Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

HACI EFENDİ

Kategori Kategori: Anı | Yorumlar 16 Yorum | Okunma 5735 Okunma | Yazar Yazan: tatar | 16 Ocak 2010 23:07:00

Hulusi ağabeye teşekkür ediyoruz

HACI EFENDİ

Haziran ayı gelipte okullar kapanınca, köydeki çocukların hepsi bağda bahçede çalışmaya başlarlardı.

Hele erkekler Ortaokula da gidiyorlarsa artık bu çocuklar büyümüş demekti. Kendi işlerinin dışında başkasının işlerinde de çalışırlar, azda olsa eve bir katkıda bulunurlardı.

İşte bende Ortaokula gittiğim o üç senenin yaz aylarını, hep Gürün'de inşaatları olan Ali Önder ve Kemal Önder (Kendilerine Allah sağlıklı ve uzun ömür versin) abilerin inşaatında çalışarak geçirdim. Bu inşaatlarda bizim köyden hatta Gürün'den usta ve yardımcılarıyla beraber en az 20-25 kişi çalışırdı. İşte bu inşaatların yapım ortaklarından biride, aynı zamanda bizim kapı komşumuz olan Hacı Efendi İbrahim Emmi (İbrahim Yaman)idi. İbrahim Emmi: Uzun boylu, ince yapılı ,vara yoğa konuşmayan, olur olmaz şeye gülmeyen, bütün zamanını ve gücünü işine veren son derece atik ve çalışkan bir insandı. İbrahim Emmi inşaatta kalıp ustasıydı. İnşaattaki kolonların kapaklarını çakar çakmaz hemen kirişin taban kalıbını uzatır aşağıya inip altına iki direk verir hemen geri çıkar kirişin kenar tahtalarını çakardı. Bu işleri yaparken o kadar hızlı ve seri hareket ederdi ki, biz iki arkadaş istediklerini zor yetiştirirdik. İbrahim Emmi olsun rahmetli eşi Hatice Bibi olsun, ellerinden gelen yardımı veya istenilen bir hacatı asla komşularından esirgemezlerdi. Bağı bahçesi de son derece bakımlı olan İbrahim Emminin Kozluk'taki bahçesinde :Kara Yapraktan-Tatoğa-Sarı Sultandan-Miskete, Niğde Elmasından-Yaz Elmasına kadar daha ismini bilmediğim çok çeşitli elma ağaçları vardı.

Son derece bakımlı olan bu şemsiye gibi elma ağaçlarının meyve yüklü her dalına 2-3 tane direk verirdi. Kozluk'tan, Kızıl Seki'de ki üzümlüğe doğru giderken, yolun altında ki mastafalarda bulunan bakımlı ve gümrah kaysı ağaçlarındaki kaysıların her biri yumurta büyüklüğündeydi. Bu kaysıların üzerlerinde asla çil olmaz güneşin altında ışıl ışıl ışıldarlardı. Titizlikle bakılan kaysı bahçesi muhakkak başka yerde de vardır ama Kozluk'ta ki İbrahim Emminin kaysılarına eşdeğer bir kaysı bahçeside Boğaziçi'nde oturan rahmetli Emmim Oğlu Hacı Abinin(Hacı Güleç) Ören'de ki kaysı bahçesinde görmüştüm.

Uzun kış gecelerinde akşamları komşulara oturmaya giderdik en fazla da İbrahim Emmilere giderdik. Köyün zifiri karanlığa gömülü olduğu yıllarda, perdeyi aralar İbrahim Emmilere doğru bakardık. Eğer onların penceresinde gaz lambasının ışığını görürsek bize ayrı bir güç, kuvvet gelirdi.

Bir aralar İbrahim Emmiler evi kapatıp Adana'ya göç edince, sanki bizim için mahalle boşalmıştı. Uzun süre onların evine doğru bakamaz olmuştuk.

Köyümüz belediyelik olunca ardından kısa sürelide olsa akşamları kasabamıza elektrik verilmeye başlandı. Belli bir süre sonrada hali vakti yerinde olanlar evlerine elektrik almaya başladılar ve doğal olarak gaz lambasının kısıtlı ışığından ve isinden kurtuldular. Birgün ikindi geçkini kapı çalındı. Kapıyı açtık ki elinde, 20 metre uzunluğunda bir kablo ile rahmetli babamın ıhvan arkadaşı, baba dostu İbrahim Emmi. Oğul, şu kabloyu sizin evden bizim eve çekelim de akşamları rahat rahat ders çalışın dedi. Hemen içeri girip arıstağa bir çivi çaktı, kablonun ampullü ucunu bu çiviye dolayıp gerisini pencereden aşağı atıp çıkıp gitti.

O gün akşama kadar ampule baktım. Hatta akşam ceyranlar gelipte ampul yanınca da bakmaya devam ettim. O kadar çok bakmışım ki, aşırı ışığa bakmaktan gözüm kamaşmış. Bir müddet sağa sola bakamadım. Akşam ışıklar gelipte ampul yanınca odanın içnde bir seviç bir bayram ki nasıl anlatılır bilemem.

Sahi!

Elindeki imkanı paylaşmak neydi?

Ya komşuluk hakkı o neydi?

Moda deyimle empati neydi?

Sevinmek,sevindirmek neydi?             

Komşunun, komşudan razı olması neydi...?

Ara sıra gözümün önüne bir tablo gelir. Bu tablonun içinde, Anadolu'da toprak damlı küçük bir köy evi, evin içinde bir oda ve odanın arıstağından aşağı sallandırılmış yanan bir ampul. Odanın değişik yerlerine oturmuş dört çocuk ya ellerinde bir kalemle defter. Ya da bir kitap. Odanın bir köşesinde bir anne elinde kirmeni hay hay yün eğirmekte. Diğer köşesinde bir kız çocuğu elinde ki kaneviçeye fazla eğilmeden keyifle işleme işlemekte.

İşte bu tabloya baktıkça: Dostluğu, komşuluğu, paylaşmayı, başkasının derdiyle dertlenmeyi, mutluluğu, insanlardan razı olmayı herşeyi insanlığa yakışan ne varsa her şeyi bu tablonun içinde görürüm.

İlerleyen yıllarda maalesef habis bir hastalığa yakalanarak vefat eden İbrahim Emmiye eşi Hatice bibiye Allah'tan rahmet diliyorum. Ve dilerim ki Rabbimden kabir hayatlarını da ışıklar altında geçirsinler.


HULUSİ TATAR

İZMİR



 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Hulusi Tatar { 18 Ocak 2010 17:45:32 }
Metin Abi merhaba,sizleri hatırlamamak mümkün mü?
Seni,Yaşar''ı,Fadime bibimi nasıl unuturuz.Evet,hayat rüzgarı insanları önüne katmış ordan oraya savurarak geçmişin acı ve tatlı,iyi veya kötü günlerini unutturmaya çalışmakta.Hayatın tüm olumsuzluklarına rağmen mümkün olduğu kadar kötü günleri bir kenara koyup,yapılan iyi işleri ve insanı yücelten değerleri ön plana çıkartalım.Fadime bibiminde ellerinden öper sağlıklı günler dilerim.Hoşçakalın.
mustafa BOĞA { 18 Ocak 2010 08:44:24 }
İnsanoğlu gençliğine,bulunduğu makama,güçlü kuvvetlliğine aldanmamması gerek.Hepimizde öyle değilmiyiz.Ne olacağımızı hesap edemiyoruz.Bu günler yavaş yavaş gelecek zamanın ezici gücüne dayanamayacak insan oğlu kar gibi eriyecektir.İşte genç ve dinamik bir hayat ama sonunda,eriyen bir vucut.O hayatını bildiğimiz İbrahim amcanın son zamanlarını biliyoruz.Yani anlıyacağımız ibret alacağımız şey sonumuzda ne olacağımız belli değil.Elinize sağlık,Hulusi bey,Mekanın cennet olsun Hacı bey....
metin Özdemir { 18 Ocak 2010 00:27:34 }
Hulisi, bilmem beni hatırlayabilecekmisin. 1968 yılında babam vefaat etmişti. Cenazelerde bizim köyün en iyi adetlerindeb biri de ölü evine getirilen yemeklerdir. (Bilmem şimdi devam ediyormu).On yaşınında bir çocuktum, ama İbrahim daymılardan gelen yemeği, hele o soradaki ''borani''''yi hiç unutmam. Her cenazede, definden sonra yenen yemeklerde hep ''''o yemek'''' gelir aklıma. Getirenleri minnetle, rahmetle anıyorum.
hıdır kaya { 17 Ocak 2010 18:51:29 }
"rızalık" ideolünü hayata geçirebildigimizde iki cihanda mesut ve bahtiyar olacagımız aşikardır... mahşerdede sorulacak ilk sorudur, "herkes birbirinden razımı"... yazar kardeşimize teşekkürler...
Hidayet Takçı { 17 Ocak 2010 18:41:31 }
Böyle bir kültürün mensubu olmak insanı mutlu ediyor. Necib Türk Milleti ifadesi böylesi hatıralarla anlam buluyor. "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir" hadisinin anlamını kavramış o yüzden de komşusunun derdiyle dertlenmiş güzel bir insanın güzel bir hikayesi. Çağların suçu yok, kendimizi düzeltmek için geç değil. Nefes alıp verdiğimiz sürece iyi insan olmak için hala şasımız var demektir. Güzelliklerle anılabilmek dileğiyle. Hulusi ağabey ellerinize sağlık.
Cemal TAKCI { 16 Ocak 2010 23:30:32 }
Helal sana Hulusi Bey Gerçekten çok güzel bir anı tasvirinde bulunmuşsun. Gerçek hayat da bence o yıllarda kaldı.Şimdi ki hayat sıkıcı ve sıkıntı dolu,herkeste bir geçim davası, kimse kimseyi görmeden, duymadan yaşayıp gidiyor.
Diğer Sayfalar: 1. 2. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun1288 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI