Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

MÜRŞİD-İ KAMİL

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 4 Yorum | Okunma 2357 Okunma | Yazar Yazan: ebubekir | 21 Haziran 2010 13:10:56

Ebubekir Beye teşekkür ediyoruz

MÜRŞİD-İ KAMİL

 

Mürşid-i Kamiller, insanların hidayeti ve irşadı için görevlendirilmiş kimselerdir. İnsanlara Allah(cc)’ın yolunu gösterirler. Kamil bir insan ve tam istikamet sahibi olabilmek için kâmil-i(yetişen) mükemmil(yetiştiren) bir mürşid elinde terbiye olmak lazım gelir.

Mürşid-i kâmiller imanı kemale ermiş, nefsi ıslah olmuş, Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmış, Allah’ın tecellilerine mazhar olmuş, Fenafillâhtan Bekabillah makamına dönmüş ve insanların seviyesine inmiş bir hakikat eridir. Allah-ü Teala irşadla görevlendirdiği kuluna yetki verir. Meleklerle ve diğer Allah dostları ile de destekler.

Kamil insan yeryüzünde Allah’ın halifesi, peygamberlerin varisidir. Geçmişte peygamberlerin yaptığı irşad ve davet görevini Allah Resulü(sav)’nden sonra O’na tam varis olan hakiki âlimler yapmış ve yapmaya devam etmektedirler. İnsanın hidayeti noktasında bu takva imamlarını, hidayet rehberlerini bazı vasıflarıyla tanımak, onlardan istifade edebilmek ve sahtelerine kapılarak zarar görmemek için önemlidir.

Her devirde bu mürşidler olmuştur ve kıyamete kadar da gelmeye devam edeceklerdir. Bu zamanda bu zatlara her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır. Zira zaman fitne zamanıdır ve imanın kor olduğu devirdir.

 

Mürşid-i Kamillerin bazı vasıfları;

O’nların maksatları Allah(cc), istedikleri ise sadece Allah’ın rızasıdır. Sözleri hak ve hakikatten ibarettir. Hep Allah’ı zikir halindedirler.

Yaptıkları irşad görevi için kimseden bir şey istemezler.

Allah O’nların kalplerine nazar eder, feyiz ve nur akıtır.(Allah’ın feyiz ve nur kapları vardır. Allah dostlarının kalpleri Allah’ın kaplarıdır. Hadis-i şerif). Mürşidler bu feyiz ve nurları Hak yolcusunun kalbine yansıtan birer makestirler. Ölü kalpler bununla dirilir ve Allah’a bağlanır. İman nuru parlar. Kur’an ve sünnet malzemesiyle yoğrularak kâmil bir insan oluverirler.

Mürşidlerin sözleri kalplere ilaçtır, nazarları ise nefisleri felç eder. O’nlara gidenlerin halleri değişerek geri dönerler.

O’nların zahirleri halk, batınları ise Hak iledir.

Mürşid devamlı Cenab-ı Hakk’ın iradesine tabidir. Allah’ın muradına göre iş yapar.

İmam-ı Rabbani(ks) hz.lerine göre şeyhlik postuna oturabilmek için seyr-i sülük’ü tamamlamak gerekir. Mürşid seyr-i sülük sonunda nefsin bağından kurtulmuştur. Yakin ve irfana ulaşan gayb âleminde iyi ve kötüyü görür. Bu hali elde edemeyen irşada ehil değildir.

Kamil bir mürşid Resulullah’ın getirdiği ilme, davet ettiği hikmete sahip olmalı ve sünnetleri tam olarak nefsinde yaşamalıdır. Âlimler birkaç sünneti terk edenler için “arif-i billah olamamıştır” demişler.

Dr. Dilaver Selvi, “irşada ehliyet ve mürşidi kâmil” adlı kitabında mürşidlerin vasıflarını şu başlıklar altında açıklamıştır. Mürşidi kâmiller müşahede ve yakin iman, takva ve istikamet, sürekli zikir ve murakabe, batınlara nazar ve vukufiyet, manevi silsile ve irşad icazeti, zühd ve isar ahlakı, ilahi cazibe, manevi nazar ve heybet sahibidirler.

