Selim Beye Teşekkür ediyoruz.
BİR TELİN HİKAYESİ

Acaba zaman mı, yoksa zaman içinde eriyen yanlarımız mı kaybettiklerimiz?
Tuhaf?
O günlerde yaşadıklarımız, bir çilenin,bir ağıdın sözcükleri idi. Şimdi ise, hatırladıkça mutlu oluyor,özlem duyuyorum.
Televizyonların evlerdeki muhabbeti, mahalledeki ziyaretleri ve samimi komşuluk ilişkilerini çalmadan önce, TELİN bambaşka bir yerdi. Bir muhabbet ocağı, garip hikayeler ve yaşantılar yatağı, cin, menkir, öyran (ki kendisi insanları bile yutabilecek bir yılandır Allah muhafaza) masalları üretim hanesi gibiydi.
Ve dedemin evinde bütün bunların hepsi doya doya yaşanırdı.
MÜLK SAHİBİYLE ÖLÜR demiş atalarımız.
Akşam ablamlardaydık. Yani Naciye ebemin evinde.Doğrusunu söylemek gerekirse Naciye ebemle birlikte ölen evde.
Bu evi, Suçatılı olup ta bilmeyen yoktur sanırım. PTT binasının hemen yanı, bakkalların karşısı idi. Toprak damlı ve damındaki iniş çıkışlı görüntüden de anlaşılacağı üzere,enteresan bir iç mimari muamması.
Şimdi ise o evin sadece ön sağ duvarı ve iki penceresi Naciye ebemden kalma.
Bir çok insanın hayatında apayrı bir yeri oldu.
Mutfak, karanlık sayılabilecek derecede loştu. Kışları buz gibi, baharda oldukça soğuk, yaz aylarında ise serindi. Mutfağın tam ortasındaki ve kapıdan taraftaki, daha koyu ve daha ince direkte, kimisi yazanın adıyla, kimisi yazının karakteri ile imzalanmış, söylenmesi en son düşünülen bir düzine hikaye, veya şiir yada isminin altında “beni unutmayın” temennisi “gelecek yaz yine geleceğim”
Belki bir isyan
Beklide bir umut
Belki bir gönül yarası..
…………
Salon ince ve kısa ,tabanı beton,üzerinde ya ince bir hasır vardır ya incecik bir antep kilimi. Kapıya yakın yerde, muhtemelen (kasabalının söyleyişi ile) alemiyon ibrik ve ebemin el leğeni.
Oturma odası da loş. Girişte sağda soba,solda ise Meryem teyzemin yapması televizyon masası.Her taraf tertemiz.Giriş sağ duvarla,tam karşısı çiçekli perdelerle kapanmış. Karşı duvarda Battal dedemle Naciye ebemin bir fotoğrafı asılı.Aynı resmin çerçevesinin dıştan köşelerinde, teyzem ve dayım çocuklarını fotoğrafları var. Bu arada Meryem teyzemle, teyze oğlum Nurullah’ın birlikte çektirdikleri fotoğrafı da unutmamak lazım. O fotoğrafta teyzem gözlük takmış. Ve teyzem, fotoğrafa bakan herkese kesin sorar; “nasıl yeğenim yakışmış mı?” herkes gözlüğün sorulduğunu bilir ve “ooooo teyze çok fiyakalı olmuş yaaaa”
Ebem genelde somyasındadır.eğer somyada değilse yine somyaya yakın sol köşesindedir. Tabii hava soğuksa. Yaz aylarında ve havanın iyi olduğu günlerde kapının önündeki eğri kaysının gölgesi, en güzel odadan da güzeldir,ayağı sakat Naciye ebem için. Yoldan,daha doğrusu asfalttan tarafa,tahtadan çit çekilmiştir ve Naciye ebem o çitlerin ardından, -TİKANLARIN ÖNÜNÜ-: yani Telinin gündemini takip eder.
Yan tarafta, Memed dayımın odası vardı. Orası benim için oldukça prestijli bir yerdi.Tavanında naylon çekiliydi, sonraları tavandan sızan toprağa dayanamayıp indi aşağı. Çok soğuk olduğunu söylerlerdi ve genelde yaz aylarında misafirler orada kalırdı.
Mutfaktan da geçilebilen arka salon,incecik ve basamaklıydı, üstelik köşesinde birde tandır vardı.salonun bitişinde ise ya odun yığılıdır yada kemre.
O ince salonun girişinde,sağda ahıra açılan kapı vardı. Dedem sağ ve sağlıklı iken sınırlı sayıda da olsa keçi, gidik, koyun,kuzu beslerdi. O ahırın sokağa bakan tek penceresi küçücüktü ve içerisi korku doluydu. Zıkım olasıca kapı bazen kendi kendine kapanmaz mı! Al işte Battal dedemin, o Karanlık kış gecelerinde anlattığı, ya o yeşil sarıklı arkadaş geldi yada çocuk mezarı ile dolu dediği, ve sürekli o ağıtlarını duydukları bebeklerden bi tanesi beni, annesi zannetti geldi işte! üstelik birde kapıyı kapattı!... tependen aşağı bir kazan kaynar su inerde, bir müddet yaşamla ölüm arasında patinaj çekersin! Ahırın yanı bazen samanlık bazen ise odunluk olurdu. Burası evin en çok konuşulan, en çok korkulan yeri idi. Penceresi tavanda ve diğerleri gibi yine küçücük. Belki de, girişin tam karşısındaki,sekiyi andıran yer üzerine anlatılan YATIR hikayeleri olmasa, her şey tatlı bir loşluk olarak kalacaktı hayallerimizde. Orası, beni hayatım boyunca korkutmayı başarabilen tek yerdi.
(Süslü) Abdurrahman dayılardan tarafındaki dar sokakta bir kayısı ağacı vardı, ve bu ince salondan sokağa açılan 2. bir kapı bulunuyordu. Evin bahçesine ilk girişte bir selvi, yanında şekerpare, (ki onun çağlasını yemek yasaktı ama çalmak çok eğlenceliydi) PTT binasından tarafta yemişen (İğde) ,büyük dut ağacı, sağında o meşhur eğri erik ona takılı bir salıncak,daha solda, küçük dut ağacı ve ayrıca aynı bahçenin değişik kısımlarında vişne,ceviz ve daha farklı cins küçük kaysı ağaçları ve iki asma. Girişteki, kara üzüm onu takiben beyaz kabarcık .. bunlara ilaveten, kan kırmızısı cennet kokulu güller,allı morlu çiçekler.
Büyük duttan tarafa, mutlaka bir de ıspanak maşarası vardır. Bahar aylarında üzeri bölük parça naylonlarla kapatılmış. Sonra yaz aylarında o küçücük bahçede, içinde küçük sırıklar dikili çeleler, sarı çiçekleri, yemyeşil tenekleri ile salatalıklar, gür sapının aksine güneş göremediği için verimsiz patatesler vardır.
Memed dayımın odasından tarafta yemyeşil biberler, sağda, Fahri dayımın dükkandan taraftaki duvarın dibinde, küçük maşaralar içinde, maydonoz tere reyhan ve domates…..
Sanki bir tekkeydi orası. Geleni gideni, misafiri hiç eksik olmazdı. Dertleşilir, anlatılır, ağlanır ama her şeye rağmen genelde gülerdi insanlar.
Teyzelerim, genelde kocalarından ve kaynanalarından dert yanardı.
Meryem teyzem saz çalardı, kimi zaman oynatırdı maşallah takılası bolluktaki bacıları ve yeğenlerini,kimi zamansa ağlatırdı. Kimi zamanda Mehmet Ali (GÜLEÇ) enişte o pala, hilal bıyıklarını oynatarak, hem çalar hem de söylerdi türkülerini.
En çabuk, ve en çok dedem ağlardı.“Gaderime ağlayırım gızım gaderime!” derdi o zamanlar anlamazdım. Şimdi anlıyorum!
O ağıtların üzerine küçük M. Ali (KÖSEOĞLU) enişte gelir “dinleyin çok güleceksiniz” diye bir hikayeye başlar ve herkesi güldürürdü.
O kadar çok hikayesi vardı ki o evde,o bahçede oturup gülenlerin, ağlayanların anlatmakla bitmez, uzar gider gılgamış destanı gibi.
Ama şimdi!
Şimdi o evden bir yarım duvar iki pencere kaldı. Bahçesinde ise sadece girişteki şekerpare ve şimdilerde hayli büyümüş olan ceviz.
