… İğri iğri, içe akan gözyaşlarına şahitlik edercesine yağıyor. Hüznü, çocukça bir sevince boyaya boyaya kar yağıyor. Epey bir süredir yolunu gözleyenlerle, düğün bayram etmişçesine, sarmaş dolaş kar yağıyor… Kırık yanları, kırık gönülleri, efsuni bir aşkla tımar ede ede kar yağıyor…

Alacağı vardı toprağın” diyorum kendimce. Alacağı vardı onca kirliliği kaplayan dünyanın. Bir derviş sükûtuna sığınmaya hasret şehrin, içinde büyüttüğü yalnızlığı paylaşmaya ihtiyacı vardı diyorum… Söyleyecekleri vardı karın diyorum. Göğün, ak akça şiirini, yeniden insanlığa hatırlatmalıydı diyorum…

Kar yağıyor… Usul usul içimdeki çocuk düşlerini depreştirircesine, kar yağıyor. Döne döne inen her kar tanesine, dalıyor gözlerim. Bir kar zerresinin endamlı seyrinde, okyanus rüyaları gören kaptanlar misali gönlüm açılıyor.

Kar yağıyor… İçimde biriktirdiğim düşsel arınmaları, kendi kavlince avunmaya bıraksam da, bir türlü karın yaydığı aydınlığı unutamıyorum. Karanlıkta kalan yanlarımla birlikte, düne dair keşkeler de, bir biri ardına iniveriyorlar sanki…

Pencerenin kenarına duldalanıp, garip bir bakışla içime seyri suluk eden serçenin, ne türlü bir “ahı” çağrıştırdığı duygusu, bir sığınak gibi sarıyor beni zamansız. Hemen karşı ağacın tepesinde, terk edilmiş bir yuvanın masumiyet şarkısı, nakaratını şaşırmadan yüreğimde çağıldıyor. Bir şarkı, bir şiir ve bir yuva…

Uğul uğul uğuldayan fırtınaya, kavak ağaçlarının bir derviş gibi sema halinde cevap vermeleri, daha bir coşturuyor içimdeki dereleri. Binlerce derviş dönüyor sanki yanımda yöremde. Binlerce derviş, semadan aldıkları merhameti, seriyorlar adeta âlemin kalbine. Döne döne, dünyanın üç gününü anlatıyorlar sanki. Üç günlük dünyanın, üç gününü… Üç günlük dünyanın, üçten öte olmayan üç hakkını… Üç hakkın, üç gün ile kavilleşmesinin tanıklığı ile…

Kar yağıyor… Onca sükûnet seyrine ram olan ağacın tepesindeki tek bir yuvacığın, baharda yeni konuklarını aşkla bekleme sabrına, içimdeki bütün kıyıya vurmuş kuşlar şahitlik ediyorlar sanki.

Kar yağıyor… Onun gelişini kutsayan rüzgâr, çıkınında demlediği ıslıkla, karı selamlamanın hasretine koşuyor. İğri iğri bir şiir gibi, iniveriyor her bir yana. Fazla bekletmeden hasretlilerini, serçelerin kanatlarındaki kış telaşı ile birlikte kar yağıyor…

Bir tuhaf sızı gibi, içimdeki duygular cenk ediyor adeta. Küçük küçük tipiciklerin, göğe saldığı rayiha, beni bilinmez zamanların ortasına götürüyor. Efil efil, naylon cama vuran kar taneleri, hatıralar ormanına yeniden dalmama neden oluyor.

Her kar yağmasında, anılardan örülü destanları, yeniden soluklamanın, dayanılmaz hazzına varıyorum. Ellerim üşüdüğünde, yeniden ısınmak ve yeniden hatıra ormanlarını soluklamak için varıyorum onların uzlet hanesine… Duvarda çakılı bir gaz lambasının ziyası, takılıyor akıl defterime. Sarı bir ışık… Sarı bir umut… Sarı bir hüzün…



Lambayı yakma, bırak!
Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların
Dilsiz olduklarını anlıyorum.
Kar yağıyor
Ve ben hatırlıyorum.”

Kar ve uzlet… Kar ve umut… Bembeyaz elbiseleriyle semâya duran aşk dervişleri, döne döne içlerindeki şiiri okuyorlar sanki…

Kar yağıyor… Ruhumun en dip dehlizlerinde, sabrına tutuşmuş nazenin kelebekler gibi, ömrün üç gününü, kar şiirine doğru yüceltiyor. Onca güzelliğe, şerh düşme sevdasına ram oluyor bütün tenhalıklar… Kar yağıyor… Ruhumun, beni anlamlandıran bir tarafı, usul usul seyri suluk ediyor bu hasret türküsüne… Med cezirleşen duygularıma, kırık bir kapı aralama umuduyla yeniden irkiliyorum yağan karla. Kar yağıyor ve ben yine iflah olmaz bir çocuk siluetiyle söyleşircesine, bütün pencereleri açıyorum sonuna kadar…

Esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgâr.
Söyleyin hangi kuşun kanatları yolundu?
Yine hangi ağaçtan döküldü bu yapraklar?
Yağan beyaz bir sükût, bir mahşerdir sanki kar!
Bir hicret sevdasıdır ruhumu sardı yine.
Ruhum gibi pervasız yoldaşlar da bulundu.
Ruhum karıştı gitti bu kar tanelerine;
Şimdi yağan kar değil, ruhumdur kar yerine.”



Kar yağıyor. İğri iğri, içe akan gözyaşlarına şahitlik edercesine yağıyor. Hüznü, çocukça bir sevince boyaya boyaya kar yağıyor.  Epey bir süredir yolunu gözleyenlerle, düğün bayram etmişçesine, sarmaş dolaş kar yağıyor… Kırık yanları, kırık gönülleri, efsuni bir aşkla tımar ede ede kar yağıyor…

 “Alacağı vardı toprağın” diyorum kendimce. Alacağı vardı onca kirliliği kaplayan dünyanın. Bir derviş sükûtuna sığınmaya hasret şehrin, içinde büyüttüğü yalnızlığı paylaşmaya ihtiyacı vardı diyorum… Söyleyecekleri vardı karın diyorum. Göğün ak akça şiirini, yeniden insanlığa hatırlatmalıydı diyorum…

                                                              OSMAN ÇELİK


 | Puan: 10 / 11 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Mevlude { 10 Ocak 2011 15:43:38 }
Hocam elinize sağlk. yine iyi şeyler hatırımıza getirdiniz...
selim { 10 Ocak 2011 09:09:11 }
Osman Hocam uçmuşsunuz yaaa....
tek kelimeyle MÜKEMMEL bir manzara...
ellerinize sağlık....
(Hocam aradan bir hayli zaman geçti, ama siz kusurumuza bakmayın, çok çok geçmiş olsun.. selamlar...)
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun842 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI