DUTNAME..!
(1)
Şu bildiğimiz meyvesi olan
dut ağacından bahsediyoruz. Arıstağımızın hezanı, ahırın direği, ağzımızın tadı,
çerçilikte sermayemiz, geçim kaynağımız, hülasa sağılır ineğimizdi, dutlarımız…
önce horlayıp teker teker kökünü kuruttuğumuz sonra da pişkin pişkin adına
festivaller düzenlediğimiz dutu
anlatmaya, yad etmeye çalışacağım… Ey okuyucu hemen dudak bükme ; bu yazıyı
okuyup bitirince belki “dut
kasidesi” , “dut gazeli” niye
olmasın diye sen dahi hakkı teslim edeceksin. Zira mevzu pek mühim ve derin…
<<Yeni
Başkan, odasına gelen Belediye memurundan rutin işler hakkında bilgi alıyor..
Hııımm’lı eveet’li ayaküstü brifingin burasında reis beyin yüzü geriliyor.
Göğsü daralıyor olmalı..Temmuzun ortasında filan.. Kaçıncısı olacaktı yahu bu
festivalin. Konuşmalar, yarışma plaket vs. programa dair teferruatı şöyle bir
göz ucuyla taradı. Sesli düşünüyor, canı sıkkın.İyi de, bir iki kök dut ağacı
bulunan bir bahçe bulmalı değil mi ! En son …… amcanın bahçesinde mi yapılmıştı…
Bahçeler
deyince, şuğula yukarı giderken bozyer civarında dut toplayanlar en güzel
türküleri Recoğ İsmailgilin rayosundan dinleyebilirmiş.Karadönek tarafından
Zeki amcanın DJ’liğinde.. Eğer pilleri yeni değiştirilmişse sesi sonuna kadar
açılır, meteorolojinin kısa dalgası ile dut bahçelerini şenlendirirmiş. Şuğulda
da belki Kambur hacının, Dalpala Ahmet’in radyoları…
Dut
mahsulleri yarışması da kafa karışıklığına neden oluyor gibiydi artık. Yok
efenim dereceye giren pekmezin, pestilin
yapımında toz şeker de kullanılıyor, katılıveriyormuş... Canım bala
katmıyorlar mı yani, arıya şeker yedirmiyorlar mı..? Bir dakika ey ehli insaf..! Arı ne yapsın.
Üzerine konacak dut, tabağına vızıldayacak pekmez bırakmadık ki ; o da pancar
şekeri ile kifafı nefs ediyor.
Dibine
gün düşmez o eski dut bağlarının olduğu devirlerde ki sepet kovanlarını,
ağzı tülbentli pekmez küplerini bul da
getir…Lokman hekim ilacı mübarek.. Ta Sivas’ın
Çorapçı hanı, Subaşı hanı esnafı, Malatya şıra hali esnafı bilirmiş bu
tarafın balını pekmezini.. Mancınık köyünde Agop adında bir hazık (halk hekimi)
varmış… Mide illetine –ülsere- düçar olanlara yaş demez kuru demez dut ye
dermiş. Ahir vaktinde şehadet getirdi mümin gitti merhum dediler.
Dut
yemeyi en çok tavsiye edenlerin başında Sivaslı pir efendi İhramcızade gelirdi.
Harp senelerinden kalma bir itiyatla kıtlama çay, kuru dut ile ancak semaver
kaynattırırdı ihvana… “-Oğul dut yiyin başka şifa aramanıza hacet yok.” buyururmuş. Şu manav tezgahındakilerden
kendini beğenmiş hangi sebzeyi, meyveyi yaş dut gibi aç karnına yiyip
ülserinizi yatıştırabilirsiniz.
Siz hiç kundakta ağlayan kardeşinize somruk
tutup susturdunuz mu.? Yalancı, üstelik
nylon bebe emziklerinin biberonlarının henüz nadirattan sayıldığı devirde somruk vardı. Bir tülbent kenarına parmak iriliğinde yaş dut konup, salıncakta
yatan sabinin damağına yapıştırılır ;
yaşı yoksa kurusu veya bir parça pestil, ana tarafından ıslatılır emzik haline
getirilirdi…
Dut yemenin de bir adabı vardı tabi. İster
ırgalanmış sergi üzerinden ister dalından ama mutlaka sağ elle üç parmağı
kullanarak, parmaklar dudak hizasının gümrüğünü tecavüz etmeden ağza atılırdı.
Zinhar ehli keyfin meze leblebisi yuvarlaması gibi değil asla. Kurusunu daha
saygıya müstehak bir eda ile yemeli. Acısı gaysılanmış harcı erik çekirdeği
veya ceviz içi, kuru dutun en iyi partneri mihmandarıdır. Dutu sade ve tek tek
tadmak ihvanın kıtlama çay keyfine ait bir sır olmalı , ehli bilir..!
Toprak
damların üstüne diz boyu karların yağıp ;
idare lambaları ile ahırdakilere yatsı sonrası yemi olarak kalbur kalbur
gazel verildiği, uzun zemheri gecelerinde oturmaya gelmiş komşu efradına lafın
en koyu yerinde sahande dut vs. ikram edilirdi.Daha eski seferberlik yıllarında
“gavut” denilen kurudut ezmesi varmış. Dut kurusunun ufağı, soku tabir edilen yer dibeğinde
dövülerek küplere basılır, hazarda seferde, senesine kadar bir yıl boyu tüketilirmiş.
Dedemlerin mahallesinde merhum Cıncık Hasan emminin ilk hanımı Sakine bibiye ait, içinden harık
geçen tandırlıkdaki sokuya, son gavut dibeklerinden biri diye çocukluğumuzda
merakla bakmıştık..
Henüz
60’lı 70’li yıllarda bir ilk mektep talebesinin önlük cebine tıka basa
doldurduğu kuru dut kavurga ve gak kokteylini bir teneffüste silip süpürmesini
bizim gofret kuşağı anlamada zorlanır herhalde.
Pekmez
yenmez yedirir desek hilaf olmaz.. Şu yoğurt denen türk icadı katığı, müstakil
öğün mertebesine çıkaran pekmez olmalı. Zira pekmez olmayan sofrada yoğurt ne
kadar ekşi, tahin ne kadar kekre olurdu.. Bir bağ sulama veya yonca biçme
sonrasındaki yorgunluğu ancak yoğurtla pekmeze bandırılan tandır ekmeği alırdı
ancak. Soğuk kış günleri horantanın müşterek yemek leğenine sallanan tahta
kaşıkların, un aşında açtığı şu harıklara bir bakın lütfen. Pişmiş kepekli un
peltesi, hamur kıvamında. Ortasına tereyağı ile eritilmiş çiğsüzme pekmezden
bir gölet konduruvermişler…
Dut kavurma da ne ola demeyin. O da bir kış
yemeği.. Seçilip yıkanan kuru dutların yumuşamasına fırsat vermeden yumurtalı
tereyağında kavrulması ile sofraya gelir.
Pestil ya da bizim bastığımız, yemiş olmak
için hoyratça uluorta yenmez öyle. Bir mühim hadisenin akabinde hediye veya ödül olarak takdim edilirdi ancak.
Zemheri soğuklarının geceleri iyice uzattığı demlerde ebelerimiz unutulmuş bir
yaranı tanıştırır gibi soğuk zarhalıklardan bulur getirirdi horanta içine. Evin
en serin poyraz odasında eyvanlarında nasıl saklar nasıl korurlardı onca çeşit
yiyeceği.. Peynirler, tereyağları, hoşaflık kurutmalıklar, güzden kalma arıstaklık
elma, ayva üzüm salkımları, daha nice tadlar, çörekotu kokulu zahireliklerde sonuna
kadar dururdu. Derin dondurucular,buzdolapları, ancak alaaddinin lambasındaki
cinin bilebileceği hind diyarının acaip ve garaibindendi. Pestil diyorduk.Gurbete
gidenin valizine konur, uzaklarda açılınca unlu çukalar –katlanmş pestilparçalaı-
sılaya hasret nisbetinde bir ihtiramla açılıp tadılırdı.Hatta çok eski bir
seferberlik hikayesinde cepheye gidenin ardından söylenmiş flu bir türkü sözü nakledilirdi
yaşlılarca. Asker uğurlarken “Hemidin güldüreğinde verdim bastığı..!” demiş meçhul
nişanlı..! Hangi Hamid’in neredeki şakıyan güldüreği… İyiki ayrıntısı yok ..!
Yoksa büyü bozulurdu. Bu kadarı meramı izaha kafi bence…
Dut şenlikleri (!)… Ahali verilen ödüllere,
kime niçin verildiğine değil de pekmezin rengine takmış… “dut güzeli” .! bu kavram da nerden tebelleş
oldu kafasına başkanın… Hafızasına, belki şansına kızmaya başladı…* >>
____________
*Hemen üstteki paragraflarda anlatılan olay yer ve şahısların
gerçek hayatla hiçbir akrabalığı yoktur.Tamamen sanaldır… Böyle biline.
Münevver Toprak BULUT
Özel Safiye Sultan Fen Lisesi
Kimya Öğretmeni İstanbul
(DEVAM EDECEK…)