Arifler; “irşad için yakini iman, sağlam ilim, kâmil takva yanında Rabbani bir basiret, nurani bir feraset ve peygamberi bir siyaset lazımdır demişler.

Ebu Hafs Haddad hz.leri “biz işlerini, sözlerini ve hallerini kitap ve sünnet terazisinde ölçmeyeni ricalullahtan saymayız” diyerek mürşid-i kâmil olmanın ölçüsünü ortaya koymuştur.

 

Bu zamanda Mürşid-i Kamil var mı?

 

Bazı kimseler kâmil-i mükemmil mürşidlerin tarihte kaldığını, bu devirde bunların olmadığını söylerler. Bazıları da “falan zat mürşitler silsilesinin son halkasıdır. Bu bir tensib-i ilahidir(bir işe birini uygun bulup atama) .Nice hikmetleri vardır. Bu ancak ehline malumdur” diyerek mürşidler kervanının sona erdiğini ve artık irşad işinin tamamen bu vefat eden zat tarafından görüldüğünü ifade etmektedirler.

Bu elbette çok büyük bir iddiadır ve mutlaka bir delili olmalıdır. Ehline malumdur diyerek insanları hayatta bulunan mürşidlere gitmekten alıkoymanın mantıklı ve insaflı bir tarafı yoktur. Belki insanların hidayeti ve kemalatına engel olmak açısından son derece mesuliyetli bir sözdür.

Bu düşüncenin yanlışlığını ifade eden birçok delil mevcuttur. Abdullah İbn-i Mes'ud (ra)'dan rivayet edilen bir hadis-i şerif şöyledir:
"Allah'ın halk arasında, kalbleri. Adem (as)'in kalbi üzerinde olan üç yüz, Musa (as)'nın kalbi üzerinde olan kırk, İbrahim (as)'in kalbi üzerinde olan yedi; Cebrail (as)'in kalbi üzerinde olan beş, Mikail (as)'in kalbi üzerinde üç,. İsrafil (as)'in kalbi üzerinde olan bir kulu vardır. Bu sonuncusu vefat edince yerine üçlerden, üçlerden biri vefat edince beşlerden, beşlerden biri ölünce yedilerden, yedilerden biri ölünce kırklardan, kırklardan biri öldüğünde üç yüzlerden üç yüzlerden biri öldüğünde de, halktan biri onun yerine geçer. Onların (yaptıkları dualar) sebebiyle Allah, (mahlukatı) diriltir, öldürür, yağmur yağdırır, bitkileri yeşertir ve (yeryüzüne gelmesi muhtemel) belâları defeder". Demek ki Cenab-ı Allah bu makamları hiçbir zaman boş bırakmamaktadır.
               Hayatın devam etmesi Allah’ın zikri sayesindedir. Bir hadis-i şerifte; “Allah Allah diyen kalmayınca kıyamet kopacaktır” buyrulmuştur. Muhyiddin İbni Arabi(ks) hz.leri “Bundan kasıt zamanın kutbudur. Ne zaman yeryüzünde kutup kalmaz ise kıyamet o zaman kopacaktır. Çünkü gerçek manada Allah diyenler onlardır” şeklinde bu hadisi tefsir etmektedir. Bu demektir ki kâmil insanlar gelmeye devam ettiği sürece hayat devam edecektir. Yani bu hadisi şerifle kıyamete kadar kâmil zatların geleceklerini anlıyoruz.

Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle zikredilmiştir. “Şüphesiz Allah Teala bu ümmet için her yüz senenin başında onlara dinlerini yenileyecek(kalpleri nifak ve gafletten, halleri bid’at ve ma’siyetten temizleyip kulları Allah’a sevk edecek) kimseler gönderir. Bu konuda benzer birçok hadis bulunmaktadır.

