"Havada bulut yok, bu ne dumandır
Mahlede ölen yok, bu ne figandır
Şu Yemen elleri ne de yamandır
Ano Yemendir / Gülü çemendir
Giden gelmiyor / Acep nedendir
Burası Huş'tur / Yolu yokuştur
Giden gelmiyor / Acep ne iştir
**
Kışlanın önünde redif sesi var
Bakın çantasında acep nesi var
Bir çift kundurayla bir de fesi var
**
Ano Yemendir / Gülü çemendir
Giden gelmiyor / Acep nedendir
Burası Huş'tur / Yolu yokuştur
Giden gelmiyor / Acep ne iştir”
Nice kahramanlar vardır; destanlardan çıkıp gelen. Onlarla büyür, onlarla yaşarız çoğu zaman. Onların yiğitlikleri, uzun kış gecelerinde yüreklerimizi ısıtır. Mum sekili odaların baş konuğudur, Anadolu’nun bu sevdalıları. Bazen Dedem Korkuttur, bazen Bey Püre Bey’dir, Bazen de Deli Dumrul’dur. Sözlü bir gelenek halinde dilden dile dolaşarak yayılır Anadolu’da.
“İdare”nin esrik ışığında, yaşlı ninelerin hem anlatıp, hem de ezgisini söyledikleri destanlar, çocuk yürekleri gerçek destan kahramanlarıyla buluşturur. Hepimiz bir gecede, doru bir ata binip kıtalar dolaşır, kötülerin, kötülüklerini tarumar ederiz çocuk dimağımızda. Akşam anlatılanlar unutulmaz, güneşin ilk ışıklarıyla da, bir kahramanın adıyla somutlaşır yürüyüşümüz.
Ve Sultan Şehir Sivas’ta, ev ev, Mihrali Beyin hayatı anlatılır. Hiçbir müzik eğitimi almamış, yaşlı nineler, kırk yıllık ses sanatçıları gibi, onun Yemen ezgisini, yanık bir sesle yüreklere kazırlar...
**
Her gece, Mihrali Bey adlı bir kahramanla sohbetleri taçlandırır Sivas. Masallardan gelen, mertliğin şiarı, vatanperver bir kahraman...
Uzun bir ömrü, mücadeleyle geçiren, Ruslara boyun eğmeyen bir destan kahramanı Mihrali Bey.
Uzun bir çöl yürüyüşünden sonra, Sivas’a yerleşen Mihrali Bey, yiğitliğiyle, dürüstlüğü ile Padişahın takdirini kazanır. Kurduğu atlı birlikle, her daim vatanının emrinde olur.
Zaman kötüdür ve Osmanlı zor durumdadır. İngilizler Osmanlı coğrafyasında, cirit atmaktadırlar. Devleti, her geçen gün, yeni tehiliklerle kuşatmaktadırlar.
***
Yemen de, bu karışık bölgelerin başında gelir. İmam Yahya, Osmanlı idaresini tanımadığını söyleyerek, İngilizlerin desteğiyle bize baş kaldırır. Oradaki birliklerimize gece baskınları yaparak, bir çok vatan evladının şehit olmasına sebep olurlar.
Birliklerimiz tarafından çoğu kez kıstırılan İmam Yahya, her seferinde kaçmayı başarır. Kartal yuvasını andıran kayalıklardaki evinde, halkı Türklere karşı kışkırtır.
Anadolu’nun yiğit evlatları, hiç bilmedikleri iklim şartlarında, Yemen’de bir tek isyancılarla mücadele etmezler; hastalık, açlık ve susuzluk gün be gün eritir kahramanlarımızı.
Payitaht, Yemen isyanını bastırmak için çareler düşünmektedir. Çünkü Yemen kaybedilirse, kayıpların daha ardı arkası kesilmez.
Bu bağlamda Padişaha, ünü ülkeyi sarmış Mihrali Bey'’n, bu isyanı bastırabileceği söylenir. Sultan emretmez, “dilerse gider” diye serbest bırakır bu destan kahramanını.
