
Dükkanların önünde bir gün.
Hayatın en zevkli anımı bilmem ama en sıkıcı bir şeklide olmadığı kesin.Dükkanların önü yani açıkçası belediyenin karşısı. Kasabanın en canlı ve merkezi yeri.
Şöyle camdan bakıyorum da soğuk ve kar havasından sonra güneş'in tam karşıdan insanları okşadığı aydınlık bir gün öğleye doğru saat 10'u beş geçiyor. Sıra sıra dizilmiş sarı taksiler ve sandalyelerini almış şöyle asfalta doğru kaymışlar, bakıyorum da Dede Salih elinde tespih hararetli hararetli bir şeyler anlatıyor, karşısında maçko Mehmet emmi gözlerini ona dikmiş, dğer yanında ayaklarını birbirinin üstüne atmış Müdür Mustafa Takçı diğer yanda Hasöğ Hüseyin bir şeyler söylüyor ya uzaktayım anlayamıyorum ama mutlaka sel felaketini konuştukları belli.
Yan taraflarında taksiciler ademin kahvesinin önüne kümelenmişler Cılla Sülehmen diğer tarafında bıdık Mehmet diğer tarafında caner, gülmeleri taa buralara geliyor ne konuşuyorlarsa..Diğer tarafda Bakkal tacettin dalgıç düşünüyor öbür tarafında ise bakkal Ve aynı zamanda Boğaziçi Muhtarı Nusret Dalgıç, hem ekmekleri diziyor hem de karşısında Mehmet Ali Köseoğlu'na bir şeyler anlatıyor belli ki bir dertleri var.
Bizim latif Bozkulak ise Kütüphanesine gitmek için arabasında hem etraftakilere laf yetiştiriyor hem de işe başlamak için güneşli havadan müsaade istiyor, öbür tarafında bakkal yüksel aydoğdu birilerine laf yetiştiriyor bakıyorum Zebzeci melek veysal bağrışıyorlar İlyas şimşire takılıyor, yan taraf da topal Mehmet ali diğer tarafında dev Ömer diğer tarafında çirci Ünal daha uzaktan eşek sırtında yukarı köyden Miktad Gökpınar geliyor.
Beri tarafta ise saccağız suyundan bir sarı taksi Cin Aziz geldi bakıyorum inenler müdür Kemal, müdür Aziz, Müdür Rahmi acele ediyorlar ilerde duran Çalımlı Duran'ın belli ki arabasına binecekler Gürün'e gidecekler. Şu anda içeri biri giriyor selam veriyor Müdürlerin Nurettin Takçı emmi aleyküm selam diyorum hal hatır soruyoruz ve hele bizim şu su parasını alsana diyor bakıyorum hem makbuzu kesmeye çalışıyorum hem de akşam ki oynadığımız okey'i yorumluyoruz, ağzı köşelenmiş belli ki çok sevinçli gözleri açık ya diyor hele ki okeye döndüm onları maf ettik diyor kendisiyle ben birdim karşımızda ise Kadı Bekir'in Davut ve Cin Aziz, Onları yenmiştik zorlada olsa. İşte belli bir zaman dilimi içerisinde belli bir saatlerde hayat böyle devam ediyordu dükkanların önünde...zaman ilerliyor gün yavaş yavaş karşı dağların ardından hafifçe kasabanın üzerinden ayrılırken insanlarda yavaş yavaş evlerine çekiliyordu.
Ah zaman ah sen nelere şahitsin şu ömür içerisinde kimler geldi kimler gitti bu yerlerden, şöyle bir zaman makinesi ola da bakasın ve ibretle her şeyi seyredesin ve eğrileri görüp doğrulardan ders almak, ders almak, ders almak ama nerde boşa geçen ömür...selamlar herkese
Çare aradım yok eyvah boşa gitti ömrüm
solmaz diyordum elimde kalan son gülüm
feryat edip durma boşa,gel ey bülbülüm
Ne kaldı elinde hani hükmettiğin zaman...
Mustafa BOĞA
Herkesin hataları ve ruhsal fiziksel kusurları olabilir bu kusurlar kişiye özgüdür.her kusur bir eksiği gösterir ve onun tamamlanmasının yolunu açar.hayat bizden hızlıdır,güçlü olan bazı özelliklerimiz zamanla beslenemedikleri için rüzgarın önünde savrulur giderler.kulaktan kulağa çok farklılıklar vardır,bence bel tutan ellerle kalem tutan eller her zaman öpülesi ellerdir,unutulmaması gereken en önemli şeyin insanın kendi asliyetini unutmamasıdır,Elma ile armudu herzaman sepette bulamayabilirsiniz..derlerki bir kalem ustası kalemi yapar ve onu karşısına alır''ancak başkalarının ellerinde büyük işler başarabileceğini,en önemli şeyin özün içinde olduğunu,herşeye rağmen yazmaya,iz bırakmaya,hatalarını düzeltmek için silgi ile işbirliği yapmasını,zaman ,zaman da yontulmaya zorunlu''olduğunu hatırlatır...herkese aynı mesafedeyim selamlar.