Serrac(ks); “Allah ve Resulü, mü’minlere ait hangi sıfattan bahsetmişlerse o sıfata sahip insanlar her devirde bulunur. Yoksa bulunmayan ve bulunmayacak bir şeyden bahsedilmesi abes olurdu. Veliler hakkında bahsedilen hal ve sıfatlarda böyledir” yorumunu yapar. İsmail Hakkı Bursevi(ks) hz.leri ise hilafetullah’ın İsa(as)’ın ahir zamanda nüzulü ile sona ereceğini zikretmiştir. Bu ve benzeri ifadelerden anlıyoruz ki kâmil mürşidler kıyamete kadar gelmeye devam edecekler.

 

Yol Kesenler!

Arifler “Gerçek şeyh, kendisinden daha kâmil bir şeyh yetiştirendir” buyurmuşlar. Eğer bir kapıda bir halife(mürşidlik yapmaya ehil kimse) yetişmemiş ise o kapı kapanmıştır. Bu durumda şeyhleri vefat eden müridlerin hemen kendilerine başka bir mürşid aramaları gerekmektedir. Bu önemli bir iştir. Ama bazen böyle olmamakta, şeyhin oğlu veya damadı müridler tarafından halife(mürşid) ilan edilmekte ve bu şekilde yola devam edilmektedir. Musaddak bir silsile meşayıhından icazet almadan böyle bir göreve getirilen kişi velev ki bir veli, muhterem bir hoca efendi de olsa insanları irşad etmesi mümkün değildir. Kendisi Hakk’a ulaşmayan başkalarını ulaştıramaz. Adı tarikat da olsa artık bir tarikat değil cemaat halini almıştır. Dergâhların fonksiyonlarını yitirmelerinde belki de en önemli sebep budur.

Bu durumda ehil olmadığı halde mürşidlik yapmaya kalkan kişiler yolun büyükleri tarafından“ hakikat yolunu kesenler” olarak görülmüş ve “onların dağda eşkıyalık yapmalarının Ümmet-i Muhammed’e daha az zarar vereceği” ifade edilmiştir. Çünkü bu kimseler taliplilerin kabiliyetlerini öldürmekte ve maksatlarına ulaşmasına engel olup yolu tıkamaktadırlar.

Mürşidler dünyanın en ciddi ve zor işini yapmaktadırlar. Bu nedenle işin mütehassısı olunmadığı zaman zarar kaçınılmazdır. Bu işin ciddiyeti çoğu zaman gereği gibi idrak edilemediği için “bize yakındır, eşimiz dostumuz köylümüz ona gidiyor, her mürşid aynıdır, bir farkı yoktur” gibi düşüncelerle nakıs kimselere intisap edilmekte ve sonuçta maksat hâsıl olmamakta, insanlar oyalanmakta ve beklenen fayda elde edilememektedir.

Eşrefi Rumi(ks) hz.leri müzekkin nüfus’da “tarikattan maksat şeyh bulmak değil, kâmil-i mükemmil şeyh bulmaktır. Eğer şeyh kâmil-i mükemmil olmazsa girdiği yol kendisine girdap olur, yol aldığını zanneder, dolanır durur ama başladığı yere geri döner” diyerek bu gerçeği ifade etmiştir.

Her şeyi ile Allah’a yönelenlere (en’am;90), davetlerine karşılık bizden(dünya adına) hiçbir şey istemeyen ve hidayet üzere bulunan kimselere tabi olmamız(yasin;21) Allah(cc) tarafından istenirken bu zatların insanların en şereflisi oldukları ve en şerefli işi yaptıkları ortadadır.

 Herkes liderleriyle haşrolacaktır. Kendimize bir lider, mürşid seçerken ince eleyip sık dokumalı, kılı kırk yarmalıyız. Bu iş birilerinin hatırına, bölge, yakınlık uzaklık vs kavramlara heba edilecek kadar önemsiz değildir.


