
Film yapamadık ama film eleştirisi yaptık ...
TARİH BİLİNCİ
“En güçlü silah insandır” sözünü duyunca aklıma “bombalardan bile mi?” diye bir soru gelmişti. Zamanla bu güçlü silahın kalem maharetiyle ne zararlar verebildiğini gördük, yetmedi insanoğlunun sanat adı altında ne zararlar verebileceğini de gördük. Evet, gerçekten de en güçlü silah insan ve bu güçlü silahın tesiri bazen atom bombasından bile fazla olabiliyor.
Sene 2011, her bakımdan ilerlediğimizi düşündüğümüz, ilimde, sanatta, demokraside daha ileri noktalara geldiğimizi düşündüğümüz bir dönemde, düşmanlarımızla bile dost olmaya başladığımız hayalleri kurarken yine birileri diğer birilerinin kutsallarına saldırmaya başladı. Bir taraftan 27 Mayıs ile 12 Eylül arası dönem üzerinden ülkücülere, bir taraftan ise harem dairesi üzerinden Osmanlıya karşı bir saldırı başlatıldı. Güçlü silah insan(cıklar) silahları ile deyim yerindeyse yaylım ateşine aldılar insanlarımızı ve oralardan 12 Hazirana yatırıma ve sosyal mühendisliğe başladılar.
Birilerinin en iyi çağırdığı türkülerden belki de en önemlisi “geriye dönmenin kötü olduğu” ama ülkücülerin ve Osmanlının geçmişte yaptıkları konusuna dönenler geriye dönüp oralardan kendi çaplarında nemalanmıyor mu? Yahudilerin çok iyi yaptığı, Ermenilerin de yapmaya gayret gösterdiği mağdur numarası şimdide Türkiye’de, ülkücüler bizi ezdi diyenler tarafından yapılıyor. Haksızlığa uğradıklarını ispat etmeye çalışan bu insanlar bu sefer karşı tarafa, hem de orantısız olarak saldırıyor. Diğer taraftan; Osmanlı imparatorluğunun belki de en büyük eleştiri konularından biri olan Harem konusu işlenerek iki yere mesaj veriliyor. Bunlardan birincisi, Osmanlı düşmanı olan herkes, diyorlar ki “en az biz de sizin kadar düşmanız Osmanlı’ya”. İkincisi ise “evet, Harem hakkında söyledikleriniz doğrudur, kimileri onları evliya gibi gösterse bile onların karakteri çok yüksek değildir”. Tarih profesörleri diyor ki, “mimari açıdan, filmde gösterildiği gibi padişahın Harem’den kadın beğenmesi mümkün değildir” ama birileri inatla Kanuni’ye kadın beğendiriyor.
Sevgili dostlar, birileri kafasına ecdada düşmanlığı koyduysa demokratik yollardan yapılabileceklerin haricinde yapacak bir şey yok. Neden Osmanlı düşmanı bunlar konusuna girmeye gerek yok. O kısmı herkes kendisi yorumlasın artık. Düşmanlık konusunda her zaman aklıma yılan hikâyesi gelir. Hikâyeye göre yılanda kuyruk acısı, arkadaşında evlat acısı olduğu için bunlar bir türlü dost olamazlar. Demek ki birilerinin düşmanlığın da bizim bilmediğimiz fakat sadece tahmin ettiğimiz sebepleri var.
Bu noktada eleştirmekten daha fazlası gelir mi elden diye insan düşünüyor. Ondan sonra da şu akla geliyor. Sanatsal yöntemlerle haksızlığa uğrayan ey sağduyu sahibi, aklı başından insanlar siz de film yapıverin ve doğruları sizin eserlerinizden öğrenelim. Kirlenen göz ve kulaklarımızı sizin sanatınızla temizleyelim. Bir film deyip geçmeyin, en önemli öğrenim yönteminin görsellik olduğu düşünülürse görsel yöntemlerle eğitimin ve filmlerin önemi ortaya çıkacaktır. İnsanlar ya iyi şeyler izleyip doğru şeyler düşünmeye başlayacak ve zihinler doğru çalışacak, ya da zaten karışık olan zihinler daha da karışacak.
Selam ve saygılarımla,
Batının bunca kanlı, engizisyonlu, Kazıklı Voyvodalı tarihine rağmen, Ecnebi filmlerinde hep temiz giyimli papazlar, dürüst rahipler ve adil krallar görürüz. Bizim bunca şanlı tarihimize, namusunu çiğnetmeyen Sütçü İmamlarımıza, adalet timsali Fatihlerimize, Kanunilerimize rağmen, Yeşilçam filmlerinde hep uçkur meraklısı imam tiplemeleri, zevkine düşkün padişahlar görüyoruz. Batı, kötü olanını iyi göstermeyi başarıyor. Bizim sözde sinemacılarımız ise var olanımızı objektif olarak bile göstermiyor. Yeşilçam artığı bu zihniyetin artık sanat adı altında kendi öz kültürüne bu kadar düşmanca yaklaşması kabul edilemez. Önemli bir konuya temas ettğiniz için teşekkürler hocam.