BİR VELİYE BENDE OLMAK
Padişah-ı Âlem olmak bir kuru dava imiş
Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş
Yavuz Sultan Selim
Ecdadımızın ihlas ile inşa ettiği dünyanın en büyük imparatorluklarından birisi olan Osmanlının üç önemli sacayağı vardır. Ordu, Medrese ve Tekke. Tebaasını ve orduyu ihlâs ve takva ile mücehhez kılarak Asr-ı Saadete yakın bir hayat nizamı kurdular. İlay-ı Kelimetullah davası uğruna dünyada altı yüz sene hak ve adaleti hâkim kıldılar. Osmanlıda ilk kurulan düzenli ordu olan 99. Alayın komutanı bir şeyhtir. Alaydaki askerlerin bir kısmı hazarda ve seferde sadece zikirle meşgul olmuşlardır. Diğer askerlerin de tamamı tarikat ehlidir.
Cennetmekân Yavuz Sultan Selim’in hep yavuzluk tarafı ön plana çıkarılmıştır. Oysa onun bir de selimlik özelliği vardır ki gıpta edilmeğe değer. Osmanlı padişahlarının bir kaçı dışında hemen hepsinin olduğu gibi Yavuz’unda bir mürşidi vardır. İnsanın sahip olduğu tüm donanımlarını ve yetkilerini istikamet üzere kullanabilmek, kendisine ve insanlara zulmeden bir güce dönüştürmemek için nefsini kontrol altında tutması gerekir ki bunun en etkili yolu kâmil velileri rehber olarak kabul etmektir. Kendileri bir Cihan Padişahı olmalarına rağmen gönül sultanlarının kapısında kabul edilmeyi beklemişler. Bu öyle büyük bir nimettir ki bir nefes kadar bile değeri olmayan cihan padişahlığı ile kıyas bile edilemez. Zira Allah’a dost olmaktan daha büyük bir nimet yoktur. Bunu elde edebilmenin yolu ise O’nun dostları ile dost ve onlar la hemhal olmaktır. Allah(cc) ile dostluğun sırrına ermeden Yavuzların, İbrahim bin Ethemlerin hallerini de hakkıyla anlayamayız.
Cihan padişahları bir veliye bağlanmanın padişahlıktan daha evla olduğunu söylerken elbette ki bunları laf olsun diye söylememişler. Cihana hükmeden bu zatlar dünyevi saltanatlarını bir evliyaya olan bağlılığın getirdiği saltanat ile kıyaslayarak ortaya çıkan hakikati tüm dünyaya haykırmışlardır. Bu hakikati yaşayan nice padişahlar ve makam sahipleri makamlarını terk etmişler.
Allah(cc) bizden Salihlerle beraber olmayı istemiştir(Tevbe;119). Kulun kalbini düzeltmesi, ıslah etmesi için Salihlerle beraber olması kadar etkili bir şey yoktur. Zira evliyanın nazarında nuru ilahi vardır. Nazarları kalplere şifadır. Kalplerdeki kiri, pası temizler. Gönül huzuru onlarla elde edilir.
Her Fatiha okuyuşumuzda Allah’tan bizi “doğru yola, nimete erdirdiklerinin yoluna” ulaştırmasını isteriz. Allah’ın nimete erdirdikleri başta peygamberler ve velilerdir. Veliler için korku olmadığı ve mahzun da olmayacakları müjdelenmiştir.
Velileri hakkıyla tanımak zordur. Baktığımızda zahirde bizler gibi dünya ile meşgul olurlar. Ancak batında hep Allah(cc) ile beraberdirler. Üstad Bediüzzaman(ks) derki; “Eğer istersen hayalinde Norşin karyesindeki Seydanın meclisine git bak. Orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin”.
Dünyanın ve ahretin sefasını sürmek için bir veliye bağlanmak gerekir. Buna şu kıyamet asrında her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bu gün Nuh(as) tufanı gibi her tarafı kaplamış olan zulmet tufanında boğulmamak için velilerin gemisinden daha emniyetli bir vasıta yoktur.
Bizlere Allah’ı ve Allah’a da bizleri sevdirecek onlardır. Onların işi çözmek ve bağlamaktır(Gavs-ı Bilvanisi). Kendilerine gelenlerin kalplerini dünyadan çözüp ahrete bağlarlar. Ölü kalpleri Allah’ın izniyle diriltip, şeytanın tasarrufundan kurtarırlar.
Bu konuda Mevlana Celaleddin-i Rumi(ks) Hz.leri; “Katı taş olsan, mermer kesilsen bile, bir gönül sahibine ulaştın mı inci olursun. Allah ile oturup kalkmak isteyen kişi veliler huzurunda otursun. Velilerin huzurundan kesilirsen helak oldun gittin demektir” buyurarak velilerle beraberliğin insanı Allah indinde çok daha değerli kılacağını vurgulamıştır.
Allah Resulü(sav) ile beraber olan sahabelerin en üstün makamları elde etmelerinin yanında kıtmir(Ashab-ı Kehfin köpeği) dahi sadık velilerle beraber olduğu için çok büyük bir şeref kazanmış ve cenneti elde etmiştir.
Allah’ı candan arayan O’nun dostunu bulur. Çünkü Allah(cc) kendi dostlarını ancak kendini arayanlara buldurur(Ataullah İskenderi). Eğer Rabb’ül Âlemin sana bir dostunun yolunu gösterirse bil ki sana kendi yolunu göstermiştir. Sana dostunu göstermişse kendisini sana dost edinmek ve buldurmak istiyordur. Çünkü Allah’a giden yol, O’nun dostları vasıtasıyla bulunur.
Velilerin kalpleri nazargah-ı ilahidir, Allah’ın nazar yeridir. Kalbi düzeltmek için kalbini sadece Allah’a vermiş olanların gönlüne girmek gerekir. Zira Allah Resulü(as)’ın buyurduğu gibi “Her şeyin kaynağı vardır. Takvanın kaynağı ariflerin kalpleridir”.
Bu zamanın insanlarını sadatın himmeti ve manevi tasarrufu olmadan düzeltmek çok zordur. Çünkü fesat çoğalmış, her tarafı zorluk ve günahlar sarmıştır. Eskiden insana nefs ve şeytan düşman iken şimdi bütün âlem insanın dinine ve imanına düşman olmuştur. Bunlarla ancak Nakşibendi silsilesinin himmet ve manevi kuvvetiyle mücadele edilebilir(Seyyid Muhammed Raşid).
Şu an elimizde bulunan ömür sermayesi bizlere bir defaya mahsus olarak verilmiştir. Kimseye bir daha verilmez. Bir gün aniden “gel” dediklerinde gitmeyecek kim var? Karanlık yerleri, zor geçitleri bilen bir rehberle geçmek bu yolculuğu daha kolay ve emniyetli kılacaktır.