Loş odalar yok!
Direğinde,raflarında;kırık kalpler,göz yaşları ve yarım kalmış hikayeler kokan mutfak yok! Tavanı naylonlu Memed dayımın odası da yok!
Yüreği veremi yenmiş! ama hayata hep yenilmiş! Battal dedemin çok sevdiği keçilerini,kuzularını, gıdiklerini misafir ettiği ahırı da yok!
Toprak tabanlı, sekmeçli (basamaklı), tandırlıklı, puharılı ince salonu, o salonun kapısının ardına yaslanan bir yanı kazma olan baltasıda yok!
O korkulu rüyam samanlıkta yok!
Bahçedeki selvinin ortası çürük çıkmış “bir …. Yaramadı” diyor dayım
Eğri erik fotoğraflarda bile yaşlandı! Sararıp soldu!
Dutun sarı zilleri, yol genişletilmesinde molozlarla karıştı, kamyonlara yüklendi! yaşlı yemişenlerle. Ebemin, ardından tikanların önünü izlediği çitlerde yok!
Erik ne ki!
Ev ne ki!
Dayılarım gitti!
Teyzelerim gitti!
Dedem gitti!
Cevriyem gitti!
Meryemim gitti!
Topal Naciyem gitti!
Güllerin, allı morlu çiçeklerin üzerinde beton kaldırım var! Güllerim, çiçeklerim gitti!
Sahibiyle birlikte gitti her şey!
…………………
Bütün bu yazdıklarım bir hayaldi! Bir nefeslik, parlayıp söndü gözlerimde!
Ama yinede bir gün bu hikayeyi, ve çok daha fazlasını dinlemek isterseniz, yukarı Telin’e, mezarlığa gelin.
Her şey tatlı bir hayalmiş!
Sadece iki mezar taşı bütün bunlardan geride kalan….
Mekanları cennet olsun.
Ne de güzel söylemiş YUNUS EMRE;
Mal sahibi mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi
Malda yalan mülkte yalan
Gel birazda sen oyalan
3 MART 2003 Pazartesi- 01:40
Sevgili Selim abiciğim dedemgilin evini o ortamı okadar güzel tasvir etmişsinki kimi zaman gülerek kimi zaman ağlayarak okudum.O ev benim için tam anlamıyla Paristi.Yanı başında dükkanlar postane belediye kütüphane yanı başından geçen asfalt ve birbirinden güzel arabalar.Işığa özlem duyduğumuz günlerde kapısında gece bile sönmeyen elektirik direği.Ha bu arada unuttuğun bişey var oda en beğenme pastanede bile tadını bulamayacağın teyzemlerin yaptığı pişmaniyeler...O evdeki bütün anılarım en taze haliyle hafızamda duruyor.Ebem dedem teyzelerim kuzenlerim gelen misafirler....Bize o günleri hatırlattığın için sağol .Ebemin ve dedemin mekanı cennet olur inşallah.
Sevgisi içimde kendinden büyük biricik yeğenim selim: geçmişe güzel bir yolculuk yaptırdın yine . Herşey için teşekkürler.Öncelikle canım ciğerim Rahmetlik Annem ve Babam ı görmekle hem hüzün hem hasret hemde onların evladı olmaktan gurur duyuyorum.Abilerim ve ablalarımın hepsini canı gönülden seviyor ve hatıralarını tekrar hatırlamaktan hasret ve buram buram özlem duymama vesile olduğun için sana ve bu web sayfasını hazırlayanlara bu güzel hizmetlerinden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.Eşine selamlar. Telinde bulunan tanıdık ve tanımadık tüm insanlarımıza mutluluk ve sağlıklı güzel günler diliyorum.Keşke demiyorum Allah kaderimizde ne yazmışsa ona razıyız irademizle güzelliği yakalamaya herzaman çalışacağız.
