Yavuz Selim Beye Teşekkürler...

Soldaki Resim: Üst sıra sağ baştan cevriye takcı-mediha takcı BOZKAYA-Fikriye Takcı TANYILDIZ-Adalet TAKCI- ön alt sıra sol baştan Aziz TAKCI Döndü Takcı EMRE-Ayşe takcıYAMAN-Mehmet TAKCI-Zeynep Takcı DURDU
Ortadaki Resim: Yavuz Selim Takçı Sağdaki Resim: Mine Takçı GÜLEÇ-Elife Takçı-Fadime Takçı
TELİN YALANLARI
Bütün saf Anadolu çocukları gibi, öğrenme süreci içerisinde büyüklerim tarafından bir çok şikeye maruz kaldım.
Kandırıldım.
……………..
Toplumdaki sosyal yapıyı anlamlandırırken, şahısların hacmi, boyu, sesinin gürlüğü, bıyığının uzunluğu ve sakalına göre etiketler verirdim.
Tüm sakallıları hacı zannederdim.
Kelleri 2.sınıf insanlar sanırdım, dedemin kel olmasına çok hayıflanırdım.
Rahmetli (KOCA) Ali dedeyi muhtar zannederdim, çünkü o herkesten iri, güçlü kuvvetli biriydi,üstelik tek at ondaydı.
Kemal (usta) amcamın, bizim taşla çekiçle kırmakta zorlandığımız kaysı çekirdeklerini, parmakları arasına yerleştirip cevizmiş gibi kırmasına çok şaşırır O’nu sihirbaz sanırdım.
Eşkıya Nurettin emmiyi, hakikaten eşkıya bilirdim.
Rahmetli (MELEK) Memed emmi ve eşi en garip insanlardı, mezraya çalışmaya gelirken eşeğe terkileşirlerdi. Onlar başka bir alemin insanlarıydı. (TERKİLEŞMEK; bir eşeğe veya at’a iki kişinin aynı anda binmesi)
Haydar emmi mesleğe son vermiş bir eşkıyaydı. Evi mezranın çok dışında idi ve hemen hemen her vakit tüfeğini yanında taşırdı.
Saydaki aslan mağarasında, aslan ve boğazdaki Ayı mağarasında, ayı yaşadığına, geceleri mağaralarından çıkıp çoluk çocuk yediklerine yürekten inanır, onlarla ilgili kabuslardan kan ter içinde kalkardım.
Bunlardan daha vahim olanı ise evimizde yaşanan öğrenme süreciydi.
……………..
Biz 8 kardeştik.
Ve ben bu bebek olayını bir türlü anlayamıyordum. Bir gün bir bakıyordum ki evimizde bir bebek ağlıyor.
“Bu kim? Kimin bu?”diye sorduğumda, rahmetli babaannem
“O senin gardaşın oğul! Bir gardaşın daha oldu bak.” Benim ortalama 1.5 yılda bir kardeşim olurdu. Sorduğum sorulara, genelde rahmetli baba annemden aldığım cevaplar, hava durumuna yakın zamanda yaşanan olaylara ve mevsimlere göre değişiyordu, ve çok enteresandı.
“Nerden buldunuz onu?” Eğer mevsim ilk bahar ise;
“Leylek getirdi oğul!” derdi babaannem. Gözümün önünde bir leylek canlanırdı hemen, kocaman kanatları upuzun boynu, gagası ve pençelerinin arasında bir bebek. Kan ter içinde kalmış hayvancağız. Evlere bebek servisi yapıyor. Eğer doğum olayı yaz günlerinden birine isabet etmişse
“Sudan tuttuk oğul” derdi. Çocuk olayının mantığını çözdüğüm yıllara kadar, her dere kenarına inmemde, suya dikkatle bakar, ve ciyak ciyak bağıran bir bebekle karşılaşmayı beklerdim.
Eğer bebeğin doğduğu günlerin yakınında mezraya çingeneler uğramışsa “cinganlardan aldık” derdi ve bir daha içimiz ısınmazdı o çocuğa. Çok salak ve komik olaylardı. Hatta bir defasında yine baba annem kışın doğan komşu bebeklerinden biri için
“tilki getirdi!” demişti de zaten yuvasına sığmayan gözlerim fırlayıp dışarı çıkacak olmuştu korkudan. O korkuyla hemen sormuştum
“Ebe beni de mi tilki getirdi?”
“Ses hayın! Zamanı gelince öğrenirsin dilkiyi, doğşanı!”
Yıllar sonra televizyonlarda utana sıkıla öpüşme sahnelerini izlemeye başladığımızda, “dilkiyi doğşanı” kuyruğundan kulağından öğrenmeye başladık ve şimdilerde mezramıza uğramayan rahmetli Hacı Leylek kardeşimin ne çirkin iftiralara maruz kaldığını anladıkJ.
İletişim çağındayız artık. Çocukların hayal dünyasında sanal kahramanlar sömürge imparatorlukları kurdu.
Leylek haca gitti ,şeytan taşlarken isabet aldı
Tilki kuş gribinden sonra pisi pisine giden tavukların acısından kendini alkole vurdu!
Tavşanlar projektörün oyununa geldi.
Çingeneler şirket oldu, yerleşik hayata geçti.
Eşkıya sandığım Haydar emminin vuracağı tavşan bitti. (zaten tüfeği de tutukluk yapıyormuş artık)
Koca ALİ dede Melek MEMED emmi, göçeli yıllar oldu
Kıyısında belki bir bebek bulurum diye gezdiğim derede, bebe bezleri yüzüyor maalesef.
……………
Bütün sıkıntısına, yokluklarına, yalanlarına rağmen, matrak yıllardı! Samimiydi! Doğaldı!
Özlüyorum!....
Vay canın bedenin saola eymi hoca...
meraba yenge.. inandık valla ne yapalım:))))
benim bebek ne zaman gelir billmiyorum ama çocuklara ne yalan söyleyeceğimi iyi biliyorum, "İNTERNETTEN İNDİRDİM" nasıl?
abime selamlar...
selam komşu yine yaptın yapacağını güzel yazı sen bunlara inandiktan sonra vayyy:))) safların haline bakalım senin bebeleri hangi haci leylekler getirecek:)))))) selamlar herkese eline sağlık
DAYIOĞLU FOTOĞRAFTA VE GÜNCEL HAYATTA BAYAA GÖZÜ AÇIK GÖZÜKÜYON AMA ANLATTIKLARINA BAKILIRSA SENİ BAYA UYUTMUŞLAR.ELİNE VE YÜREĞİNE SAĞLIK.
selim abi eline sağlık yaaa çok güzel ve annemde hep çocukluk yıllarını özlemişti çok kıymetli resim bunlar yaa.ama annem nerde orda ben çıkaramadım selim abi ne güzel yapmışsın çok özel yapmışsın tam da ismail abimin dediğini diyiyorum bravo sana nasıl sakladın öyle ciddi söylüyorum yaa.
Yavuz hocam bunlar hepimizin ortak geçmişi.. Ancak sizin anlatımınızla geçmişi yeniden, bazen hüzün ve bazen de sevinçle yeniden yaşıyor gibiyiz. Teşekkürler..O yıllarda hepimiz saftık galiba.. Şimdiki çocuklar bizim kadar saf mı bilmiyorum.Bu hali pür melalimiz her ne kadar biraz komedi gibi olsada büyüklerimiz peynir ekmek yer gibi bizlere yalan söylediler. Bunlar bana açıkçası acı veriyor ve o saf ve garip ebeveynlerimiz adına üzülüyorum. Bir nesili maneviyatımızdan kopardılar, perişan ettiler. Hafız ve hoca yurdu diye övündüğümüz suçatıda bunlar ne kadar olağan şeylerdi. Yukarı köylerden pazara davar getirenler sınır deresinden geçerken bizlere dönüşte birer keçi,oğlak yada kuzu vaad ederek karşılığında bizden pekmez, pestil, dut gibi şeyleri peşin alıp giderlerdi. Bizlerde belki aylarca onların getireceği kuzuları beklerdik. Ne acı ki bu yalanlar sadece çocuklara söylenmiyordu ve yine sadece şakalar içinde geçerli değildi.Hocam birde yine analarımızın bizlere olur olmaz her şeyde yaptıkları çok ilginç beddualar vardı. Bu konuda da bir şeyler bekliyoruz. Ama isimler verirken onların gıybetine ve incinmelerine sebep olmayacak tarzda..Allah geçmişlerimize rahmet eylesin.