Haber Mihrali Bey’e ulaştığında heyecanlanır. Padişaha gönül bağı ve vatan aşkıyla yanıp tutuşan Mihrali Bey, maiyetini toplayarak Yemen’e doğru yol alır.
Sivas’ta büyük heyecan yaşanır. Kınalı yiğitlerin, serhat boyuna, vatan müdafaası için yola koyulmalarına tanıklık eder tarih.
Kalabalık bir halk topluluğu tarafından, gözyaşlarıyla uğurlanırlar. Kim bilir, hepsi de gidip te dönemeyeceklerini bile bile, geriye son bir defa, veda sukutuyla bakarak, sadece adını duydukları öte diyara doğru yola revan olurlar...
***
Kafilenin yolu Adana’ya uğrar ve oradakiler Mihrali Bey’e; “orası sıcaktır, Sivas’ın havasına benzemez dayanamazsınız” derlerse de, Mihrali Bey’i yolundan döndüremezler.
O bir kez ahdetmiştir, isyanı bastıracağına. Hem koca bir imparatorluk, üç beş çapulcunun buyruğuna giremez ya...
Yemene varan kahramanlar, oradaki Türk birliklerimiz tarafından büyük bir heyecanla karşılanır. Moraller yükselir. Herkes görevinin bilincinde, var güçleriyle, yedi düvele karşı, aslanlar gibi mücadele ederler. Mihrali Bey çevik hareketlerle, gözünü budaktan esirgemez ve nice kahramanlıklarla, örnek olur arkadaşlarına. Hatta bir çok kez yaralanır ama; bir an olsun görevini yapmayı da ihmal etmez.
Ancak onu, Yemen’in kavurucu sıcaklığı yer bitirir. Hastalanarak orada vefat eder. Başta kardeşi ve oraya giden kader arkadaşları, gözyaşları içinde onu defnederler. Ve onun ardından, ta Yemen’den Anadolu’ya ulaşan bir ağıt, yakar kavurur yürekleri:
“Ben gidiyom Rüştü Bey'im ağlama
Köz koyup da ciğerimi dağlama
Alay gitti beni burda eğleme
Yemen'e de benim ağam Yemen'e
Erdi m'ola Mihrali Bey Yemen'e
Kurdu m'ola çadırları çimene
Oğul köz düştüğü yeri yakar kime ne
Oğul dert benim değil mi vallah kime ne”
Bu yürekleri yakan ezgi, Yemen ile özdeşleşir. Gidipte geriye dönmeyenleri anımsar Anadolu insanı.
Ve Mihrali Bey, hiç unutulmaz Sivas’ta. Uzun kiş gecelerinde, nineler torunlarına, bu yiğit insanın hayatını anlatırlar; “Yemen buraya uzak mı nine” soruları eşliğinde.
Osman ÇELİK
her okuyuşumda her dinleyişimde ağladığım insanlardan biridir mihrali bey.karapapak olması beni ayrı bi gururlandırıyor. ama bundan sadece terekemeler değil tüm türk milletinin haberdar olması gerekir.onun kanlarının bize helal olduğunu düşünmek istiyorsak haksızlığa karşı olun .kimseyede haksızlık yapmayın.
Iyiler sahiden iyi atlara binip gitmisler.Kala kala insanin kalbur alti olanlari,kaldi...
Bunca kahramanlarinin esamesänän okunmadigi,su zamanlara bakalim birde,kücük bir adimimiza,binlerce sak sak bekledigimiz ve kendigimizi bir halt zannettigimiz su zamanlara vayy ize vaylar diyesi gelmiyormu insanin?
Osman Bey kaleminize saglik,bu gibi hikayeler cocuklarimiz icin kitaplastirilsa ne güzel olurdu,sanal kahramanlara gerek kalmazdi ne dersiniz?