SEVGİLİ YİĞENİM YAZIN HARİKA DEMEME GEREK YOKTUR..ÇÜNKÜ O YAZININ İÇİNDEKİ AKTÖRLERDEN BİRİYİM..EMİN OL YAŞAMAKTAN ÇOK OKUMAK İNSANI DAHADA ÖZEL KILIYO..ORADA YAŞADIĞIM ANLATTIĞIN KELİMESİ KELİMESİNE ANCAK BU KADAR GÜZEL GÖRÜLÜR,YAZILIRDI..TABİ YAZI VAR İÇİNDE EK KATKILARLA GERÇEKTEN BUNLAR OLMUŞ MUYDU DİYE DÜŞÜNDÜRÜR
AMA SENİN YAZINDA Kİ GÖNÜL GÖZÜ EN İNCE AYRINTISINA KADAR YAŞADIĞIM HALDE GÖREMEDİĞİM ŞEYLERİ SENİN GÖRMEN BENİ DUYGU SELİNE KAPTIRDI..ŞUAN BİLE BU YAZIYI YAZARKEN ORADA YAŞADIKLARIMI TEKRAR TEKRAR YAŞIYORUM..ÇÜNKÜ ORDA YOKLUĞUN YANINDA MUTLULUK VARDI..YOKLUKLA MUTLULUĞU YAŞAYAN TEK HANE OLARAK GÖRÜYORUM BEN ZATEN SENDE BUNU ÇOK GÜZEL GÖRMÜŞ VE ANLATMIŞSIN..(BAŞINA BUYRUK)KELİMESİ BİRAZ YABANCIMA GELDİ..HER İNSAN BAŞLI BAŞINA DOĞRULARIYLA ZATEN BAŞINA BUYRUKTUR..ONUN İÇİN ORADA Kİ MUTLULUĞU PAYLAŞAN İNSANLAR BUNU ÇOK NADİR GÖRMÜŞLERDİR..AMA OLSUN HERŞEY HER ZAMAN DÖRT DÖRTLÜK OLMAZ..SENİNLE HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ GURUR DUYUYORUM VE SİZLERİ NE KADAR SEVDİĞİMİ SÖYLEMEME GEREK YOK ÇÜNKÜ SİZLER BENİM HEM YİĞENİM HEM ARKADAŞIM HEM BÜYÜĞÜM HEM KÜÇÜĞÜM ORDA MUTLULUK KAYNAĞIMDINIZ..SİZ BENİM ARKAMDA HER ZAMAN O TIĞMININ ÇALI VARYA O OLDUNUZ..İNŞALLAH HERZAMAN ÖYLE DAĞ GİBİ KALACAKSINIZ..SENİ SEVİYORUM VE TAKTİR EDİYORUM..TEYZEN MERYEM..
selam selim abi gerçekten yazın çok güzel herzamankigibi herşey ayrıntılı tebrikler
Kıymetli Yavuz Hocam;Tarihi denebilecek resimler eşliğindeki yazılarını okumak büyük bir şans.Bir defasındada benim resmimi yayınlamıştın.Ben çocukken bahsettiğin o Naciye halamın evine gitmeye can atardım.Bilhassa uzun kış gecelerinde.Rahmetli Battal Amcanın gerek askerlik gerekse yaşantısından anlattıklarını can kulağı ile dinlerdik.Bazı anlattıklarıda menkir,it ,kurt lafları olurdu,bunları dinlerken iyi ve heyacanlı olurduda sonrasında gece karanlığında eve dönüş zor olurdu,şu köşeden menkir çıkacak,şuradan kurt çıkacak endişeleri ile kendimizi eve zor atardık.Battal Amcamın bir defasında anlattığını paylaşmak isterim;Battal Amca bir kış gecesinde malum zaruret hasıl olur dışarıya çıkmak için dış kapıyı açarki karşısında koskoca bir inek,inek bunu görünce sokağa doğru yürümeye başlar Battal Amcada arkasından devam eder,Gürün istikametine yönelirler Karakuş Hocamın evinin arka taraflarına varınca öndeki inek ön ayaklarını havaya kaldırıp geriye dönerek acayip sesler çıkarıp battal Amcanın üzerine doğru hücum etmeye çalışır.Böyle bir hikayeyi Battal Amcadan dinle sonrada dizlerinin bağı çözülmeden gecevakti eve git.Selimciğim,yeni yazı ve tarihi resimlerini bekliyorum.
Gariplere müjde vermiş ,Efendimiz...O yüzden inşaallah gidenler ,daha mutludurlar gittikleri yerlerde...Hüzünlendirdiniz ama Anadolu insanını ,evini ,hazin hikayesini güzel anlatmışsınız her zamanki gibi.