MESH-İ MANEVİ YA DA İNSAN MIYIZ?
Kategori: Yazı - Makale |
11 Yorum |
5603 Okunma |
Yazan: ebubekir | 04 Haziran 2009 09:03:18
Ebubekir beyden bir yazı
MESH-İ MANEVİ YA DA İNSAN MIYIZ?
Mesh, insanların suri yada manevi olarak hayvan şekline dönüştürülmesidir .Eski ümmetler Allah’a isyan ettikleri, günahlar işledikleri zaman hangi hayvanın vasfı olan günahı işlemiş ise sureten o hayvanın şekline dönüştürülüyordu. Daha ziyade fuhuş ve zulümleri nedeniyle domuz ve maymun suretine giriyorlardı. Maide(60) suresinde Allah katında bir ceza olarak bazılarının maymun ve domuz yapıldığı, yine bakara(65) suresinde de yasaklardan vazgeçmeyenlere maymun oluverin denildiği ifade edilmektedir.
İsmail ÇETİN hoca “terbiye-i nefis” adlı kitabında şunları söylemektedir;”Özellikle emmare nefis, değişik azalarla bir iş işlediğinde ruh mesh olup, işlediği işi kendisine galib olan hayvanın suretine dönüşür.
Gazap itibariyle köpek- tazılaşır, şehvet itibariyle domuzlaşır. İsteğine kavuşması için nifak ve riya vasıfları yüzünden bukalemun, maymun yada tilkileşir.
Bütün bunlarda galib gelmesi için, helal haram demeksizin mideye celbettiği gıdalar sebebiyle diliyle otları karıştırıp yiyen inekleşir.
Hırs, hased ve ihtirasından dolayı kurt olur. Faaliyetinde başarısız olursa akrebleşir, kendi kendini sokar- intihar eder. Başarılı olduğu takdirde, bir taraftan karga ve papağan gibi kendini temize çeker.
Kırkayak gibi onunla göründüğü güzel ahlakla kamuflaj yapar ve zehirli yılan gibi sokar. İslam dininin aleyhine döndüğü için inkarını gizlemekle timsah suretine dönüşür ve ahtapot gibi gayrın kanını emmek için ona yapışır.
Ve artık “ben” der, kendi kendine tapar yahut en çok korktuğu yahut en çok sevdiği gayrına tapar.”
Görüldüğü gibi her bir günah’ın, kalbi hastalığın bir hayvani timsali vardır. Bu günahlar bizde galip geldiğinde manen o hayvanın şekline girmekteyiz.
Eski ümmetlerde Allah’a isyan edenler bu şekilde zahiren farklı hayvan suretlerine dönüştürülüyorken Peygamberimiz(as)’in gelmesi ve kur’an ın indirilmeye başlamasıyla birlikte Ümmeti Muhammed’e bir rahmet-i ilahi olarak suri mesh kaldırılmıştır. Ancak meshi manevi devam etmektedir.
Meshi manevide, farklı günahlar işleyenler sureten hayvan şekline dönüştürülmeseler de manen hayvan şekline dönüştürülmekte ancak biz onları yine insan suretinde görmekteyiz.
Hasan-ı Basri(ra); ahrette insan bedeni ve ruhuyla birlikte yaşamış olduğu hayvanın zahiri suretinde haşr olacaklarını ve orada insanın iç yüzü ne ise o yüzle görüleceklerini ifade etmiştir.(terbiye-i nefis)
Peygamber(as) efendimiz bir hadislerinde;”Sizden biri, rüku ve secdede başını imamdan önce kaldırdığı zaman Cenab-ı Hakk’ın, başını eşek başına veya suretini eşek suretine çevireceğinden korkmaz mı?” diyerek hem meshe işaret etmiş hem de namaz konusunda önemli bir adaba dikkatimizi çekmiştir.
Gavs-ı Hizani Hz.leri şöyle buyurmuştur; İnsanda meshi manevinin iki belirtisi vardır. Birincisi kişiye vaaz ve nasihat tesir etmez. İkincisi de kişi işlediği günahlardan dolayı içinde hiç pişmanlık duymaz.( Dr. Ahmet çağıl.. yar ile şimdi. 225) Bunlar günahları işlemeye devam ederler.
Manen meshe uğrayanları bizler fark edemiyoruz ama kalp gözü açık olan, feraset ve basiret ehli zatlar görebilirler. Nitekim tasavvuf ehli insanlar arasında meshi manevi ile ilgili olarak bir çok örnek anlatılmıştır.
Bir gün Behlül Dane çarşıda insanların üzerine bevl eder. Bu insanlar da Behlül’ü Harun Reşid’e şikayet ederler.
Harun Reşid Behlül’ü çağırıp, insanların üzerine bevl etmesinin sebebini sorar. Behlül ise insanların üzerine bevl etmediğini söyler.Harun Reşid , üzerine bevl ettiği insanların yanında olduğunu ve bunu onların söylediğini anlatır. Bunun üzerine Behlül Dane, Harun Reşid’in gözünün önüne cübbesini uzatır.
Gördükleri karşısında Harun Reşid şaşırmış, adeta dili tutulmuştur. Çünkü, Behlül’ün cübbesinde biraz önce insan olarak gördüklerini şimdi farklı hayvanlar suretinde görmektedir. Yani Behlül Dane demek ister ki; benim üzerine bevl ettiklerim sureten insan olsa da manen değil.Cüneyd-i Bağdadi hz.leri de bu konuda insanın suretle değil siretle insan olduğunu ifade etmiştir. Dolayısıyla suretten ziyade siretimize, gönlümüze, kalbimize bakmalıyız ki zaten Allah(cc)’ ta bizim kalbimize bakmaktadır.
Yıllar önce bir dergahta Molla İzzeddin isminde bir alim tanımıştım. Medresede hocalık yapıyordu. Bazen bizlerle sohbet ediyordu. Bir defasında şöyle söyledi;” Ben on dört yaşında bir mürşide gittim. O tarihten beri – şu vasıfta- olanları hiç insan suretinde görmedim” demişti. Demek ki bazı zatlar insanın gerçek sıfatı ne ise bizleri o halde görüyorlar.Kalbin iki gözü vardır. Birisi zahiri aleme diğeri ise manevi aleme açılır.Kimin kalp gözü manevi aleme açılmış ise eşyanın hakikatini görür.
Mesh’ten kurtulmanın yolu ise tövbe ederek nefsini ruhunun emri altına alıp günahlardan temizlenmesi ve istikamete girmesidir. Gavs-ı Bilvanisi Hz.leri;” meshi maneviye uğrayanlar, tövbe ettikleri zaman sadat-ı kiramın himmetiyle asli suretlerine, güzel hallerine geri dönerler” demiştir.
Dışı bir içi bir, sureti ve sıfatı bir olmak zor iş. Kendimizi görmek ve tanımak için bir aynaya bakmak lazım..Evliyaullah bir makestir, aynadır. Onlara bakan kendini görür, hakikatini bilir.
Yorumlar
hangi hıdır,hangi çatallaşma ve eşyanın hakikatinden anlaşılan ne. teslim olmak, sadece teslim oldum demekle olabilen bir şey mi? Allaha kul olma gayretinde olan insanlar tabiki varlığın çeşitli katmanlarından insani yücelişe geçişlerini tamamlayabilecektir.
Allah dostları;" kişinin ilahi bürhanlardan nasibi imanı derecesindedir" demişler. Dün böyle olduğu gibi bu günde böyle. Bediüzzaman, velayet bir hücceti risalet, tarikat bir bürhanı şeriattır derken bazı firak-ı dallenin tarikatin inkarı tarafına gittiklerini, kendileri mahrum kaldıkları o envardan başkalarının da mahrumiyetine sebep olduklarını ifade etmiştir.Yine o hazineyi uzmayı kapatmak, belki tahrip etmek ve bir nevi ab-ı hayatı dağıtan o kevser menbaını kurutmak için çalıştıklarını söylüyor. Bizlerde bu bürhanlardan nasibi olmayanların bedbahtlığına ancak üzülüyoruz.
zahirilik, batinilik... ardı arkası gelmeyen çatallanmalar... her meseleye eşyanın tabiatıyla bakmak gaflettir... evet akla ve iradeye sahibiz ancak tasıdıgımız akıl henüz kendi olusumunu çözümleyememiş, 0- 30 yaş arası aklın gelişimini ve bünyede idareyi ele geçirmesi, eşyanın tabiatıyla nasıl acıklanabilir... bu gün içimizde insanın aya ayak basmasına haklı sebeblerden inanmayanlar varken "mirac" ı eşyanın tabiatıyla nasıl izah edelim... ne çatalın o ucu nede bu ucu çatalın temeline bakalım hak ka teslimiyet esasıyla tüm müslümlere selam
'Anlamak yok çocuğum ,anlar gibi olmak var 'demiş rahmetli üstad Necip Fazıl. Bilgi anlayışımızdaki çatallaşmadan dolayı, bilgilenme olarak telakki ettiğimiz malümatlar küfesine dalmamız bizleri sükuna erdirmiyor huzura erişmemizi temine katkı sağlamıyor. İman anlamındaki bilgi erdiricidir. malumat anlamındaki bilgi ise saptırıcı ve kafa karıştırıcıdır. Hedef karartmaktan maada işe yaramaz. Allah Resulünün ' eşyanın hakikatinin gösterilmesini talebi' tamda böyle bir şey. Allah cümlemizin yolunu açık etsin. Selametle kalın
Naci Hocam, Allah razı olsun.. Aslında ben yaklaşık iki senedir hep ilahiyatcı hocalarımızı yorum ve yazılarıyla bekledim.Başta kendi nefsim ve herkes için..İnşaallah daha geniş katılımlarla sizlerden istifade ederiz.
Naci hocam Erdebilli dervişi ve halini bilmiyorum, bildiğim ise tasavvuf konusunda ehil olmadığım. Ancak dervişleri seviyoruz ve istiyoruz ki onlardaki aşktan, muhabbetten, güzellikten herkes nasiplensin. Biz de onlardan geçinmeye çalışıyoruz. Bu arada sizlere kasavet veren ifadeler varsa kendi nefsimden ve dürr-i yekta olan sözler varsa onlar da büyüklere aittir. "Sadatlar, nazarı fayda vermeyenin sözü de fayda vermez demişler" Biz ise nazarı gönüllere şifa olan ehlullahdan bahsederek dertlerimize derman arıyoruz.Selam ve saygılar sunuyorum.
Bazı okkalı ifadeler ne kadar cilalı olsa da kasavet verir işitene okuyana ; ehlinin ağzından ise dürr-i yekta olur alelade kelamlar. Samimiyet olmalı bu aradaki ince hat. Hicaz yolunda handa konaklayan Erdebilli yanık derviş gibi anlatıyorsun Ebubekir kardeş. Selamlar.
Mustafacığım yorumlarla yaptığın katkıların için teşekkür ediyorum. Ancak bunlar bana biraz zorlama yorumlar gibi geliyor. Yorumlarınızdan birçoğu maksadımız olmayan veya ilgisiz bir yönde niyet okuyor gibi kafaları bulandırıyor. Bu nedenle de düzeltme düşüncesiyle cevap yazmak zorunda kalıyorum. Yoksa işi hep tartışma zeminine taşımak hoşuma gitmiyor.
Kısaca söylemek gerekirse;
1- Başlangıçta güzel bir konuya temas ettiğimi ve güzelde anlattığımı söyleyip akabinde hemen tenkide başlamışsın. Güzelse neden tenkit?(Tenkit edilmeyi istemediğim anlaşılmasın)
2- Bahsettiğim konu binlerce konulardan birisi. Böyle bir konuyu gündeme taşımak neden şüphecilik olsun, neden bölücülüğe ve gruplaşmalara sebep olsun anlamış değilim. Bu sadece bilgilendirici ve uyarıcı bir yazı. Yoksa biz kimsenin manevi halini araştırmıyoruz. Bu gerçekleri bilen herkes kendi kendisini ölçer. Varsa eksikler, hatalar düzeltme yoluna gidilir. Maksat budur.
3- Anlatılan konu her ne kadar bu zamandaki insanların kültürleri artmış olsa da anlaşılmayacak ve bu günün insanının idrakinin dışında ifadeler değil.