 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

ebubekir gür { 25 Haziran 2010 00:36:14 }
Hulusi kardeşim..Biz tasavvuf büyüklerinin söylediklerinden başka şeyler söylemiyoruz.Yani onların sözlerini bizler değiştirip daha keskin hale getirmedik. O'nlar hakikatleri böyle dile getirmişler.Hakikati haklı dile getirmenin farklı bir yöntemi de varsa açıkcası bilmiyorum. sadece düşündüklerimi yumuşaklıkla ifade etmeye çalışıyorum. Tasavvufa aşina olmayan insanlar için bu sözler çok keskin görülebilir. Ama tasavvuf erbabı için bu sözler kur''an ve sünnetin tefsirinden ibarettir. Evet insanımızın kafası allak bullak hale getirilmiş. Bunda en büyük vebal bazı nakıs din adamlarının.Müslümanın itikadını bozmuşlar. Sadece başka müslümanlarla cedelleşen, onları küfürle itham eden, kendi kafasına göre hükümler çıkaran ama amel noktasında sıfır olan fırkalar ortaya çıkarmışlar. İşte bu fitne ve bid'atlar zamanında öncelikli olarak ehli sünnet çizgisine gelmek ve Allah''ın zikrine sarılmak gerekir.Bu Allah ve Resulüne hicrettir.Müslümanın inanç ve amel temelleri bozuk materyalle oluşturulunca sağlam bir bina yapmak elbetteki mümkün olmuyor.Tasavvuf ehli halimdir.sadece güzel ahlakı anlatır ve nefsinde yaşamaya çalışır. Günahkara değil günaha buğzeder, karşı çıkar.herkes de bunlardan ders çıkarmaya ve kendi durumunu anlamaya çalışır. Bazı hükümler keskin olabilir ama bunları da olduğu gibi söylemek de Resulullah''ın uygulamasında mevcuttur.Son cümlenizdeki temenniyi gaye ve hizmet amacı edinmiş birisi olarak yine çok keskin ve kesin ifadelerle söylüyorm ki gaflet içinde bulunan bizlerin yaratılış gayesini idrak etmede ve bu gayeye uygun bir hayat yaşamada kamil bir mürşide intisapdan daha etkili bir yöntem bilmiyorum. Tüm tasavvuf ehlinin de aynı inançda olduklarını düşünüyorum.
Gül diyarı rumuzlu kardeşim! bizim hatalarımızı ve eksiklerimizi aramaya kalkarsan yazmaktan bıkarsın. İnşaallah dualarınızla ALLAh ismi şerifini asıl kalplerimize yazar ve orada yücelebilirsek belki sözümüzde istikamete girer. Selam ve dua ile...
HULUSİ TAKCI { 24 Haziran 2010 16:46:10 }
Sayın Bekir ağabey. İnanmış itikad sahibi biri olarak gayret ediyor ve etrafına faydalı olmaya çalışıyorsun seni anlıyorum Allah niyetince karşılık ihsan etsin. Ağabey diyorum aramızda fazla bir yaş farkı olmamasına rağmen saygı ifadesi olarak. Her gün değişik şekillerde kafası allak bullak edilen kardeşlerimizin karşısına çok önemli gördüğün konuda çok keskin bir şekilde çıkıyorsun kaş yapayım derken farklı sonuçlar doğurmasın . Hakkı haklı bir şekilde dile getirmek daha uygun olur kanaatindeyim. Yaşadığımız dünyadaki bulunuş gayemizi anlamak ve yaşamak duasıyla selamlar
ebubekir gür { 21 Haziran 2010 21:22:32 }
