
Kemal Usta...
BU ADAM BENİM BABAM
Uzun zamandır aklımdaydı seni yazmak ama cesaret edemiyordum. Biraz uykulu halimin verdiği sersemliğin cesareti ile yazıyorum sonunda.
Sevgili Babam, yani Kemal Usta, yani Kemal Takçı. Kasabanın hemen her noktasında elinden çıkmış bir ev, memleketin her bir yerinde bir sürü evlat ve torun. Daha nice yıllar senin gölgende, hep birlikte ve huzur içerisinde yaşamak istiyoruz.
1935 yılında, Müdür Muhammed ve Raziye Hanım'ın evladı olarak dünyaya gelmişsin. Okumaya yetenekli olmana rağmen hiç okula gitmemişsin. Mütevazi olduğun için ilkokul dört talebesi kadar bilgim var desen de en az bir lise mezunu kadar kendini yetiştirmişsin. Sen okulun hasında hayat okulunda okumuşsun sevgili babacığım.
Alın terinin nasıl bir şey olduğunu senden öğrendik, hem de gerçek manada. Aklımın daha yeni yettiği yıllarda akşam işten gelir ve kollarını açar beni ve kardeşlerimi kucaklardın ya işte o zaman biz alın terinin kokusunu alarak öğrendik babacığım. Yorgun gelirdin işten ama keyifsiz gelmezdin. Hiçbir gün işinden şikayet ettiğini de duymadım. Halbuki ağustos sıcağında ve saatin tam 12 olduğu saatlerde de güneş alnında çalışırdın. Hadi güneşe dayandın o dizlerin nasıl dayanırdı babacığım. Biz rahat koltuklarımızda otururken bile zaman zaman şikayetçi oluyoruz.
En meraklı olduğun şey güreşmiş. Senden ve senin akranlarından öğrendik. Ben gibi ufak tefeksin ama yıkmadığın kalmamış. İki parmağın ile değil cevizi kayısı çekirdeklerini bile kırdığını duyunca inanmamıştım ama görünce inandım. Çekiçle çalışmaktan çekiç gibi olmuş ellerin babacığım. Bir de senden temiz bir dayak yediğim de elinin ne denli ağır olduğunu gördüm. Yaramazlık yaptığım bir gün senin sinirini görmüştüm. Aman allahım :) hak etmesem dövmezdin heralde.
Ortaokul yıllarında yapılan bir ankette en çok kimi seviyorsunuz şeklinde bir ankete uzun bir kararsızlıktan sonra babam cevabı vermiştim. Geçen yıllar boyunca seni gerçekten sevdiğimi anladım. Tabi ki annemi de seviyordum ama baba sevgim belki biraz ağır basıyordu. Yıllar sonra evlatlarım olup ta anne yerine baba diye ağladıkları gün kendi kendime “aynı babaları” dedim.
Memleketimiz icabı babaların gölgesi ağır olur ama bu ağırlığı sana olan sevgim ile biraz kaldırdım galiba. Birçok kişiden ve bizzat senden işittiğim “keşke abileri de Hidayet gibi benimle sohbet etse” sözü beni çok mutlu etti. Evet, seninle uzun uzun sohbet etmeyi seviyorum. Hele de ev muhabbetleri yok mu. En çok onları seviyorum.
Sevgili babacığım lise yıllarımı hatırlarsın. Gürün lisesine giderken cuma öğle araları önce cuma namazı kılar ardından da merkez lokantasında meşhur etli pidelerimizi yerdik. Yazın yine istiyorum inşallah. Hatta şöyle yapalım aynı zevki evlatlarım da yaşasın diye birisi de adaşın olan torunlarını da getireyim inşallah.
Adaşın demişken, evet babacığım sana olan sevgimin bir sonucu olarak ilk evladıma senin adını verdim. İnşallah o da senin kadar güçlü, çalışkan ve zeki olur.
Birisi küçük yaşta vefat etmiş tam onüç çocuk. Biz iki tane ile perişan olurken sen ve annem onüç çocuğu nasıl büyüttünüz. Allahın yardımı diyorum sadece. Başka bir izahı yok bunun.
Babacığım yazdıklarım hissettiklerimin ve bildiklerimin çok azı. Sana hayırlısından uzun bir ömür diliyorum. Ellerinden öpüyorum...
Hidayet Takçı
İşin püf noktası ne bilirmisin Hocam,bulduğunla şükretmek bulamadığındada yine şükretmektir.Allah'a tevekkülden geçer.Çalışacaksın,çalışacaksın,inanacaksın,ve Allah'a tevkkül edeceksin.Sonuçta ise meydana gelen şaheserler....Kimsenin azında çoğunda olmayan bir yaşam,dürüstlüğün simgelendiği bir şahsiyet,azmin meydana getirdiği sonuç....İşte ibret ve ders alınacak hayatlar....Doktora tezi hazırlatacak ilginç o kadarda huzurlu hayatlar...Ne mutlu böylesi insanlara..Hiç arkaya dönüpte keşke,dedirtmeyen huzurlu günler...Sizler çok yaşayın,Allah'ın rahmetiyle yaşayın,Kemal emmi ve onun gibi insanlar....Ellerinize sağlık Hidayet Hocam...