4- İslam’da insanlar bazen müjdelenmiş bazen de korkutulmuş.. Arifler; avam için korkunun ağır gelmesi, havas için korku ve ümidin müsavi olması, seçilmişler için ise ümitlerinin ağır gelmesi gerekir denilmiş. Yazının sonunda tövbe ile bu halden kurtulabileceğimizin ifade edilmesi de konunun ümidi değil mi?
5- Değişen ve bozulan zaman değil insandır. Bu zamanda herkesi batağın içerisinde görmek yanlış bir düşünce. Zira her zamanda hidayet üzere bir topluluğun olacağını Allah vaat etmiş. Onları da bataklıkta görmek akıl karı değil.
6- Yine bu zamanda bankaya bulaşmayan evliya olmadığını zannediyorsun. Bu da çok tehlikeli ve mesnetsiz bir sui zan. Bundan da kaçınmanı sana tavsiye ederim. Bu düşünceler bahçenin etrafındaki korulukta dolaşmaktır. Evliya diyorsun ve akabinde de mutlaka banka faizine bulaşmıştır diyorsun. Böyle birini sen tanıyor musun? Evliya Allah’a dost olmuştur. Allah faizle iştigal eden birisini dostluğuna kabul eder mi? Eğer bir kimse Allah’a dost olmuşsa o haram işlemez. Kaldı ki kâmil insanlar haramları ve mekruhları terk ettikleri gibi mübahları dahi terk ederler. Ama evliya senin söylediğin gibi kusursuz değildir.
7- Behlül Dane, aslı divanedir. Yani meczup, cezbe ehli, aşk ve vecd ehli bir evliya. Onun çok menkıbesi var ve hepside ibretlik olaylar. Her evliyanın meşrebi, hali bir değildir. Bazılarında cemal, bazılarında celal sıfatı hâkimdir. Bazıları ayıkken bazıları sekir(manevi sarhoşluk) halindedir. Sekr halinde söylenen sözlerden, yapılan işlerden mesul olmadıklarını âlimler söylemişler. Onlar kendi nefislerine göre hareket etmezler. Kur’an da “Salih kulları Allah yönetir “buyrulmuştur. Musa(as) da Hızır(as) a itiraz etmişti yaptıklarından dolayı. Bazı şeyler bize ters gelebilir ama işin sırrını, hikmetini anlamak gerekiyor. Anlamazsan içinde boğulursun.
8- Bu menkıbeleri üniversitelilere ya da prof.lara anlatmak çok mu abes? Yani geçmişte olan her menkıbeyi onlara farklı şekilde mi sunmamız icap ediyor? Onlar farklı yaratıklar mı? Avamın anladığını üniversiteli anlayamıyorsa burada bir problem vardır. Kur’anda birçok menkıbe var. Bin dört yüz sene önce indirilmiş. O zamanki insan onu anladığı gibi bu zamandaki üniversitelilerde anlıyor ve istifade ediyorlar. Aynı şekilde sahabe ve evliya menkıbeleri de her devirdeki ve her kademedeki insana hitap eder ve herkes mertebesine göre anlar. Belki de bu zamanda bunlardan üniversite mezunları daha çok istifade ediyorlar. Çevremizde böyle yüzlerce üniversite mezunu var bu şekilde ve kimsenin de bu menkıbeleri anlamada bir problemleri yok. Ayrıca bu menkıbeleri üniversitelilere anlatmak için nasıl çağdaş hale getirilir? Açıkçası ben bilmiyorum..
9- O proflar kıtmirin ne manaya geldiğini de kıtmir olmayı da iyi bilirler, sen merak etme. Mesele bence frekans meselesi. Başka problem yok. Halil kardeşim uyarınız için teşekkür ederim. Ben yazdıklarımın anlaşılır olduğunu düşünüyordum. Ama bazı çok kullanılmayan terimlerin daha anlaşılır yazılması isabetli olacaktır. Selamlar
halil
{ 06 Haziran 2009 10:36:23 }
Sayın Ebubekir GÜR yazdığınız yazılar güzel.Hoşgörünüze sığınarak olumlu bir eleştiri yapmak istiyorum. Yazılarınızı biraz sade ve vatandaşın anlayacağı tarzda yazsanız güzel olacak.Tüm yazılarınızı okurken vatandaş kavram karmaşası yaşıyor.Ağır bir dil kullanma konusunda sıkılganlık yaşıyor.Belki bizim cahilliğimizdende olabilir. Selam ve dua ile:))))

Sevgili arkadaşım,belki biraz sıradışı veyahutta biraz aşırı gibi düşüncelerim veya karşı çıkışlarım olabilir ve oluyorda.Bu sizi taşlama manasına gelmesin,meyve veren ağacın en olgununu almak için gösterilen gayretten başka bir şey değildir bu.faydalanmak için gösterilen çabadır bu.ben böyle faydalanmak istiyorum.Sizinde sabrınıza ve konulara hakimiyetinize hayranım bu arada...Ama şunu ilave etmek isterim,sevgili kardeşim,konuları işlerken ve anlatırken bazı şeyleri gözardı etmemek gerek.Yaşadığımız çağ ile misal verdiğimiz olayları karşılaştırdığımız veyahutta misal verdiğimiz o çağın insanıyle şimdiki insan aynı değildir.zaman ve bilim öyle gelişmişki insanları bazı konularda ikna etmek veya konuları anlatmak hayli zor oluyor.Mesela;bundan 200 sene evvelki insanlara kolayca ana rahmindeki çocuğun cinsiyetini ancak allah bilir desek inanırdı inanıyorduda şimdi..günün hangi saatında yağmur yağacağını bilim biliyor,güneşin hangi zamanlarda tutulacağını saniye saniye bilim biliyor,elbetteki her şey allah'ın kontrolü altındadır.Bir plan dahilinde hareket ediyor.Eski zamanda dağın başındaki bir insanın müslümanlığı ile evliyalığı şimdiki müslümanla evliyalığı tartışılır.Neden,şimdiki zamanda yaşantı o kadar değiştiki neyi nasıl ve nereye uyacağını insan oğlu şaşırır hale geldi.ŞUzamanda herkes batağın içindemi değilmi?Banka faizlerine şu zamanda bulaşmayan bankayla uğraşmıyan Evliya dediğimiz insanları bana gösterebilirmisin.Evliya tam demektir,peygamber vekilidir,kusursuzdur ama onada kılıf uyduruluyor vebal devlete yükleniyor işin içinden çıkılıyor vesselam ne güzel...sonra benim karşı çıktığım konu,behlül dane hazretlerine evliya diyorlar normaldir..Ama bir evliyanın aklı başında insanın nasıl oluyorda insanlar arasında bevl yapabiliyor,bu insanlık arasında etikmidir veyahutta topluma uygun bir hareketmidir,peygamberden sonra ilk sırada sayılan kişilerin böyle harekette bulunması normalmidir.isterse yanındaki hayvan olsun,el haya-i vel iman diye birşey var.Böyle misalleri şimdiki üniversite bitirmiş insanlara nasıl anlatacağız acaba o insanlar ne düşünür,bu misallere ancak tahsil görmemiş kişiler inanır.Birazda zamanımıza yakışır bilimsel misaller vermemiz daha doğaldır bana göre.Bir profösöre nasıl ''kıtmir''olursak daha iyi diye bir temsil getirmemiz ve onuda ''kıtmir'2olmaya ikna etmemiz nasıl karşılanır.sesli düşünmek sessiz düşünmekten daha iyidir.Bunları düşünmeninde insana fazladan hasılat getireceğine de innanmıyorum,herşey allah'ın bilgisi dahilinde cereyan ediyor..saygı ve selamlar
ne muazzam bir nimet gerçeği ile insan olmak
gönüllere sultan olup daima hayra lisan olmak...
ebubekir bey nefsin marifetlerini ne güzel sıralamışsınız, ne diyor veysel baba; -topraktandır cümle beden nefsini öldür ölmeden...
selamlar...
(samimiyetimizle kısa notlar düsüyoruz dilimizin döndügünce)
Diğer Sayfalar: 1. 2.
Yorum Yazın