Burada ifade edilmesi gereken bir şey daha var ki o da ölmüş bir mürşide intisap ve rabıta..Allah Rasulü vefat ettiğinde daha naaşı yerde iken sahabeler bir araya gelerek kendilerine bir imam, bir halife seçtiler. Demek ki bu olay çok önemli..İnsan mürşide önce biat sonra intisap eder.Bir hadiste peygamberimiz(sav);" zamanının imamını tanımadan ölen cehalet ölümü üzere ölmüştür" buyurmuştur. Bu nedenle kamil mürşid müridler için bir imamdır. İntisap edilecek imamın, mürşidin hayatta olması gerekir. Tarih boyunca tasavvuftaki adap hep hayattaki mürşide intisap şeklinde olmuştur. Bunun aksi bir adap ve uygulama olmamıştır.Ölmüş evliya kınından çıkmış kılıç gibidir denilmiş. Onlar kafesten uçmuş kuş gibi ruhları cesetten kurtuldukları için daha rahat hareket eder ve bir takım görevleri yapmaya devam ederler.Veysel Karani hz.leri Peygamberimizi görmeden terbiye edilmiştir. Ama hiç bir zaman Peygamberimizi görerek terbiye edilen sahabelerin en ednasının bile makamına çıkamamıştır. Tasavvufta da üveysi meşrebli olanlar yani ölmüş mürşidler tarafından terbiye edilen zatlar vardır. Ama bu zatlar zahirde bir mürşide gitmişler, aynı zamanda ölmüş bir mürşid tarafından da irşad edilmişlerdir.Hayattaki mürşidler bir trafo merkezi veya evlerdeki bir elektrik lambası anahtarı- prizi gibidirler. Onların bir yönü halk alemine bakarken bir yönüde alemi ervaha bakarlar. Hayatta olan bizlerle vefat eden mürşideler ve silsile yoluyla Allah Resulü arasında irtibat mürşidler vasıtasıyla olur. Hiç bir kemalatı olmayanların alemi ervahdaki mürşidlerle direk irtibat kurabilmesi muhaldir. Eğer ölmüş mürşide intisap doğru olsaydı Allah Resulünden bu yana gelmiş tüm mürşidlerin gelmesindeki hikmet ve ihtiyaç da ortadan kalkardı. Eğer böyle olsaydı vefat etmiş herhangi bir mürşide intisap yerine geçmişteki çok büyük zatlar mesala İmam-ı Rabbani gibi zatlara hatta direk Allah Resulüne bağlanıp mesele halledilirdi.zira ölen zatların bir gün önce ölmesi ile bin sene önce ölmesi arasında ruhlar açısından bir farklılık yoktur. Ama bu yolun büyükleri zahirde bir mürşide bağlanmışlar ve mürşidleri vefat ettiği zamanda hemen hayattaki başka bir mürşide gitmişlerdir.Ölmüş mürşidi rabıta konusu da aynıdır. Gavs-ı Hizani Seyyid Sıbğatullahi Arvasi hz.lerine "ölmüş mürşidi rabıta yapılabilirmi" diye sormuşlar o da "eğer öyle olsaydı Allah Resulünden daha büyük mürşid mi vardı. Direk o rabıta yapılırdı" diyerek bu işinde mümkün olmadığını ifade etmiştir. Yine sadatlar insanın kemale ulaşmasıyla ölmüş mürşidlerin ruhları ile irtibat kurabileceklerini yani onların rabıtasını yapabileceklerini ve sonra da "bir insan ölmüş bir mürşidi rabıta edebilecek kemalata gelse de(ki bu bir makam işidir. Yeni bir müridin yada avamın yapabileceği bir şey değildir) zahirde bir mürşide gitmesi gerekir demişler. Gerek büyüklerin sözlerinden gerekse uygulamalarından anlıyoruz ki ölmüş bir mürşide intisap ve rabıta yapılmaz.
Gül Diyarı { 21 Haziran 2010 20:58:40 }
Sevgili Ebubekir Abi! Emeğine yüreğine sağlık.Yalnız bir şey dikkatimi çekti.Yaradanın! Büyüklüğü ve yüceliği tartışılmaz.Biz Lise de Edebiyat Derslerinde Şunu Öğrendik.ALLAH! Kelimesi büyük yazılır.Sonunada ünlem Konulur.Kesinlikle Küçük harfle yazılmaz.Ben Sadece Öğretmenimizin bize söylediğini aktarıyorum.Allah(cc)=ALLAH!(CC) gibi.Saygılar ve sevgiler.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Gürün ve Suçatı'nın daha iyi bir hale gelebileceğine inanıyor musunuz?
Evet
Hayır
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun589 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI