Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

MESCİDÖNÜ

Kategori Kategori: Anı | Yorumlar 16 Yorum | Okunma 8283 Okunma | Yazar Yazan: emrullah | 17 Mayıs 2009 21:43:06

Emrullah Hocamıza Teşekkür ediyoruz

MESCİDÖNÜ

 

 

   Uzunca bir sessizlikten sonra, Mahfuz yerinden kalkarak tezgâhın arka tarafına gizlenmiş olan gömme dolaba doğru yöneldi. Sırtı bana dönük olarak dolaptan bir şeyler aradı. Bir süre sonra, aradığını bulmuş olacak ki elindekini tezgâhın üzerine bırakarak bana döndü: “Bilgiye ancak arayanlar ulaşır. Lakin bilgiye ulaşmış olmak ‘bilgi sahibi’ olmak değildir.” Mahfuz ile bu ilk görüşmem beni oldukça heyecanlandırmıştı. Zira gizler taşıyan her cümlesinden bir ders çıkarabilmek mümkündü. Mahfuz, tezgâhın üzerine bıraktığı koyu yeşil renkte, meşin kaplı defteri yeniden eline alarak bana uzattı: “Aradığın yitik defter bu işte. Mescidönü’nü Terzi’nin dükkânına uğramadan bilemezsin.” Defteri elime aldığımda heyecanım bir kat daha artmıştı.  Elimin titremesini Mahfuz’dan gizlemeye çalışarak sayfaları çeviriyordum. Bu, defterden ziyade kitaba benzeyen, oldukça eskimiş ama her sayfası özenle yazılmış, kalınca bir defterdi. Kendi kendime: “Uzun süredir rüyasını gördüğüm yitik defter bu demek ki. Aman Ya Rabbi! bu da bir rüya olmasın” diye düşünürken; Mahfuz’un “Vakit kaybetmeden okumaya başla, zira her istediğinde bu defter eline geçmez.” İkazıyla toparlandım ve Mahfuz’un gösterdiği sayfadan okumaya başladım.

 

 

Yitik Defter’den İmzasız Yazılar

 

 

   Mescidönü kasabanın eski çarşısı da sayılırdı bir anlamda. Kahir nüfusun henüz yukarı köyde meskûn olduğu yıllarda bir iki bakkal dükkânı ile beraber yeri ve ustaları zamanla değişen bir iki terzi dükkânı hep olageldi kâhyalığın (muhtarlığın) son demlerine kadar.

 

 

   Müslüm Emmiler, Mecin rahmetlik, Çilali Hasan Emmi, Cücük Hacı, Küllü İbrahim, Durdali Emmi, Sinecen Memmed Emmi, Harık Kemal ve Güley Hacı’ya kadar her bir bakkaldan çocukluğumuzda lokumlu bisküvileri, gığam şekerleri, artisli sakızları, üzümlü leblebileri gofretleri tadıp hayata inat balonlu düdükleri üfleyerek, horozlu aynalarında kâkül tarayıp feleğin çemberine az çok tapa patlatmışızdır… Kızlar da en az oğlanlar kadar, kâğıtlı şeker jelâtinlerini biriktirip Kur’an’a giderken bellilik kâğıdı ile beraber örme sanat eserlerini oluşturmuşlardır. O zamanların dükkânında oya ipliği çeyize giden yolun ilk metaıydı.

 

 

   Bayramlık elbise için delikanlılar ancak birkaç yılda bir ‘oğlanın boyu uzadığı için’ veya ‘ele güne karşı yamalı demesinler deyi’  ya da verilmiş bir söze istinaden  ‘ölçü almaya’ terziye salınırdı. Terzinin dükkânına ilk defa olarak artık boş makara almak için gelmeyen bu şanslı çocuk, artık kendini Mescidönü’nün delikanlıları arasında sayar, kısa kış günlerinde kuru duvar diplerinde dinelmeye yer ayarlayabilirdi…

 

 

   Mescidönü’nden çok kar suları eridi aktı… Köy idi kasaba oldu, şehirler yakın oldu. Pırtı artık Gürün’den alınır oldu. İstiklâl Harbi Gazisi Çilali Hasan Emmi’nin varisleri, O’nun hayrına koca dükkânları yıktırıp meydana kattılar, Terzi Kemal’in yerini de tabi. Terzi Cücük Memmed Emmi yakın zamanda göçtü baki âleme… Eski evinin alt katındaki terzihanesi hâlâ gri kepenkleriyle kapalı durur.

 

 

   Zamana inat, sebatla mesleğini sürdüren Terzi Feyzi Ünal, belediyelik kurulana kadar Halloğgilin Şeyhamit Emmi’nin evi bitişiğindeki dükkânda çalışırdı. Dramalardan geçme, cami yanındaki kendi evlerinin altına taşınması önemli bir eksiği tamamlar adeta kasaba tarihinde…

 

 

   Mescidönü’nde tam kıbleye dönük iki basamakla çıkılan dükkân, önündeki asma ile bir mekândır artık… Cami cemaati ezanı orada bekler. Orası adeta Telin’in çınaraltı olur… Menderes’in idamı, aya ayak basan insanoğlu, Kıbrıs harbi, muhtıralar,  ihtilal haberleri hep Terzi Feyzi’nin pilli radyosundan dinlenir. Artık işe yaramadığı için bağa bahçeye gidemeyen ihtiyarlar ajansı orada dinlerler. Süt beyaz çarpı ile badanalanmış dükkânda bir tahta kerevet vardır. Terzi ince zayıf görünümlü az konuşan biridir. En hararetli haber yorumlarının yapıldığı demlerde bile berber esnafının mizacına ters Terzi Feyzi sadece dinler. İncirli Ali Emmi, Kölük Bekir, Karabdılla Ömer, Zerdoğ Kadir, Sefil Memmed, Terzi’nin babası Göğ Memmed Emmi, Halloğ Şeyhamit Emmi, Tayip Abdurrahman Emmi ve daha diğer merhumlar o değişmez kadronun müdavimleridir… Şeyhamit Emmi, Hoca’nın dışarıda olduğu vakitlerde caminin gedikli imamıdır. Zaman burada donar… Kısa kış günlerinde mektep talebelerinin aniden artan uğultusu ile malları sulama vaktinin geldiği anlaşılır. Göğ Memmed Emmi, Sahtiyancı Mustafa Emmi önlerine kattıkları hayvanlarla değirmen harığına iner çıkarlar. İkindi namazından sonra laf biter, mallara akşam yemi verme zamanıdır. Burası sadece yaşlılar meclisi değildir. Gurbetten gelenin ilk hasbıhal yeridir. Bayram iznine gelen talebeden burada alınır anarşi haberlerinin en gerçeği. Ölçü alır Feyzi Abi, prova için gün verir kişiye. Müşteri yoktur burada zira herkes tanıdıktır. Zamane çocukları artık boş iplik makarası aramaz olmuştur…

 

 

   Yaz aylarında Mescidönü çok tenha olur. Herkes bağa bahçeye, dağa bayıra dağılmıştır. Hele bir Temmuz öğlesinde Terzi Feyzi radyosu ile yapayalnızdır. Caminin musluksuz çeşmesi, çörten suyunun akışında yanık türküler söyler. Uzak bir arka sokakta bir çocuk ağlar. Kendini de Bağiçi’ne götürsünler diye. Arada sessizliği tembel bir tavuğun gıdaklaması, dükkânın camına hapsolmuş bir yaban arısının vızıltısı bozar. Bu seyrek gelen tokmak sesi Cağşak'da taş söken İlhami Usta’nın balyozundan. Biraz sonra aşağıdan bir çocuk çıktı merkep önünde… Gıcırdayan şahrada, ta Şuğul'dan dut getiriyor. Köpek sesleri çoktandır kesildi çünkü Yağcoğlugil ile Galagil Kayapınar’a göçeli epeyi oluyor. Uçtu Hanifi’nin hanımı Nuren Bacı çocuklarından birine beddua ediyor. Terzi Feyzi radyoyu kısar, abdest tazelemeye. Ağyokuş'un altında çimmekte olan çocukların çığlıkları buraya kadar gelmiyor. Karahisarlı Çerçi Rıza umutsuzca heybesini yere koyar, çeşmeye eğilir. Ortaokul henüz Sekitarla’daki eski toprak binada tedrise devam ederken talebeler öğle paydosunda yan sokaktan seğirterek geçerler: “Feyzi Emmi! Saat kaç?” Perici Ömer Emmi’nin o derinden sesli salâvatları, ezanın eli kulağında olduğunu gösteriyor.

 

 

   Terzi Feyzi’nin asmalı dükkânı, nöbeti Küllü Ahmet’in bakkalına devredene kadar birçok olaya tanıklık etmiştir. Caminin tadilat ve tamirat serencamı… Tahta minarenin bir yaz günü hüzünlü yıkılışı… Sahi minarenin yıkılışında Ali Hoca kasabada yoktur. Yeni minareye para toplamak için il dışına gitmiş diyenler de olur. Tarihi eserin yıkılma sorumluluğundan kurtulmak için diyenler de… Fakat terzi dükkânı cemaati bilir ki Ali Hoca’nın tahta minarenin devrilişini görmeye tahammülü yoktur. O tahta minareye imamın dışında en çok İncirli Hacı Ali Emmi çıkardı. Klasik bir ilan yöntemini uygulamak için. Tellallık. Merhum bazen doğrudan minareye, bazen de basamakların yarısında çatısız dama geçer dört bir yana gür sesiyle avaz avaz ünlerdi: “Gomşular! filan gün Çörten’in harığı işlenecek haa… Her evden eli kürek tutan… Duyduk duymadık demeyin...”  Köy sığırının, baharın hangi günü ilk kez çıkacağını, hergelenin kim tarafından keçi başına kaça otlatılacağını, çoban hakkının nasıl toplanacağını Telinli modern zamanlara kadar hep onun ağzından duydu. Yeni taş minarenin yine bir yaz boyu örülüp yükselişi, galvanizli çatının yapılışı, ilk hoparlörün ezanda kullanılması… Gurbette vefat eden gençlerin acıklı salaları… Cardınlar’ın Mustafa’nın getirilişi, Niğde’de inşaatta zehirlenen üç babayiğidin, Ali Yurtseven, Halil ve Süleyman Tatar’ın hazin dönüşleri, Ocakçılar’dan Ömer’in acı haberi…

 

 

   Çocukları yetişip yaş kemâlini bulunca Terzi Feyzi artık, Ağburun veya Develik diye tabir edilen bahçelerinin başındaki yeni evinde oturmaya başlar. Araf gibi bir yer burası, iki Suçatı’nın arasında, aşağı ve yukarıya aynı mesafede. Eski evleri artık terzihanesiz, avlusu yıkık bakar Mescidönü’ne… Sınger makine ile kömürlü ütünün, bir de pilli radyonun akıbeti bizce meçhul…

 

 

   Yıllar sonra gurbetten köye dönmüş bir Telinli mutlaka bir bahane ile Mescidönü’nden geçer. Ya yukarı köydeki büyük mezarlığı ziyaret etmişken bir de camiye uğrayıverir. Ya da Eski Telin’de kalmış yaşlı bibisini veya dayısını ziyarete gider… Gözler, genişlemiş Mescidönü’nü görünce göğüs daralır… Cücük Hacı’nın asmalı dükkânı hala yerinde ama kapalı. Terzi Feyzi Abi’nin dükkânı yıkılmış yer genişlemiş, Mescidönü adeta gidenlerin ardından kaçarcasına yokuşa doğru uzayıvermiş… 

 

 

   Mahfuz, elini defterin üzerine koyarak burada durmamı işaret etti. Göz göze geldik. “Mescidönü yazılsaydı bu deftere sığmazdı. Ne var ki her fani kendi ömrünün yettiği kadarını bilir. Daha evvelini ve sonrasını ancak Allah bilir” deyiverdi. Mahfuz, elinde Yitik Defter ile tekrar dolaba yöneldi. Bu benim için veda zamanı demekti.

 

 

 

Emrullah TOPRAK

 

Mayıs–2009

 

Melikgazi/KAYSERİ

 | Puan: 10 / 6 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Münevver Bulut { 21 Mayıs 2009 10:14:21 }
Güzel bir yemeğin sunuluşu daha bir lezzet katar ziyafete .Amca yazının formatı gerçekten çok orjinal ...İsm'i Mahfuz'u daha sık misafir etmeniz dileğiyle...
Sırrı TOPRAK { 20 Mayıs 2009 13:14:31 }
Sevğili kardeşim, herbir cümlesini iliklerimde hissettiğim yazın için teşekkür ediyorum ve devamını bekliyorum.
Ayşegül ERGİN { 20 Mayıs 2009 10:44:14 }
Elinize, gönlünüze sağlık Emrullah Hocam... Bildiğimiz mekanların, bilmediğimiz zamanlarını çok güzel anlatmışsınız yine. Sayenizde güzel memleketimize tarihi bir yolculuk daha yapmanın mutluluğunu yaşıyorum. Lütfen yazmaya ve paylaşmaya devam edin.
Bu güzel yazı için tekrar teşekkürler... Umarım sevdiklerinizle birlikte, hayırlı, huzurlu,uzun bir ömrünüz olur...Saygılar...
osman boyraz { 19 Mayıs 2009 21:45:34 }
hocam muhtesemsin..ne olur yazılarından mahrum bırakma..ne güzel tarif etmişin cocuklugumun gectigi mekanları..yüregine saglık
Mustafa BOĞA { 18 Mayıs 2009 10:48:54 }
Bir yazıyı veya makaleyi değerli kılan içindeki bilgi kadar kaleminde ustalığı vardır.İşte o kalem içindeki sırlarını bilinmezlikleri ve uslubu yavaş yavaş ortaya çıkarıp ve değerleri karşısındakilerle veya okuyucularıyle paylaşabiliyorsa insanları istediği yere götürür ve vereceği tadı vereceği zevki verir insana.Teşekkürler Emrullah hoca,içindeki hasreti içindeki özlemi ve geçmişe duyduğun hayranlığı ve içinde sakladığın ''Mahfuz'la beraber o zamanki o neşeyi ve insanları öyle anlatmışsınki o anı tekrar yaşamamak ve o zevki almamak mümkünmü...O geçen zaman dilimi nelere şahit oldu neler gördü,işte böyle bir kalemin elinden çıkmasıda ayrı bir tad.O hayal olmuş ve geçen maziyi bizlere miras bırakan o insanlara ölenlere allah rahmet etsin kalanlara ise allah uzun ömür versin derken o yitik hayaller birdaha gerçeğe dönüşürmü bilmem...Sağlıcakla kal
Hidayet Takçı { 18 Mayıs 2009 00:21:39 }
Sizin gibi değerli yazarlar aramızda oldukça sitemiz bir yıldız gibi parlayacak ve herkes o yıldızın peşinden koşacak sevgili hocam. Çok net olmayan geçmişe dair bildiklerimiz, araştırmacı ve edebiyatçı kimliğiniz sayesinde bilinir hale geliyor. Lütfen yazılarınızla Suçatı kilimini ilmek ilmek dokumaya devam ediniz. Bizler güzel yazılarınızı sırayla okuyarak kasabamızın rengarenk motiflerini görebiliyoruz. Yazınızda ismi geçenlerden ölenlerin mekanı cennet olsun, hayatta olanların ve sizin de ömrünüz sağlıklı ve uzun olsun. Elinize sağlık.
Diğer Sayfalar: 1. 2. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun798 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI